Ne güzel yazmış Roni yine:
Ama bir kez daha gördüm ki, ben ve benim gibi düşünenler, sadece “sol” içinde yalnız kalıyoruz. Toplumun bütününde ise, hiç yalnız değiliz.
Ooy oy.
Ne güzel yazmış Roni yine:
Ama bir kez daha gördüm ki, ben ve benim gibi düşünenler, sadece “sol” içinde yalnız kalıyoruz. Toplumun bütününde ise, hiç yalnız değiliz.
Ooy oy.
Ak Parti genel başkanı Recep Tayyip Erdoğan demiş ki:
Yıllar önce farklı etnik kimlikte olanları kovduk, biz de bu hataya düştük.
CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen ise hemen beklenen tepkiyi vermiş:
Türkiye’nin sicilinde etnik kökeninden dolayı yurtdışına kovulan, ihraç edilen bir vatandaş yoktur.
Sonra neden akepelisin diyorlar. Ne olacaktım, cehepeli mi olacaktım?
| Ó, hve létt er þitt skóhljóð. Ó, hve lengi ég beið þín. Það er vorhret á glugga, napur vindur sem hvín. En ég veit eina stjörnu eina stjörnu sem skín og nú loks ertu kominn, þú ert kominn til mín. Það eru erfiðir tímar. En í kvöld lýkur vetri Halldór Laxness |
Ah, ayak seslerin ne hafif. Ah, ne kadar bekledim seni. Pencerede bahar yağmuru var, Ve ağlayan rüzgar. Ama ben bir yıldız biliyorum, Parlayan bir yıldız. Ve sonunda geliyorsun, Bana geliyorsun. Zor zamanlar. Ama bu gece kış bitiyor. Halldór Laxness |
Ergenekoncuların yine “Atatürk’ü seven insanlar içeri alınmaktadır” geyiği yapmasıyla dalga geçecektim bugün, ama Habervaktim isimli site, öyle bir “haber” yapmış ki, bütün hevesim kaçtı:
Yıllarca savaştı sonunda muhtaç kaldı
Ömrünü İslami değerlerle savaşarak geçiren, çocukların Kur’an Kursları yerine bale kurslarına gitmesi için baskı uygulayan, açıkça başörtüsü düşmanlığı yapan ÇYDD Genel Başkanı Türkan Saylan’ın evine 12. dalga kapsamında yapılan baskın inanılmaz bir gerçeği gözler önüne serdi. (…) Saylan’ın görüntüsü görenleri hayrete düşürdü çünkü başı örtülüydü. (…)
Yıllarca örtü karşıtlığı yapan Saylan’ın başını örtmüş olması, “Sonunda muhtaç kaldı” yorumlarına neden oldu.
Uzun süredir kemoterapi gören Saylan’ın bu şekilde de olsa başını örtmesi ve konuşmasını İnşallah diyerek tamamlaması akıllarda ayrıntı olarak kaldı.
Ben de bu yazıyı inşallah diyerek tamamlayacağım; Allah bin türlü belanızı verir inşallah!
Mehtap TV garip bir kanal. “Tefekkür”, “Hanım Sahabiler”, “40 hadis” gibi Mesaj TV ayarında programların yanında Eser Karakaş, Şahin Alpay ve Mehmet Altan’ın tartışma programı Akıl Defteri (pazartesi 21), ve Ferhat Kentel‘in sunduğu Tersi ve Yüzü (cuma 21) diye 2 programları var. Bu yazıyı da bu programın son bölümünü paylaşmak, ve fırsattan istifade DSİP’i tanıtmak için yazıyorum.
3 Nisan tarihli Tersi ve Yüzü programında Devrimci Sosyalist İşçi Partisi (DSİP) genel başkanı Doğan Tarkan ve yine partinin üyesi ve DurDe sözcüsü Cengiz Alğan, 29 Mart yerel seçimlerini değerlendirdiler. Şuradan online izleyebilir, şuradan bilgisayarınıza indirebilirsiniz .
Devrimci Sosyalist İşçi Partisi (DSİP), Türkiye solundaki en farklı parti. Darbelere ‘ama’sız karşı duran, ergenekonu ciddiye alan, başörtüsü dahil olmak üzere tüm özgürlükleri ilkesel olarak savunan DSİP, her sene en hardcore marksistlerden en liberal Star gazetesi yazarlarına kadar bir çok kişinin konuşmacı olarak katıldığı güzel Marksizm 200x toplantılarını da düzenlemekte. Üyesi değilim ama, şu an kendime en yakıın gördüğüm parti hiç kuşkusuz DSİP’tir.
Bu partinin farkını, bahsettiğim programda Doğan Tarkan ve Cengiz Alğan’ın söylediği şu bir kaç cümle açıklasın dilerseniz:
DT: “İnsanların ağır koşullarda çalıştırıldığı, haklarının özgürlüklerinin olmadığı bir sistem sosyalistse ben sosyalist değilim.”
DT: “Türkiye’de ilk defa güçlü ve silahlı Kemalizm geleneği geriliyor. Bu mücadelede saf tutmadığınız takdirde 80 yıllık devletin yanına düşersiniz. Sosyalistler bir saniye bile düşünmeden Kemalizm’i gerileten tarafta olmak zorunda.“
CA: “Bizim sol, seçim sonrası o grafiklerde “diğer” kısmından kurtulmak istiyorsa, Kemalizm’le bağını koparması gerekir, devletçilikten bağını koparması gerekir, 5 milyon kişi başını bağlıyor diye şeriat gelecek paranoyasından kurtulması gerekir, orduyu ilerici görmeyi bırakması gerekir.”
DT: “Türkiye solunun önemli bir kısmı darbe girişimleri ve ergenekon üzerine ya tarafsız kalmaya çalışıyor, ya da ‘hayır darbe girişimi yoktur, aslında AKP sivil darbe yapmaktadır’ gibi garip bir politik durum içindeler. Özgürlükleri savunmadan, seçilmiş bir hükümetin devrilmesine kim olursa olsun karşı çıkmadan halktan oy istemek mümkün değildir.”
Sonlara doğru da, bunları yapacak yeni, kapsayıcı bir sol alternatifin Türkiye’nin tek umudu olduğundan bahsettiler ya, lafı ağzımdan aldılar. DSİP, bunları söyleyip duruyor zaten ama, artık programındaki ve adındaki “devrimci”den kurtulup, boyuna bakmadan çıkıp böyle bir işe kalkışsa keşke yavaş yavaş.
Seçimlere ve Türkiye siyasetine dair kamuoyunda çok az yer bulabilen ama önemli bir bakış açısını, gerçek özgürlükçülüğün liberallerin tekelinde olmadığını, bütün sosyalistlerin de at gözlüklü ve totaliter olmadıklarını farketmek için ideal bir program olmuş. Tekrar şeyedeyim; şuradan online izleyebilir, şuradan bilgisayarınıza indirebilirsiniz. Ayrıca Mehtap TV’nin diğer bütün programların bütün bölümleri de sitede mevcut.
22 temmuz seçimlerinden sonra bunu karalamışım, kenarda kalmış. CHP’ye atacak başka çamur bulamadım bu aralar, bunu yollayayım gitsin bari:
CHP ile birlikte seçime giren DSP, Cumhurbaşkanlığı seçimi için meclise girdi. CHP ise meclise girmemekle kalmadı, “hayati konular olmadıkça cumhurbaşkanıyla görüşmeyeceğiz” gibi bir şeyler zırvaladı. Yahu, halk o %20 oyu sen otur meclis bahçesinde pişpirik oyna diye mi verdi? Bir DSP’li konuşuyordu, neden meclise girdikleri konusunda; “bir taraf faullü oynuyor ama hakem taraf tutuyorsa takımı sahadan çekebilirsiniz, hükmen malup olursunuz. ama oynamaya devam ederseniz kazanabilirsiniz.” falan diyordu. En azından bir DSP ol lan CHP.

Melih Gökçek, Ankara’da 15 yıldan sonra bu kez sanırım gerçekten son kez seçildi. (Bir daha aday olmayacak yani, ondan.) Oyları %56′dan %38′e düştü ama, yetmedi. “Mansur Yavaş anca %10 alır, eheh meheh” diyen Tarhan Erdem de kına yaksın. %27 aldı Mansur Yavaş. Ben de ona oy vermiştim, hala da kazansa kazansa onun kazanabileceğini düşünüyorum. İçim rahat. “MHP’ye de oy vermedik demeyiz, eheh.”
Ankara İl Genel Meclisinde oyumu verdiğim HAKPAR, %0.11 alarak Şükrü Erbaş’ın %0.7’sinden sonra kişisel tarihimde “a new low” set etmemi sağladı. 3 milyonluk Ankara’da benden başka sadece 2947 kişi daha oy vermiş. Diyarbakır’da bile %1′e ulaşamayan HAKPAR’ın en büyük başarısı Ağrı belediye başkanlığında aldığı %1.33 oldu. Kurarsınız federasyonunuzu artık Ağrı’da. ahah.
Ankara – Çankaya‘da halk tarafndan pek tanınmayan CHP adayı Bülent Tanık , meşhur AKP adayı Bülent Akarcalı‘ya anlamsız bir fark (36 puan!) attı. CHP’nin oyları 8 puan artarak %58 olurken, AKP 15 puan düşerek %22′de kaldı. Ben, ikisi arasında karar veremediğim için DTP çatısı altında seçime giren solun ortak adayı Serpil Köksal’a vermiştim, %0.45 aldı. eheh.
Yenimahalle‘de CHP, AKP’yi yenmiş bu sefer. Bu 5 sene Yenimahalle’yi de bok götürecek anlaşılan. (CHP yüzünden değil, Gökçek yüzünden.)
Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP), Hopa‘da ön seçim yaptı, ön seçimde o sıradaki başkan Yılmaz Topaloğlu seçilmedi, bunun üzerine kendisi de bağımsız aday oldu, sonuçta ÖDP %8, Topaloğlu %18 aldı, Hopa, %25 ile CHP’ye gitti. Demek ki ön seçim de her zaman çok hayırlı olmayabiliyormuş.
Hatay – Samandağ’da ÖDP, Tunceli -Mazgirt’te Emek Partisi (EMEP)olmak üzere sosyalistler 2 ilçe belediyesi kazandı, ayrıca Hatay – Aknehir, Kırıkkale – Hasandede ve Malatya – Ağılbaşı belde belediye başkanlıklarını da ÖDP kazandı. (Henüz EMEP veya TKP herhangi bir beldeyi kazandı mı bilmiyorum.) Böylece (DTP hariç) sosyalistler toplam belediye sayılarını %150 arttırdı. (1 ilçe + 1 belde‘den 2 ilçe + 3 belde‘ye çıktı.)
Edit: Tunceli’nn Hozat, Pertek ve Nazımiye ilçelerini ve Rize – Çamlıhemşin‘i bağımsız sosyalist adaylar, Tunceli’nin Darıkent beldesini de EMEP almış. Yani 6 ilçe + 4 belde sosyalistlerin. %400 artmış sosyalist belediye sayısı. Oha.
İstanbul Büyükşehir’de DTP’den solun ortak adayı Akın Birdal, anca %4.6 alabildi. Sırf Kürtler verse bile %5′i geçmesi gerekirdi, solcular Kılıçdaroğlu’na mı verdi n’aptı?
Geçen gün bahsettiğim, DTP, EMEP, ÖDP, SDP ve bir sürü oluşumun desteklediği Yeşiller adayı Nursel Şengür,, Kadıköy‘de %0.13 (445 oy) alarak TKP’ye bile geçildi. Ki DTP’nin bir önceki seçimde Kadıköy oyu %2. Çok acı gerçekten. Beyoğlu‘nda ise Sosyalist Feminist Kolektif‘in adayı Ülfet Taylı Taş ise 398 oy (%0.28) aldı. (DTP’nin oyu %6)

Sivas Merkez’de BBP adayı Doğan Ürgüp %51, il genel meclisinde ise BBP %37 almış. Hey yavrum hey. Şu haritaya bak, nasıl da lacivert bir güneş gibi doğmuş ülkeme Büyük Birlik! Merkez’de BBP geçen yerel seçimde %20 almıştı, genel seçimde ise bağımsız aday olan Muhsin Yazıcıoğlu sadeceı %10 ile milletvekili seçilmişti. Sivas’ın dışnda, Maraş ve Bayburt’ta da belirgin bir oyu var BBP’nin.
Büyük Birlik Partisi (BBP) ve Saadet Partisi, oylarını %100 arttırdı! BBP %2.3′ü, Saadet %5.2′yi buldu. AKP’den çok daha “dinci” olan bu partilerin AKP’den oy çalması, şimdilik çok mutlu ediyor bizim “çağdaş”ları. Allah sonumuzu hayır etsin.
İzmir’de CHP‘ye bir haller oldu. AKP’nin kazanacağına kesin gözle bakılan, AKP’nin sınırlarını kendi kazanacağı şekilde ayarladığı iddia edilen yeni ilçeler Bayraklı ve Karabağlar, ve hatta ömrü billah selamet-refah-fazilet-AKP’yi seçmiş olan Kemalpaşa bile dahil olmak üzere 30 ilçeden 28′ini CHP aldı, Tire’yi 7 puan farkla DP‘ye kaptırdı, Bayındır’ı ise sadece 14 oy farkla AKP’nin kazandı. “Hadi lan ne kalesi, daha 2 seçim önce Burhan Özfatura’yı seçtiniz” diye dalga geçtiğim İzmir, hakkaten kale olmuş, haberimiz yok. Şuna bak. (Bayındır yenilenmemiş burada henüz.)
İzmir – Konak‘ta Eski SHP’li başkan şimdi AKPli aday Ahmet Sarışın sadece %26, eski DSP’li başkan şimdi DSP’li aday Erdal İzgi sadece %3.6 alırken, CHP’nin ilk adayı kabul edilmeyince seçtiği ikinci adayı Hakan Tartan ise %56 ile “sildi süpürdü”. DTP adayı Mizgin Irgat ise oyları düşmesine rağmen diğer partiler eridiği için %7 ile 3. oldu Konak’ta.
AKP’ye deniz kenarında oy yok. Toplamda belediye başkanlıklarının yarıdan fazlasını alan AKP, denize kıyısı olan 28 ilden sadece 9′unda kazanabildi.
CHP ve MHP ise, sadece deniz kenarında var. Her zamanki gibi, hatta her zamankinden daha yoğun bir şekilde deniz kenarlarını CHP (Kırklareli, Tekirdağ, Çanakkale, İzmir, Aydın, Muğla, Antalya, Mersin, Zonguldak, Sinop, Giresun, Artvin.) alırken, denizin en kenarı olmayan, ama kenara çok yakın şehirleri MHP (Manisa, Balıkesir, Uşak, Isparta, Osmaniye, Adana, Kastamonu, Bartın, Karabük, Gümüşhane.) aldı. MHP iç anadolu’yu iyice AKP’ye bırakıp, batıya ve güneye kaydı.
Sonuç olarak, deniz kıyılarında CHP, onun bir iç halkasında MHP, daha içinde de AKP kazandı. Aferin. Kurcaladınız kurcaladınız, halka halka böldünüz güzelim vatanı sonunda. soğan gibi bölündü cağnım vatan. Halka halka. Çember çember. :(
Büyükşehir ve/veya İl merkezlerinde kadın belediye başkanı sayısı %100 arttı! Eskiden sadece Tunceli’de DTP/EMEP’li Songül Erol Abdil vardı, şimdi Tunceli’de DTP’li Edibe Şahin, Aydın’da CHP’li Özlem Çerçioğlu belediye başkanı seçildi. Muazzam bir kadın – erkek eşitliği. Helal olsun bütün partilerimize.
Antalya‘yı hardkor Kemalistler kazanmış. Üzüldüm.
Kılıçdaroğlu, İstanbul’da iyi direndi. Keşke ya kazansaydı ya da fark yeseydi. AKP de CHP de çok havalanmıştı, birinin havası alınsa iyiydi.
Bodrum‘da Kocadon, CHP’yi tahtından indirmiş. Absürt Laiklik Eden Gidiyor Goygoyu işe yaramamış. Sevindim.
DTP, doğuda AKP’ye ödünç verdiği belediyeleri misliyle geri aldı. Iğdır, tarihinde ilk defa DTP yönetimine geçti. Sevindim.
Eskişehir, Yılmaz Büyükerşen’de (DSP) kaldı. Sevindim.

20 yıl öncesinin Ak Parti’si ANAP, İl Genel Meclisinde %0.76 almış. Rize dışında %3′ü geçtiği il yok. Kapatın gidin abi partiyi artık. Haydar Baş bile geçecek neredeyse.
Milliyetçi Hareket Partisi, korku salan ismine ve tarihine rağmen, kaç yıldır sürdürdüğü dönüşüm sonucunda iyice merkez partisi olma yolunda. (Hayır, Mansur Yavaş’a verdiğim oy için kendimi rahatlatmaya çalışmıyorum. Valla.) AKP’ye vermek istemeyen sağcılar ve CHP’ye vermek istemeyen “sol”cular MHP’ye vermeye başladı. Eski MHP yerine ise BBP yükseliyor. Yeniden, Allah sonumuzu hayır etsin.
DTP’nin yedeği olarak kurulan ve sadece İl Genel Meclis pusulasında bulunan, onda da herhagi bir aday açıkladı mı belli olmayan Barış ve Demokrasi Partisi 6712 oy alarak Yaşar Nuri Partisini geçti. ehehe. Adını mı beğendiniz amblemini mi beğendiniz n’aptınız arkadaş?
Seçim sonucunu illere ilçelere göre en güzel ntvmsnbc, partilere göre en güzel Hürriyet veriyor.
4 saattir bu yazıyı yazıyorum, toplam 938 kelime olmuş. Şu emeği derslerime versem profesördüm şimdi.
Dün gece Taha Akyol konuktu bir yerlerde, şunu dediydi:
Doğuda DTP’ye oy verilmesini pek doğru bulmuyorum. Etnik olarak oy kullanılması doğru değil, tehlikeli.
Şimdi de CNN Türk’te konuk Taha Akyol, AKP’den MHP’ye geçen Aytaç Durak’ın AKP’nin az farkla önünde Adana Büyükşehir Belediye Başkanlığını kazanması hakkında şunu dedi:
Belirli kişilerin ardından, hangi partiye giderse gitsin, feodal bir şekilde peşine takılıp oy verilmesini doğru bulmuyorum.
Neyi doğru buluyorsun Taha Akyol? Yahu yerel seçimlerde oy vereceğim adam AKP’den MHP’ye geçti diye ben yine AKP’nin merkezden belirlediği adaya mı oy vermeliyim? Esas önemli olan aday değil midir? Aytaç Durak’ı beğensem de, “ay dur peşine takılmayayım, ne o öyle feodal feodal” diyip AKP’ye mi vermeliyim oyumu? Esas feodal tavır bu değil mi, gerizekalı mıyım lan ben?
Etnik olarak oy kullanmayalım da dini olarak mı kullanalım Taha Akyol? Haa, hizmete oy verin diyorsun sanırım. Neden? Başkanı DTP’li olan belediyeye AKP’li hükümet kaynak ayırmaz diye mi? Yoksa DTP’li belediyeler belediyeciliği beceremiyor mu? Ee, bu belediyelerin yarısı AKP’nindi geçen dönem. Hizmetlerini beğenmemişlerdir belki? Hayır, ne bekliyordunuz ki, bir sikik TV kanalı açtı diye “ya sev ya terk et”çi AKP’ye mi verecekti Kürtler oylarını?
Neyi doğru buluyorsun Taha Akyol? Açık açık desene sen şuna, “AKP’nin oy kaybetmesini doğru bulmuyorum, eğer AKP bütün belediyeleri kazanırsa, onu doğru bulurum.”
Baktım ben dahil hiç bir tanıdığım tam olarak sistemi bilmiyor, bir toparlayayım dedim seçim günü sabahı. Biraz geç oldu, farkındayım.
İlk oyu İl Genel Meclisi için kullanıyoruz. Turuncu pusula, turuncu zarf. İl genel meclisine (sanırım) vali başkanlık ediyor. İl bütçesini, yıllık programları, faaliyet raporlarını inceleyip onaylamak, il özel idaresinin görevlerini ilgilendiren kanunların uygulanmasını sağlamak üzere yönetmelikler yapmak, ilin mallarına ilişkin tasarruflarda bulunmak, bayındırlık, sağlık ve öğretim işlerinde harcanmak üzere borç alımına karar vermek, vergi, resim, harç ve öteki mali yükümlülüklerin miktar, oran ve tarifelerini belirlemek, çevre ve ilgili idari konular hakkında görüş ve düşüncelerini bildirmek gibi görevleri var.
İl genel meclisi seçimleri %10 barajlı nispi temsil sistemi ile yapılıyor, yani genel seçimlerdeki gibi. Ama genel seçimlerden farkı, ayrıca bir “ülke barajı” yok, sadece ilçe barajı var. İlçede %10′u geçtin mi, meclise girebiliyorsun. Ayrıca bu meclise seçilen üyeler, ilin bütün oylarının toplamından bir kerede değil, her ilçe için ayrı ayrı hesaplanır, her ilçe için ayrı ayrı il genel meclis üyesi adayları belirler partiler. Bunu da yeni öğrendim.Yani her ili bir ülke, her ilçeyi de bir il olarak düşünürsek, il genel meclisi seçimleri, genel seçimlerin 81 adet minyatürü oluyor. Zaten o yüzden partilerin toplam oyları hesaplanırken il genel meclisi oyları toplanır. Halkımızda belediye başkanlığında hangi partiye oy verdiyse bunda da ona vermek gibi bir alışkanlık var ne yazık ki ama, aslında hiç alakaları yok. Gönül rahatlığıyla Büyükşehir belediyesinde X partisinin adayına oy verirken, il genel meclisi’nde ise A partisine oy verebiliriz mesela. Veya belediye başkanı seçimlerinde kendini A’ya karşı C partisinin adayına vermek zorunda hisseden sosyalist kişi, il genel meclisinde Ö’ye mi K’ye D’ye mi artık neye isterse oyunu vererek içini bir nebze rahatlatabilir.
Belediye Meclisi, (mavi pusula, mavi zarf) bir araziyi imara açmak kapamak, belediyenin hizmet tarifelerini ve su ücretlerini belirlemek, sokak, cadde ve mahalle isimlerini belirlemek. belediyenin yatırım planlarını ve bütçesini onaylamak, başkan’a yatırımlar için borçlanma yetkisi vermek gibi işlerle uğraşıyor.
Belediye meclisi seçimleri %10 barajlı nispi temsil sistemi ile yapılır, yani genel seçimlerdeki gibi. Burada baraj ilçedeki toplam oya göre hesaplanır. (Yani ÖDP ülke genelinde %0.3, artvin genelinde %1 alsa da, Hopa’da %30 aldığı için, Hopa belediye meclisinde bir sürü ÖDP’li vardır.)
Belediye meclisi pusulasını attığımız mavi zarfa, ne renk olduğunu hatırlamadığım (ilçe) belediye başkanı ve eğer bir büyükşehir alanı içersindeysek beyaz renkteki büyükşehir belediye başkanı pusulasını da atıyoruz. Peki Büyükşehir Belediye Meclisi üyeleri nasıl belirleniyor? Büyükşehir’i oluşturan tüm ilçe belediye meclis üyelerinin seçimde en üst sıradan seçilmiş 1/5′i bu meclisin de üyesi olmaktadır. Nasıl en üst 1/5? Şurada d’hondt sistemi açıklanmış. O sıralamaya göre ilk 1/5′lik dilim.
Bu durumda şöyle bir sorunumuz oluyor tabii, mesela Ankara Büyükşehir’de hayali M. kişisinin kazanma ihtimaline karşı, hiç sevmesem de, karşısındaki tek güçlü parti olduğu için C partisine oy vermek istiyorum, bari mecliste onu biraz denetlesinler, istediği gibi at koşturamasın diye. Lakin bu amaçla belediye meclisi seçiminde C’ye verince, zaten başkanlığı da C’nin alacağı Çankaya Belediyesi meclisinde de C’ye oy vermiş oluyorum, ki böyle bir şey yapmak istemezdim. N’apalım, kader.
Yeri gelmişken, önceki seçimlerde bütün il, büyükşehir, ilçe, belde belediye seçim sonuçlarını YerelNET‘ten öğrenebilirsiniz.
Onlara oy verirdim yani diyorum, oralarda olsaydım. İstanbul Büyükşehir’de de Akın Birdal‘a verirdim. Ne şanslı İstanbul’lular, böyle oy verilebilecek adayları olduğu için.
Kadıköy‘de Yeşiller Partisi üyesi Nursel Şengür, 78′liler Girişimi, DTP, EHP (Emekçi Hareket Partisi), EMEP, ÖDP, SDP, SEH (Sosyalist Emek Hareketi), SODAP (Sosyalist Dayanışma Platformu) ve Yeşiller Partisi’nden oluşan Kadıköy Birlikte Başarabiliriz Platformu‘nun ortak adayı. Geçen seçimlerde önce desteklenmesine karar verilen, sonra nedense vazgeçilen 2 (Bursa ve İzmir-2′de) yeşil adaydan sonra, ortak sol platformun desteklediği ilk yeşil aday kendisi sanıyorum. Herkesin yönetime kendi sokağından bağlayarak katılacağı, katılımcı bir yönetim vaadediyor. Öncelikle deprem önlemlerine ağırlık verecekmiş.
Beyoğlu‘nda ise Sosyalist Feminist Kolektif‘in adayı Ülfet Taylı Taş, ÖDP, Yeşiller ve zannedersem DSİP’ tarafından destekleniyor. DTP, ESP, SP, EHP, SODAP, Antikapitalist falan ise Yusuf Çetin diye başka bir ortak aday çıkarmayı tercih etmiş. Ülfet Tayl Taş, kadınlara, eşcinsellere ve tüm azınlıklara “özgür bir Beyoğlu” vaadediyor.
Evet, ikisinin de başkanlığı kazanmaları hayal, muhtemelen %10′u geçmeleri bile hayal, ama Hayır başlıklı yazımdaki durumun aksine, bu ilçelerde kazanacak olan aday ya zaten açık farkla belli, ya da kim kazanırsa kazansın benim için fark etmiyor. O yüzden gönlümdeki adaya gönül rahatlığıyla verebilirdim oyumu. (Evet, Ankara Büyükşehir’e yeşil aday diye babamı bile çıkarsanız oy vermem şu durumda.)
Bu arada Yeşiller bu “nasıl olsa kazanamaz” zihniyetine de bir çözüm bulmuş,3 ilçede belediye meclis üyeleri için bağımsız adayları var, ki bunların kazanması aslında iyi bir kampanyayla hayal değil. Kim bunlar? Bursa – Nilüfer’de Sevgi Mutlu, Tekirdağ – Merkez’de Kahraman Şahin, İstanbul – Şişli’de Sabri Ender Eren. Yeşiller’in diğer başkan adayları ise İzmir – Konak’ta (1) Derya Özgüzel ve Hatay – Samandağ – Tomruksuyu beldesinde Serpkaya Öz. Sayfalarından haklarında bilgiyi ve vaatlerini de görebilirsiniz.
Böylece bugünkü seçim propagandamızın sonuna geliyoruz. Yarın başka bir parti, başka şehirler ile tekrar görüşmek üzere, esen kalın.
Helikopter kazasından 48 saat sonra, önce 5 kişinin cesedine ulaşıldığı, Muhsin Yazıcıoğlu’nun ise bulunamadığı söylendi. Daha sonra 6′ya çıktı sayı. Habertürk muhabirimiz, Muhsin Yazıcıoğlu’nun yeğeniyle konuşuyor canlı yayında. Aşağıda ise daha konuşma başladığında bile yazıyor “6 kişinin de cesedine ulaşıldı” diye, dikkatinizi çekerim.
Buradan sonrası, henüz wordpresse video embed edemediğim vakitlerde yazıldıydı, şimdi videoyu koydum, manasız oldu.
Muhabirin, cesetlere ulaşılma haberini adamın tam da “Muhsin Yazıcıoğlu’nun hayatta olma ihtimali”nden bahsettiği ana denk getirmesini ibretle izliyoruz.
Koca adam göz yaşlarına boğulurken Habertürk muhabiri hala bıkbık “gerçekten çok zor, bakınız nasıl da göz yaşları” diye geyik yaparken, Habertürk kameramanı adamın suratına, yüzüne zoom yapıyor, ellerin kolların arasından gözyaşı pornosu çekiyor. Habertürk yönetmeni ise bu görüntüleri adamcağız ambulansa götürülene kadar, ve daha sonrasında “doktor çağırın” bağırışları gelene kadar inatla yayınlamaya devam ediyor. (Doktor çağırın kısımları bu videoda çıkmamış.)

Muhsin Yazıcıoğlu, 21 Mayıs 2007′de Samsun’da, arabasına kırmızı ışıkta geçen bir minibüsün çarpmasıyla ölümden döndü.
25 Ağustos 2007′de Sivas’ta arabasına bir araç çarptı ve gözden kayboldu. Traktör mü kamyon mu anlaşılamadı.
7 Haziran 2008′de Bolu tünelinde bir kamyonun bir anda arabasının önüne kırmasıyla çok ciddi bir kaza daha geçirdi.
25 Mart 2009′da kiraladığı helikopterle Maraş‘ın dağlarına çakılarak öldü.
Bütün bu tuhaf kazaları atlat, git Maraş’ta öl. Tanrı’nın, doğa’nın, bir şeylerin adaletine, ölülerin ruhlarının gazabına, bir şeylere inanası geliyor insanın.