Taşındım

Ekim 12, 2007 by jørmungand

Zaten hiç bir şey yazasım gelmeyen şu günlerde, wordpress sansürü de tuz biber olduydu, hiç bir şey yazmıyordum. Sonunda bloggera taşınmayı başardım, afiyet olsun: http://jormun.blogspot.com

özgürlükçü abdullah gül?

Eylül 4, 2007 by jørmungand

Çok muhteşem, tarafsız, harikulade, eski cumhurbaşkanımız Ahmet Necdet Sezer zamanında köşkte yasaklanan sadece türban değildi, eskiden resepsiyonlara davet edilen Orhan Pamuk, Sezen Aksu gibi sanatçılar, ve tabii ki Vakit gazetesi de (muhtemelen yeni şafak, zaman, yeni asya, milli gazete vs de davet edilmiyordu, elimde bir kaynak yok ama o konuda) artık köşke davet edilmiyordu. (Orhan Pamuk, Nobel alınca bile davet edilmediydi hatırlarsak, nasıl olsa “30bin kürt, 1milyon ermeni öldürüldü” dediği için almıştı Nobel’i!) Abdullah Gül gelince bu yasaklar kalkmış! Hatta üzerine bi de genelkurmay’dan yasaklı DTP de davet edilmiş! Ne güzel. Çok takdir edilesi. Tarafsız, kemalist cumhurbaşkanımızın köşke sokmadığı “ermeni dostu, türk düşmanı” Orhan Pamuk’un, Kemal Burkay’ın yazdığı sözleri yorumlayan Sezen Aksu’nun, diyince bütün sorunlarımız çözüleceği için “pekaka terörist” demeyen DTP’nin artık resepsiyonlara davet edilmesi daha demokratik bir Türkiye, hadi en azından “köşk” demek.

Peki neden soru işareti var başlıkta? Çünkü Evrensel, Birgün ve Gündem davet edilmemiş. Evrensel de, “Gül, Vakit’e müslüman” diye haber yapmış bu durumu.

Ahmet Tulgar, Birgün gazetesinde, yanılmıyorsam Behiç Aşçı’nın ölüm orucu sırasında, hükümet ve Cemil Çiçek’in hiç bir adım atmaması üzerine bir yazı yazmıştı. Kimilerinin oraya buraya “be hey dürzü”‘ler, o olmazsa bursa nutukları döşenmeleri gibi ben de bu dönemde her yere şu Ahmet Tulgar yazısını döşeneceğim böyle giderse. Bu vesileyle, şimdiden antreman yapalım:

BİZDEN BİR ŞEY İSTEMEYİN ARTIK

Onlar da bizden bir şey istemesinler artık. Vermeyiz, yapmayız. Bundan böyle. Onlar için bir şey.
İsterlerse istesinler. İstedikleri kadar istesinler. Onlar da bundan böyle bizim umurumuzda olmaz artık.
Fark ettikleri gün o kazık kaktıklarını sandıkları koltuklarının nasıl mancınık misali bir düzenek olduğunu, ilk rejim arızasında nasıl çakılacaklarını yere o yaylı koltuklarından, hiç bitmeyecek sandıkları iktidarlarının nasıl tel maşa bir sayaca bağlı olduğunu, nasıl sınırlı olduğunu o keyfiyet ve özgürlük alanlarının, ellerindeki o yasama ve yetki lüksünün ellerinden nasıl hoyratça çekilip alınabileceğini bir gün, hatta çoktan alınmaya başlandığını, nasıl bir gün hepsini yitireceklerini, hatta yitirdiklerini, istedikleri kadar dem vursunlar o zaman bize demokrasiden, demokratik seçimlerden, seçilmişlikten. Filan falan. Yürür gideriz yüzlerine bile bakmadan. Yüzümüzden bir fayda beklemeyenler, bir yarar ummayanlar iktidarları boyunca, sırtımızdan fayda görürlerse görsünler, onunla yerinsinler artık.
Sözüm onlara:
Seçmediğimiz gibi sizi biz, bundan böyle seçilmişliğiniz için bile, kılımızı kıpırdatmayız.
Bir gün sizden hiç umulmayan bir cesaretle ya da cılız bir seslenişle çağırırsanız bizi meydanlara, şuradan şuraya adım atmayız.
Namluların önüne kendiniz dikilirsiniz gerekirse bir gün artık.
Biz size hiç birini öğretmeyiz.
Hızlandırılmış direniş kursları vermemizi beklemeyin bizden.
Uluslararası topluluğu kendiniz yardıma, dayanışmaya çağırırsınız artık diliniz döndüğünce.
Bu konuda da bizden aracılık beklemeyin.

BİR TEK SU VERİRİZ
“Size bundan sonra su yok” demek lazım ama bir tek su verebiliriz size bundan sonra. Soğuk su. Üstüne içmeniz için nasıl hızla akıp gittiğine şaştığınız o ikbal günlerinin. Yasama dönemlerinin. Ya da belki ardınızdan dökeriz bir tas su. Bir tas suyu.
Sadece atanmışları ile değil sizin gibi seçilmişleriyle de bu sistemin uzaktan yalandan bir sempati ilişkimiz olmaz, olamaz bundan böyle.
Siz çok saygılısınız da seçilmişliğe, bizden saygı bekliyorsunuz şimdi.
Siz çok sivilsiniz de biz sivillere göz kırpıyorsunuz, bizimle uzaktan uzağa flörte kalkışıyorsunuz, utanmadan.
Sizin sivilliğiniz olsa olsa alışveriş merkezlerinde küçücük kızlara işkence yapan özel güvenlik şirketi elemanlarının sivilliği kadar olur.
Sizi gidi oligarşi istihdamlı, militarizm yetkilendirmen özel güvenlik şirketi elemanları, özel güvenlik hükümeti. Sınırlı sorumlu şirket sizi.
Çevirin bakalım kapınızdan “barış, barış” diye gelenleri, seçilmişleri, gözüne girmek için atanmışların, kendi kendini atamışların.
Kırın bakalım kalbini halkın.
İmdadınıza kim yetişecek karlar yağdığında güvendiğiniz dağlara, yani bu halka. Ki ne zamandır yağıyor zaten, kış erken geldi, yollar kapandı, buluşma, kesişme, çakışma yolları.
Duymazlıktan gelin siz bu ülkenin vicdanının sesini.
Hak etmediğiniz, aslında kimsenin hak etmediği bir ayrımcılığın hedefi olduğunuzda yanınızda bulacak mısınız bakalım çoğulcularını bu toplumun, aydınlarını?
Gün gelir rüzgâr döner.

SİZE DE KAPANIR KAPILAR
Dönecek mi bakalım sizden çoktan umudunu kesmiş, size derinden kırılmış sivil toplumcuları sizin çağırmalarınızın geldiği tarafa?
Aylardır, yıllardır sizden biraz vicdanlı davranmanızı isteyen ama sizin kulak vermediğiniz aydınları, yazarları, sanatçıları bu ülkenin, bakalım vicdanlarına bandıracaklar mı sizin için kalemlerini?
Bakalım, göreceğiz hepimiz.
Sakın, sakın bizden bir şey istemeyin bundan sonra. Kırgın ve öfkeliyiz.
Bizimle barışmanız, gelecek günler için bize güvenmeniz, bizden destek ummanız için elinize geçen bütün fırsatları kaçırdınız, kaçırıyorsunuz.
Ne TBMM kapılarını açıyorsunuz, ne hücre kapılarını.
Ne kulağınızı açıyorsunuz ne gözünüzü.
Kaldırmadığınız bütün yasaların ağırlığı altında ezilirken bir gün açmadığınız kapıların ardında, ezerlerken sizi, yıkmadığınız o duvarların dışına ulaşmayacak sesleriniz.
Bu ülkenin sivilleri ile aranıza birkaç yılda ördüğünüz duvarların ardında çaresizliğinizle kalacaksınız.
Bu sistemin zulmü siz kendinizi yalnızlaştırdıkça size daha çok yaklaşıyor.
Sizin sivilleri gücendirdiğinizi gördükçe militarist ve kapitalist statü grupları ellerini ovuşturuyorlar. Elleriyle değil parmaklarıyla dokunsalar devireceklerinin farkındalar sizi.
Onunla, zayıflatamadığınız, güçten düşüremediğiniz bu güç odaklarının zulmüyle yeniden ve bu kez daha şiddetle karşılaşırsanız bir gün, bizden bir şey beklemeyin.
Biz o zaman kendi yöntemlerimizle kendi derdimize bakacağız.
Biz nasılsa talimliyiz.

Ahmet Tulgar, 23/12/06 , Birgün

Can’la birbirimizi anlamak veya DTP’nin işlevi

Ağustos 31, 2007 by jørmungand

DTP açıklama yapmış. Demiş ki “öldürülen 11 PKK’lının naaşları ailelerine verilmiyor, bu durum kimyasal silah kullanıldığı şüphesi uyandırıyor.” Business Channel’da “Masadan Naklen” programında da Can Ataklı ve birileri, önce şaşırıyorlar, ilk defa duymuşlar böyle bir iddia tabi, nasıl gazetecilikse, sonra da yorumluyorlar, ama ağızlarından değil; “Yaauu 11 kişi için kimyasal silah mı kullanılır, ne gerek var ki”. Demiş ki DTP, “olay yerinde otlayan 2 at 8 koyun öldü, bu da kimyasal silah şüphesi uyandırıyor”, buna da büyük bir ciddiyetle cevap geliyor; “yaauu mantar yemiştir, zehirli ot yemiştir…” 4 kişiler masada, yarım saat konuşuyorlar, bir kişi de demiyor “peki neden naaşlar ailelerine teslim edilmiyor” diye.

Birbirlerine gazı veriyorlar da veriyorlar, daha da terbiyesizleşiyorlar; “Sebahat Tuncel hapisteydi, kimseden oy istemeden, kimsenin elini sıkmadan milletvekili oldu, demek ki “buna oy vereceksiniz” diyen bir güç var, ve şimdi bedelini istiyor.” Vaay, yani diyor ki o halk elini sıkmadan buna oy vermez, kesin pkk zorla verdirtmiştir, zaten dtp’nin örgütü falan da yok, onu geçtim, o bölgede Sebahat Tuncel’i destekleyen, ona oy isteyen 4 parti, onlarca platform oluşum bilmemne yok… Arada bazı yorumlar yapıyorlar, “size bu fırsatı veriyoruz, meclise girdiniz, değerini bilin” Lütfettiniz. Canlarım benim.

En sonunda Can Ataklı, ayarı veriyor; “Birbirimizi anlayalım diyorlar, neyi anlayacaz canım biz uzaydan mı geldik.” Evet Can Bey, anlaşılan, uzaydan geldiniz!

Bunları izleyip sinirden şapkamı yemeye başlamışken bir anda neşeleniverdim, çünkü işte DTP’nin meclise girmesinin en önemli sonuçlarından biri buydu! Bu açıklamalar eskiden de yapılırdı ama, ajanslara düşmez, kimsenin umrunda olmazdı, tabi, işleri yok bi de ANF’nin haberlerine mi bakıcaklar canım. Şimdi tartışıyorlar saçma sapan da olsa, ezberleri bozulur belki yavaş yavaş, ama beklediğimden de yavaş sanırım. Daha “birbirimizi anlayalım” lafına bölücülük deme aşamasındalar…

Bu siteye erişim mahkeme kararıyla engellenmiştir.

Ağustos 18, 2007 by jørmungand

Bu siteye erişim mahkeme kararıyla engellenmiştir.
T.C. Fatih 2.Asliye Hukuk Mahkemesi 2007/195 Nolu Kararı gereği bu siteye erişim engellenmiştir.

Sene olmuş 2007, hala bu saçmalıklarla uğraşıyoruz. Buradan Fatih 2. bilmemnesine sesleniyorum; Google’ı da kapat ulan!

Melih Gökçek’i görevden al!?

Ağustos 13, 2007 by jørmungand

“Melih Gökçek’in yaptıklarından ak parti sorumludur ve kendisini derhal görevden almalıdır.”

“İçişleri Bakanlığı ve valilik, belediye başkanlarını görevden alabilir, almalıdır.”

Bunları diyenler gerçekten bunların olabilirliğine inanıyorlar mı? Bu ülkede, görevden alma (hadi buna istifa etmeyi de ekleyelim) kriterinin “işini iyi yapma” olduğuna gerçekten inanıyor musunuz?

Evet aslında, belki de kriter bu bazen. Ama biraz ters işliyor sanki? Görevini yapıp Yaşar Büyükanıt hakkında iddianame hazırlayan Van Savcısı Ferhat Sarıkaya, halka ne dilde konuşuyorsun diye anket yapıp %72 kürtçe, %24 türkçe, %3 süryanice, %1 arapça sonucunu alınca bu 4 dilde belediyecilik hizmeti vermeye niyetlenen Sur Belediye Başkanı Abdullah Demirbaş görevden alınırken seçimde başarısız olanlar, yolsuzlukları meydana çıkanlar, açık açık suç işleyenler koltuklarında keyif çatmaya devam ediyorlar.

“Avrupada böyle bir skandal olsa bir gün daha görev başında kalamazdı.” Hadi canım? Bu ülkede işler evrensel kriterlere göre yürüseydi, Ulaştırma Bakanı istifa etmiş, Genelkurmay Başkanı 3 kez görevden alınmış, Deniz Baykal 2 kez istifa etmişti. Melih’e falan gelene kadar ohoo…

edit: arapça %4 değil %1′miş.

Yağmur duası

Ağustos 12, 2007 by jørmungand

Harikulade insan, ebedi onursal Ankara Büyükşehir Belediye Başkanım Melih Gökçek, “Yağmur duasına ateistler karşı çıkıyor” gibi bir şeyler saçmalamış. Son zamanlarda ülke çapında her an karşımıza çıkan “bizden değilsen onlardansın” yaklaşımına şahane bir örnek vermiş. Sen kalk “Allah’ın işi, Allah’ın bu kadar afet vereceğini öngöremedik, öngören varsa gereğini yapsaydı” diye atıp tut, dalga geçer gibi “tatile çıkın” de, 15 yıllık başkanlığında, ne zamandır söylenen kuraklık tehlikesine karşı kıçını kaldırıp iki boruyu döşeme, sonra çıkıp dua et, halk tabii tepki gösterir. Otur işini yap be adam!

Bir de şu var, “modern” kesimde devamlı (mesela akşam haberleri sırasında, evde) karşılaştığım bir yaklaşım; “keh keh keh, yağmur duası ediyorlar yauuw, hiç olacak iş mi?”. Bu yaklaşımın kaynağı, sanırım “Bak bak dincilere bak, yağmuru bile duayla yağdırıcalar akılları sıra, şeriatı da getirir bunlar yakında” korkusu. “Toplumsal cinnet”in bir etkisi yani. (Diğer bir sebep de elleri aşağıya doğru tutmaları olabilir tabi, alışıldık bir görüntü değil, komik geliyor insana.) Allah allah, sen “oğlum/kızım şu sınavı geçsin” diye dua ediyorsun, “deprem olmasın” diye dua ediyorsun, ama şu sıralarda ülkenin neredeyse yarısının en büyük sorunu olan susuzluğun azalması için yağmur yağmasını isteyen insanlar bunun için dua edince bir Cüneyt Arcayürek, bir Tuncay Özkan (ıssız adaya düşsem yanıma alacağım üç şeyden ikisi) edasıyla, “keh keh” diyorsun? Susuzluktan kırılırken bir umutla camiye giden halka tepeden bakıyorsun? Var mı öyle?

Not: Vurgulayayım, bahsettiğim “keh keh” yaklaşımı, halkın camide dua etmesine karşı olan yaklaşım. Yoksa Melih Gökçek’in “dua edin” demesine ben de derim “keh keh”, daha ağır konuşurum hatta, kalbini kırarım.

CHP’yi tarihe gömelim!

Ağustos 9, 2007 by jørmungand

Kendime en yakın sosyal demokrat oluşum olarak gördüğüm sodev, Baykal’a şöyle bir çağrıda bulunmuş. Kısaltarak aktarayım buraya da;

SODEV, bugüne değin, CHP Genel Başkanı’na yönelik kişisel sitemlerden kaçınmıştır. (…) CHP’nin önünün açılmasına izin vermek, Genel Başkan’ın, partisine bundan böyle yapabileceği en önemli hizmet olacaktır. CHP, kuşkusuz ki, üst yöneticilerinin istifasıyla bir günde değişip dönüşebilecek değildir. Ancak “rehabilitasyon süreci”nin ilk adımı da budur. (…) Sosyal demokrasiyi temsil ettiği varsayılan bir akımı, halkla bütünleşmekten ve gerçekten sosyal demokrasiye evrilmekten alıkoymamalıyız. (…) Sayın Baykal ve yönetici kadro görevlerini bırakmalıdır.

SODEV, Baykal’ın istifa etmesini, chp’nin yeni bir kurultay yapmasını, bunun sosyal demokrasinin tüm renklerini içererek, “parti içi demokrasi” kurallarına uygun olarak gerçekleştirilmesini, sosyal demokrasiyi temsil ettiği “varsayılan” chp’nin halkla bütünleşmesini, gerçek sosyal demokrasiye evrilmesini tavsiye ediyor. Biraz fazla şey istemiyor mu, ve bunların gerçekleşme olasılığını gerçekten yüksek mi görüyor?

Şahsen Baykal’ın istifası gerçekleşse bile diğer olması gerekenlerin olma olasılığını çok düşük gördüğümden, bu sonu nereye varacağı çok şüpheli rehabilitasyon sürecine başlama riskini almak istemiyorum, ardından gelmesi muhtemel isimleri (Hikmet Çetin? Mustafa Sarıgül???) de düşününce Baykal’ın istifa etmemesine çok seviniyorum. Aman böyle deyince “Sarıgül geleceğine Baykal kalsın”cılardan olduğum sanılmasın. Bu çok derin sorunları olan partinin bir lider değişikliği yaşarsa biraz silkelenerek Türkiye solunu tıkama görevini layıkıyla yerine getirmeye devam edeceğindan korkuyorum. Baykalın chp’nin başında kalması ve sosyal demokrasinin tüm renklerini içerecek, demokratik, özgürlükçü yeni bir sol partinin kurulmasıyla, sonraki seçimlerde Baykal’ın, partisi, kadroları, hizbi, tüm o Mehmet Sevigenleri, Önder Savları, Onur Öymenleri ile birikte siyaset sahnesinden silinmesini, tüm halk nezdinde anca bir Besim Tibuk kadar dikkate alınan bir konuma gelmesini dört gözle bekliyorum.

Gelin, devletin derinliklerine demir atmış, içinde Baykal çizgisinde olmayan bir elin parmakları kadar insan kalmamış, sola uzak, statükocu bir devlet partisi olan chpyi gerçek bir sola, “özgürlükçü, demokratik bir sol”a dönüştürmeye harcayacağımıza emeklerimizi, yeni bir sol parti kurmaya harcayalım! shp‘den, ödp‘den, dsp‘den, emep‘ten, sdp‘den, dtp‘den, dsip‘ten ehp‘den yeşiller‘den ve hatta chp‘den katılanlarla, sodev‘in, 10 aralık‘ın, DurDE‘nin küresel bak’ın, bhuv’un, keg’in desteğiyle, örgütsüzlükten rahatsız binlercemizin katılımıyla ülkenin gerçekten solda duran, emekten, özgürlükten, demokrasiden, çok kültürlülükten, katılımcılıktan, anti-militarizmden, eşitlikten, gerçek laiklikten, gerçek adaletten, barıştan, çoğulculuktan yana, kitle partisini kuralım! Devletin kuruluşunda çok büyük öneme sahip, ama görevini çoktan tamamlamış, “muasır medeniyetler”deki “sol”un tam zıttında duran chp’yi tarihe gömelim! Gömelim ki -kaldıysa- saygımızı daha çok yitirmeyelim. Gömelim ki, çocuklarımız, torunlarımız onu “Türkiye solunun tıkacı” olarak değil, “Cumhuriyetin kurucusu parti, Atatürk’ün partisi” olarak bilsin.

merkeziyetçi devlet nereye kadar

Ağustos 8, 2007 by jørmungand

Baskın Oran, bu haftaki Radikal-2′ye (ve Agos’a) yazdığı yazıda çok şahane bir konuya değinmiş, alıntı yapmış daha doğrusu. Yazının tamamı şurada.

-spoiler (tevriye var burda, çok feci, ahaha)-

Bugünün muasır medeniyetine ulaşmak 1920 ve 30′ların ideolojisiyle olmaz. Neyle olacağını, tarihin tanıdığı başlıca merkeziyetçi devlet olan ve Kemalistlerin de her fırsatta gönderme yaptıkları Fransa’nın sosyalist başkanı Mitterrand’dan dinleyelim (1981): “Fransa’nın ‘kurulabilmesi için‘, geçmişte güçlü ve merkeziyetçi bir iktidara gereksinme duyulmuştur. Bugün ise, ‘dağılmaması için‘, yasal iktidarın ağırlıklı olarak yerel yönetimlere bırakılması zorunlu duruma gelmiştir”.

-spoiler-

siyasal simge?

Ağustos 6, 2007 by jørmungand

Gaye Erbatur DTP

chp’li Gaye Erbatur, meclisteki yemin törenine üzerinde 6 ok işlemeli ceketle katıldı. Aynı şekilde dtp’lilerden biri de mesela sarı bir ceket giyip, üzerine de şu logoyu işleseydi mesela, nasıl bir kıyamet kopardı düşünmek ister miyiz, mesela yani, ha?

Eşit canım herkes. Herkes eşit.

%55.4′ü çözdüm

Ağustos 6, 2007 by jørmungand

Demirel’in “Karşınızdaki yüzde 53′ü unutmayın” demesine, (ki ayrıca üzerinde durulması gereken, tipik bir “baykal usulü muhalefet”) Tayyip Erdoğan, o fantastik zekasıyla “Biz de biliriz o hesapları. Bu seçimlerde yüzde 84 oy kullanılmıştır. AKP de bunun yüzde 47’sini almıştır. Yüzde 100 üzerinden bunun hesabını yaparsanız, AKP’nin aldığı oy yüzde 55.4′tür” diye cevap vermişti.

Herkes bunu yanlış orantı diye falan yorumladı. Ama hayır. Bak şimdi, Yazının devamını oku »

deniz neden böyle?

Ağustos 6, 2007 by jørmungand

Devlet Bahçeli, “akp istediği cumhurbaşkanını seçebilir” diyor, Ufuk Uras, “uzlaşmayla seçilse iyi olur ama uzlaşmadan seçilirse de kıyamet kopmaz” diyor, Deniz Baykal, “uzlaşma olmadan seçilirse kriz çıkar!” Yazının devamını oku »

nasıl delirdin lan?

Ağustos 5, 2007 by jørmungand

Çok acayip.

Lise’de en büyük korkum serviste Hande Yener çalınmasıydı. Herhangi bir müziğe katlanabilme belirtecim “Hande Yener’den iyidir yau / Hande Yener’den bile kötü abi bu!*” şeklinde idi. ıptıs çaktıs, rezalet bir “eller havaya” müziği yapıyordu bu kadın ve ben tiksiniyordum. Yazının devamını oku »

“andiçme”

Ağustos 5, 2007 by jørmungand

(sözlükte yazmış biri, “andiçme” diye bir şey tdk sözlüğünde yok, ama anayasada var, çok harika)

9 saattir arada bir baktığım milletvekili yemin törenleri nihayet bitti. sadece bir şeyi belirticem;

Salona önce mhp “kurmay”ları gelmiş, yerlerinde oturuyorlar. Daha sonra hep beraber gelen dtplilerden bir grup (Ahmet Türk, Aysel Tuğluk ve Sırrı Sakık’ı gördüm) mhp’nin önüne gidip Devlet Bahçeli’yle adam gibi el sıkıştılar, Yazının devamını oku »

güneş’ten provokasyon

Ağustos 1, 2007 by jørmungand

Güneş gazetesi’nin bugunkü 1. sayfasında solda Sebahat Tuncel’in milletvekilliğine kaydolurken çekilmiş Türk bayrağı altında fotoğrafı var, altında da bir yazı:

“Bayrağın altında çok sıkıntılıydı”

Üzerinde ayyıldız var diye diğer DTP’liler gibi TBMM rozeti almayan PKK’lı vekil Tuncel’in Türk Bayrağı önündeki tedirginliği dikkat çekti.

Yazının devamını oku »

bağımsız

Temmuz 31, 2007 by jørmungand

22 temmuz seçimlerine rekor ayıda bağımsız aday katıldı biliyoruz, bahsedeceklerim dtp’den istifa edip bağımsız aday olanlar. gerçi geç kaldım, adamlar kaydoldu bile dtp’ye tekrar, neyse. bunlara “bağımlı bağımsız” gibi saçma sapan sataşıyorlar bazen, ki çok komik, adamlar zaten inkar etmiyor ki dtp’li olduğunu, kendini bağımsızmış gibi gösterip onra dtp’ye girmeyecek ki, baştan beri biliniyor bunun sadece barajı aşmak için bir yol olduğu. Baskın Oran’a diyorlardı böyle bir de mesela “sorosçu bu, bağımsız değil ki ehelehel”, yine embesilceydi (ki başka bir yazının konusu olabilirdi ama üşendim tabii ki, sözlükten baskın oran ve sorosçu başlıklarına falan bakılabilir) de bu artık öyle böyle değil.