Çok muhteşem, tarafsız, harikulade, eski cumhurbaşkanımız Ahmet Necdet Sezer zamanında köşkte yasaklanan sadece türban değildi, eskiden resepsiyonlara davet edilen Orhan Pamuk, Sezen Aksu gibi sanatçılar, ve tabii ki Vakit gazetesi de (muhtemelen yeni şafak, zaman, yeni asya, milli gazete vs de davet edilmiyordu, elimde bir kaynak yok ama o konuda) artık köşke davet edilmiyordu. (Orhan Pamuk, Nobel alınca bile davet edilmediydi hatırlarsak, nasıl olsa “30bin kürt, 1milyon ermeni öldürüldü” dediği için almıştı Nobel’i!) Abdullah Gül gelince bu yasaklar kalkmış! Hatta üzerine bi de genelkurmay’dan yasaklı DTP de davet edilmiş! Ne güzel. Çok takdir edilesi. Tarafsız, kemalist cumhurbaşkanımızın köşke sokmadığı “ermeni dostu, türk düşmanı” Orhan Pamuk’un, Kemal Burkay’ın yazdığı sözleri yorumlayan Sezen Aksu’nun, diyince bütün sorunlarımız çözüleceği için “pekaka terörist” demeyen DTP’nin artık resepsiyonlara davet edilmesi daha demokratik bir Türkiye, hadi en azından “köşk” demek.
Peki neden soru işareti var başlıkta? Çünkü Evrensel, Birgün ve Gündem davet edilmemiş. Evrensel de, “Gül, Vakit’e müslüman” diye haber yapmış bu durumu.
Ahmet Tulgar, Birgün gazetesinde, yanılmıyorsam Behiç Aşçı’nın ölüm orucu sırasında, hükümet ve Cemil Çiçek’in hiç bir adım atmaması üzerine bir yazı yazmıştı. Kimilerinin oraya buraya “be hey dürzü”‘ler, o olmazsa bursa nutukları döşenmeleri gibi ben de bu dönemde her yere şu Ahmet Tulgar yazısını döşeneceğim böyle giderse. Bu vesileyle, şimdiden antreman yapalım:
BİZDEN BİR ŞEY İSTEMEYİN ARTIK
Onlar da bizden bir şey istemesinler artık. Vermeyiz, yapmayız. Bundan böyle. Onlar için bir şey.
İsterlerse istesinler. İstedikleri kadar istesinler. Onlar da bundan böyle bizim umurumuzda olmaz artık.
Fark ettikleri gün o kazık kaktıklarını sandıkları koltuklarının nasıl mancınık misali bir düzenek olduğunu, ilk rejim arızasında nasıl çakılacaklarını yere o yaylı koltuklarından, hiç bitmeyecek sandıkları iktidarlarının nasıl tel maşa bir sayaca bağlı olduğunu, nasıl sınırlı olduğunu o keyfiyet ve özgürlük alanlarının, ellerindeki o yasama ve yetki lüksünün ellerinden nasıl hoyratça çekilip alınabileceğini bir gün, hatta çoktan alınmaya başlandığını, nasıl bir gün hepsini yitireceklerini, hatta yitirdiklerini, istedikleri kadar dem vursunlar o zaman bize demokrasiden, demokratik seçimlerden, seçilmişlikten. Filan falan. Yürür gideriz yüzlerine bile bakmadan. Yüzümüzden bir fayda beklemeyenler, bir yarar ummayanlar iktidarları boyunca, sırtımızdan fayda görürlerse görsünler, onunla yerinsinler artık.
Sözüm onlara:
Seçmediğimiz gibi sizi biz, bundan böyle seçilmişliğiniz için bile, kılımızı kıpırdatmayız.
Bir gün sizden hiç umulmayan bir cesaretle ya da cılız bir seslenişle çağırırsanız bizi meydanlara, şuradan şuraya adım atmayız.
Namluların önüne kendiniz dikilirsiniz gerekirse bir gün artık.
Biz size hiç birini öğretmeyiz.
Hızlandırılmış direniş kursları vermemizi beklemeyin bizden.
Uluslararası topluluğu kendiniz yardıma, dayanışmaya çağırırsınız artık diliniz döndüğünce.
Bu konuda da bizden aracılık beklemeyin.BİR TEK SU VERİRİZ
“Size bundan sonra su yok” demek lazım ama bir tek su verebiliriz size bundan sonra. Soğuk su. Üstüne içmeniz için nasıl hızla akıp gittiğine şaştığınız o ikbal günlerinin. Yasama dönemlerinin. Ya da belki ardınızdan dökeriz bir tas su. Bir tas suyu.
Sadece atanmışları ile değil sizin gibi seçilmişleriyle de bu sistemin uzaktan yalandan bir sempati ilişkimiz olmaz, olamaz bundan böyle.
Siz çok saygılısınız da seçilmişliğe, bizden saygı bekliyorsunuz şimdi.
Siz çok sivilsiniz de biz sivillere göz kırpıyorsunuz, bizimle uzaktan uzağa flörte kalkışıyorsunuz, utanmadan.
Sizin sivilliğiniz olsa olsa alışveriş merkezlerinde küçücük kızlara işkence yapan özel güvenlik şirketi elemanlarının sivilliği kadar olur.
Sizi gidi oligarşi istihdamlı, militarizm yetkilendirmen özel güvenlik şirketi elemanları, özel güvenlik hükümeti. Sınırlı sorumlu şirket sizi.
Çevirin bakalım kapınızdan “barış, barış” diye gelenleri, seçilmişleri, gözüne girmek için atanmışların, kendi kendini atamışların.
Kırın bakalım kalbini halkın.
İmdadınıza kim yetişecek karlar yağdığında güvendiğiniz dağlara, yani bu halka. Ki ne zamandır yağıyor zaten, kış erken geldi, yollar kapandı, buluşma, kesişme, çakışma yolları.
Duymazlıktan gelin siz bu ülkenin vicdanının sesini.
Hak etmediğiniz, aslında kimsenin hak etmediği bir ayrımcılığın hedefi olduğunuzda yanınızda bulacak mısınız bakalım çoğulcularını bu toplumun, aydınlarını?
Gün gelir rüzgâr döner.SİZE DE KAPANIR KAPILAR
Dönecek mi bakalım sizden çoktan umudunu kesmiş, size derinden kırılmış sivil toplumcuları sizin çağırmalarınızın geldiği tarafa?
Aylardır, yıllardır sizden biraz vicdanlı davranmanızı isteyen ama sizin kulak vermediğiniz aydınları, yazarları, sanatçıları bu ülkenin, bakalım vicdanlarına bandıracaklar mı sizin için kalemlerini?
Bakalım, göreceğiz hepimiz.
Sakın, sakın bizden bir şey istemeyin bundan sonra. Kırgın ve öfkeliyiz.
Bizimle barışmanız, gelecek günler için bize güvenmeniz, bizden destek ummanız için elinize geçen bütün fırsatları kaçırdınız, kaçırıyorsunuz.
Ne TBMM kapılarını açıyorsunuz, ne hücre kapılarını.
Ne kulağınızı açıyorsunuz ne gözünüzü.
Kaldırmadığınız bütün yasaların ağırlığı altında ezilirken bir gün açmadığınız kapıların ardında, ezerlerken sizi, yıkmadığınız o duvarların dışına ulaşmayacak sesleriniz.
Bu ülkenin sivilleri ile aranıza birkaç yılda ördüğünüz duvarların ardında çaresizliğinizle kalacaksınız.
Bu sistemin zulmü siz kendinizi yalnızlaştırdıkça size daha çok yaklaşıyor.
Sizin sivilleri gücendirdiğinizi gördükçe militarist ve kapitalist statü grupları ellerini ovuşturuyorlar. Elleriyle değil parmaklarıyla dokunsalar devireceklerinin farkındalar sizi.
Onunla, zayıflatamadığınız, güçten düşüremediğiniz bu güç odaklarının zulmüyle yeniden ve bu kez daha şiddetle karşılaşırsanız bir gün, bizden bir şey beklemeyin.
Biz o zaman kendi yöntemlerimizle kendi derdimize bakacağız.
Biz nasılsa talimliyiz.Ahmet Tulgar, 23/12/06 , Birgün
Ekim 7, 2007, 6:12 üzerinde
Sen yazmamaya devam edersen herkes gercekten Gul’un ozgurlukcu olduguna inancak ha!!!