Arşiv 'seçim'Kategori

DSİP ve Mehtap TV

Nisan 8, 2009

mehtap-tv-dsipMehtap TV garip bir kanal. “Tefekkür”, “Hanım Sahabiler”, “40 hadis” gibi Mesaj TV ayarında programların yanında Eser Karakaş, Şahin Alpay ve Mehmet Altan’ın tartışma programı Akıl Defteri (pazartesi 21), ve Ferhat Kentel‘in sunduğu Tersi ve Yüzü (cuma 21) diye 2 programları var. Bu yazıyı da bu programın son bölümünü paylaşmak, ve fırsattan istifade DSİP’i tanıtmak için yazıyorum.

3 Nisan tarihli Tersi ve Yüzü programında Devrimci Sosyalist İşçi Partisi (DSİP) genel başkanı Doğan Tarkan ve yine partinin üyesi ve DurDe sözcüsü Cengiz Alğan, 29 Mart yerel seçimlerini değerlendirdiler. Şuradan online izleyebilir, şuradan bilgisayarınıza indirebilirsiniz .

dsip-amblemDevrimci Sosyalist İşçi Partisi (DSİP), Türkiye solundaki en farklı parti. Darbelere ‘ama’sız karşı duran, ergenekonu ciddiye alan, başörtüsü dahil olmak üzere tüm özgürlükleri ilkesel olarak savunan DSİP, her sene en hardcore marksistlerden en liberal Star gazetesi yazarlarına kadar bir çok kişinin konuşmacı olarak katıldığı güzel Marksizm 200x toplantılarını da düzenlemekte. Üyesi değilim ama, şu an kendime en yakıın gördüğüm parti hiç kuşkusuz DSİP’tir.

Bu partinin farkını, bahsettiğim programda Doğan Tarkan ve Cengiz Alğan’ın söylediği şu bir kaç cümle açıklasın dilerseniz:

DT: “İnsanların ağır koşullarda çalıştırıldığı, haklarının özgürlüklerinin olmadığı bir sistem sosyalistse ben sosyalist değilim.”

DT: “Türkiye’de ilk defa güçlü ve silahlı Kemalizm geleneği geriliyor. Bu mücadelede saf tutmadığınız takdirde 80 yıllık devletin yanına düşersiniz. Sosyalistler bir saniye bile düşünmeden Kemalizm’i gerileten tarafta olmak zorunda.

CA: “Bizim sol, seçim sonrası o grafiklerde “diğer” kısmından kurtulmak istiyorsa, Kemalizm’le bağını koparması gerekir, devletçilikten bağını koparması gerekir, 5 milyon kişi başını bağlıyor diye şeriat gelecek paranoyasından kurtulması gerekir, orduyu ilerici görmeyi bırakması gerekir.”

DT: “Türkiye solunun önemli bir kısmı darbe girişimleri ve ergenekon üzerine ya tarafsız kalmaya çalışıyor, ya da ‘hayır darbe girişimi yoktur, aslında AKP sivil darbe yapmaktadır’ gibi garip bir politik durum içindeler. Özgürlükleri savunmadan, seçilmiş bir hükümetin devrilmesine kim olursa olsun karşı çıkmadan halktan oy istemek mümkün değildir.”

Sonlara doğru da, bunları yapacak yeni, kapsayıcı bir sol alternatifin Türkiye’nin tek umudu olduğundan bahsettiler ya, lafı ağzımdan aldılar. DSİP, bunları söyleyip duruyor zaten ama, artık programındaki ve adındaki “devrimci”den kurtulup, boyuna bakmadan çıkıp böyle bir işe kalkışsa keşke yavaş yavaş.

Seçimlere ve Türkiye siyasetine dair kamuoyunda çok az yer bulabilen ama önemli bir bakış açısını, gerçek özgürlükçülüğün liberallerin tekelinde olmadığını, bütün sosyalistlerin de at gözlüklü ve totaliter olmadıklarını farketmek için ideal bir program olmuş. Tekrar şeyedeyim; şuradan online izleyebilir, şuradan bilgisayarınıza indirebilirsiniz. Ayrıca Mehtap TV’nin diğer bütün programların bütün bölümleri de sitede mevcut.

29 Mart Notları

Mart 31, 2009

29mart1

Ankara

Melih Gökçek, Ankara’da 15 yıldan sonra bu kez sanırım gerçekten son kez seçildi. (Bir daha aday olmayacak yani, ondan.) Oyları %56′dan %38′e düştü ama, yetmedi. “Mansur Yavaş anca %10 alır, eheh meheh” diyen Tarhan Erdem de kına yaksın. %27 aldı Mansur Yavaş. Ben de ona oy vermiştim, hala da kazansa kazansa onun kazanabileceğini düşünüyorum. İçim rahat. “MHP’ye de oy vermedik demeyiz, eheh.”

hakparAnkara İl Genel Meclisinde oyumu verdiğim HAKPAR, %0.11 alarak Şükrü Erbaş’ın %0.7’sinden sonra kişisel tarihimde “a new low” set etmemi sağladı. 3 milyonluk Ankara’da benden başka sadece 2947 kişi daha oy vermiş. Diyarbakır’da bile %1′e ulaşamayan HAKPAR’ın en büyük başarısı Ağrı belediye başkanlığında aldığı %1.33 oldu. Kurarsınız federasyonunuzu artık Ağrı’da. ahah.

Ankara – Çankaya‘da halk tarafndan pek tanınmayan CHP adayı Bülent Tanık , meşhur AKP adayı Bülent Akarcalı‘ya anlamsız bir fark (36 puan!) attı. CHP’nin oyları 8 puan artarak %58 olurken, AKP 15 puan düşerek %22′de kaldı. Ben, ikisi arasında karar veremediğim için DTP çatısı altında seçime giren solun ortak adayı Serpil Köksal’a vermiştim, %0.45 aldı. eheh.

Yenimahalle‘de CHP, AKP’yi yenmiş bu sefer. Bu 5 sene Yenimahalle’yi de bok götürecek anlaşılan. (CHP yüzünden değil, Gökçek yüzünden.)

ÖDP, Sosyalistler, Yeşiller

odpÖzgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP), Hopa‘da ön seçim yaptı, ön seçimde o sıradaki başkan Yılmaz Topaloğlu seçilmedi, bunun üzerine kendisi de bağımsız aday oldu, sonuçta ÖDP %8, Topaloğlu %18 aldı, Hopa, %25 ile CHP’ye gitti. Demek ki ön seçim de her zaman çok hayırlı olmayabiliyormuş.

Hatay – Samandağ’da ÖDP, Tunceli -Mazgirt’te Emek Partisi (EMEP)olmak üzere sosyalistler 2 ilçe belediyesi kazandı, ayrıca Hatay – Aknehir, Kırıkkale – Hasandede ve Malatya – Ağılbaşı belde belediye başkanlıklarını da ÖDP kazandı. (Henüz EMEP veya TKP herhangi bir beldeyi kazandı mı bilmiyorum.) Böylece (DTP hariç) sosyalistler toplam belediye sayılarını %150 arttırdı. (1 ilçe + 1 belde‘den 2 ilçe + 3 belde‘ye çıktı.)

Edit:  Tunceli’nn Hozat, Pertek ve Nazımiye ilçelerini ve Rize – Çamlıhemşin‘i bağımsız sosyalist adaylar, Tunceli’nin Darıkent beldesini de EMEP almış. Yani 6 ilçe + 4 belde sosyalistlerin. %400 artmış sosyalist belediye sayısı. Oha.

İstanbul Büyükşehir’de DTP’den solun ortak adayı Akın Birdal, anca %4.6 alabildi. Sırf Kürtler verse bile %5′i geçmesi gerekirdi, solcular Kılıçdaroğlu’na mı verdi n’aptı?

Geçen gün bahsettiğim, DTP, EMEP, ÖDP, SDP ve bir sürü oluşumun desteklediği Yeşiller adayı Nursel Şengür,, Kadıköy‘de %0.13 (445 oy) alarak TKP’ye bile geçildi. Ki DTP’nin bir önceki seçimde Kadıköy oyu %2. Çok acı gerçekten. Beyoğlu‘nda ise Sosyalist Feminist Kolektif‘in adayı Ülfet Taylı Taş ise 398 oy (%0.28) aldı. (DTP’nin oyu %6)

Sivas ovası, Alperen yuvası!

bbp

Sivas Merkez’de BBP adayı Doğan Ürgüp %51, il genel meclisinde ise BBP %37 almış. Hey yavrum hey. Şu haritaya bak, nasıl da lacivert bir güneş gibi doğmuş ülkeme Büyük Birlik! Merkez’de BBP geçen yerel seçimde %20 almıştı, genel seçimde ise bağımsız aday olan Muhsin Yazıcıoğlu sadeceı %10 ile milletvekili seçilmişti. Sivas’ın dışnda, Maraş ve Bayburt’ta da belirgin bir oyu var BBP’nin.

Büyük Birlik Partisi (BBP) ve Saadet Partisi, oylarını %100 arttırdı! BBP %2.3′ü, Saadet %5.2′yi buldu. AKP’den çok daha “dinci” olan bu partilerin AKP’den oy çalması, şimdilik çok mutlu ediyor bizim “çağdaş”ları. Allah sonumuzu hayır etsin.

İzmir Kalesi

chpİzmir’de CHP‘ye bir haller oldu. AKP’nin kazanacağına kesin gözle bakılan, AKP’nin sınırlarını kendi kazanacağı şekilde ayarladığı iddia edilen yeni ilçeler Bayraklı ve Karabağlar, ve hatta ömrü billah selamet-refah-fazilet-AKP’yi seçmiş olan Kemalpaşa bile dahil olmak üzere 30 ilçeden 28′ini CHP aldı, Tire’yi 7 puan farkla DP‘ye kaptırdı, Bayındır’ı ise sadece 14 oy farkla AKP’nin kazandı. “Hadi lan ne kalesi, daha 2 seçim önce Burhan Özfatura’yı seçtiniz” diye dalga geçtiğim İzmir, hakkaten kale olmuş, haberimiz yok. Şuna bak. (Bayındır yenilenmemiş burada henüz.)

İzmir – Konak‘ta Eski SHP’li başkan şimdi AKPli aday Ahmet Sarışın sadece %26, eski DSP’li başkan şimdi DSP’li aday Erdal İzgi sadece %3.6 alırken, CHP’nin ilk adayı kabul edilmeyince seçtiği ikinci adayı Hakan Tartan ise %56 ile “sildi süpürdü”. DTP adayı Mizgin Irgat ise oyları düşmesine rağmen diğer partiler eridiği için %7 ile 3. oldu Konak’ta.

Deniz Kenarı

29-mart-baskanAKP’ye deniz kenarında oy yok. Toplamda belediye başkanlıklarının yarıdan fazlasını alan AKP, denize kıyısı olan 28 ilden sadece 9′unda kazanabildi.

CHP ve MHP ise, sadece deniz kenarında var. Her zamanki gibi, hatta her zamankinden daha yoğun bir şekilde deniz kenarlarını CHP (Kırklareli, Tekirdağ, Çanakkale, İzmir, Aydın, Muğla, Antalya, Mersin, Zonguldak, Sinop, Giresun, Artvin.)  alırken, denizin en kenarı olmayan, ama kenara çok yakın şehirleri MHP (Manisa, Balıkesir, Uşak, Isparta, Osmaniye, Adana, Kastamonu, Bartın, Karabük, Gümüşhane.)  aldı. MHP iç anadolu’yu iyice AKP’ye bırakıp, batıya ve güneye kaydı.

Sonuç olarak, deniz kıyılarında CHP, onun bir iç halkasında MHP, daha içinde de AKP kazandı. Aferin. Kurcaladınız kurcaladınız, halka halka böldünüz güzelim vatanı sonunda. soğan gibi bölündü cağnım vatan. Halka halka. Çember çember. :(

Başka?

Büyükşehir ve/veya İl merkezlerinde kadın belediye başkanı sayısı %100 arttı! Eskiden sadece Tunceli’de DTP/EMEP’li Songül Erol Abdil vardı, şimdi Tunceli’de DTP’li Edibe Şahin, Aydın’da CHP’li Özlem Çerçioğlu belediye başkanı seçildi. Muazzam bir kadın – erkek eşitliği. Helal olsun bütün partilerimize.

Antalya‘yı hardkor Kemalistler kazanmış. Üzüldüm.

Kılıçdaroğlu, İstanbul’da iyi direndi. Keşke ya kazansaydı ya da fark yeseydi. AKP de CHP de çok havalanmıştı, birinin havası alınsa iyiydi.

Bodrum‘da Kocadon, CHP’yi tahtından indirmiş. Absürt Laiklik Eden Gidiyor Goygoyu işe yaramamış. Sevindim.

DTP, doğuda AKP’ye ödünç verdiği belediyeleri misliyle geri aldı. Iğdır, tarihinde ilk defa DTP yönetimine geçti. Sevindim.

Eskişehir, Yılmaz Büyükerşen’de (DSP) kaldı. Sevindim.

anap

20 yıl öncesinin Ak Parti’si ANAP, İl Genel Meclisinde %0.76 almış. Rize dışında %3′ü geçtiği il yok. Kapatın gidin abi partiyi artık. Haydar Baş bile geçecek neredeyse.

Milliyetçi Hareket Partisi, korku salan ismine ve tarihine rağmen, kaç yıldır sürdürdüğü dönüşüm sonucunda iyice merkez partisi olma yolunda. (Hayır, Mansur Yavaş’a verdiğim oy için kendimi rahatlatmaya çalışmıyorum. Valla.) AKP’ye vermek istemeyen sağcılar ve CHP’ye vermek istemeyen “sol”cular MHP’ye vermeye başladı. Eski MHP yerine ise BBP yükseliyor. Yeniden, Allah sonumuzu hayır etsin.

DTP’nin yedeği olarak kurulan ve sadece İl Genel Meclis pusulasında bulunan, onda da herhagi bir aday açıkladı mı belli olmayan Barış ve Demokrasi Partisi 6712 oy alarak Yaşar Nuri Partisini geçti. ehehe. Adını mı beğendiniz amblemini mi beğendiniz n’aptınız arkadaş?

Seçim sonucunu illere ilçelere göre en güzel ntvmsnbc, partilere göre en güzel Hürriyet veriyor.

4 saattir bu yazıyı yazıyorum, toplam 938 kelime olmuş. Şu emeği derslerime versem profesördüm şimdi.

Taha Akyol Neyi Doğru Buluyor?

Mart 30, 2009

tahaakyolDün gece Taha Akyol konuktu bir yerlerde, şunu dediydi:

Doğuda DTP’ye oy verilmesini pek doğru bulmuyorum. Etnik olarak oy kullanılması doğru değil, tehlikeli.

Şimdi de CNN Türk’te konuk Taha Akyol, AKP’den MHP’ye geçen Aytaç Durak’ın AKP’nin az farkla önünde Adana Büyükşehir Belediye Başkanlığını kazanması hakkında şunu dedi:

Belirli kişilerin ardından, hangi partiye giderse gitsin, feodal bir şekilde peşine takılıp oy verilmesini doğru bulmuyorum.

Neyi doğru buluyorsun Taha Akyol? Yahu yerel seçimlerde oy vereceğim adam AKP’den MHP’ye geçti diye ben yine AKP’nin merkezden belirlediği adaya mı oy vermeliyim? Esas önemli olan aday değil midir? Aytaç Durak’ı beğensem de, “ay dur peşine takılmayayım, ne o öyle feodal feodal” diyip AKP’ye mi vermeliyim oyumu? Esas feodal tavır bu değil mi, gerizekalı mıyım lan ben?

Etnik olarak oy kullanmayalım da dini olarak mı kullanalım Taha Akyol? Haa, hizmete oy verin diyorsun sanırım. Neden? Başkanı DTP’li olan belediyeye AKP’li hükümet kaynak ayırmaz diye mi? Yoksa DTP’li belediyeler belediyeciliği beceremiyor mu? Ee, bu belediyelerin yarısı AKP’nindi geçen dönem. Hizmetlerini beğenmemişlerdir belki? Hayır, ne bekliyordunuz ki, bir sikik  TV kanalı açtı diye “ya sev ya terk et”çi AKP’ye mi verecekti Kürtler oylarını?

Neyi doğru buluyorsun Taha Akyol? Açık açık desene sen şuna, “AKP’nin oy kaybetmesini doğru bulmuyorum, eğer AKP bütün belediyeleri kazanırsa, onu doğru bulurum.”

Yerel Seçim Sistemi

Mart 29, 2009

Baktım ben dahil hiç bir tanıdığım tam olarak sistemi bilmiyor, bir toparlayayım dedim seçim günü sabahı. Biraz geç oldu, farkındayım.

İlk oyu İl Genel Meclisi için kullanıyoruz. Turuncu pusula, turuncu zarf. İl genel meclisine (sanırım) vali başkanlık ediyor. İl bütçesini, yıllık programları, faaliyet raporlarını inceleyip  onaylamak, il özel idaresinin görevlerini ilgilendiren kanunların uygulanmasını sağlamak üzere yönetmelikler yapmak, ilin mallarına ilişkin tasarruflarda bulunmak, bayındırlık, sağlık ve öğretim işlerinde harcanmak üzere borç alımına karar vermek, vergi, resim, harç ve öteki mali yükümlülüklerin miktar, oran ve tarifelerini belirlemek, çevre ve ilgili idari konular hakkında görüş ve düşüncelerini bildirmek gibi görevleri var.

İl genel meclisi seçimleri %10 barajlı nispi temsil sistemi ile yapılıyor, yani genel seçimlerdeki gibi. Ama genel seçimlerden farkı, ayrıca bir “ülke barajı” yok, sadece ilçe barajı var. İlçede %10′u geçtin mi, meclise girebiliyorsun. Ayrıca bu meclise seçilen üyeler, ilin bütün oylarının toplamından bir kerede değil, her ilçe için ayrı ayrı hesaplanır, her ilçe için ayrı ayrı il genel meclis üyesi adayları belirler partiler. Bunu da yeni öğrendim.Yani her ili bir ülke, her ilçeyi de bir il olarak düşünürsek, il genel meclisi seçimleri, genel seçimlerin 81 adet minyatürü oluyor. Zaten o yüzden partilerin toplam oyları hesaplanırken il genel meclisi oyları toplanır. Halkımızda belediye başkanlığında hangi partiye oy verdiyse bunda da ona vermek gibi bir alışkanlık var ne yazık ki ama, aslında hiç alakaları yok. Gönül rahatlığıyla Büyükşehir belediyesinde X partisinin adayına oy verirken, il genel meclisi’nde ise A partisine oy verebiliriz mesela. Veya belediye başkanı seçimlerinde kendini A’ya karşı C partisinin adayına vermek zorunda hisseden sosyalist kişi, il genel meclisinde Ö’ye mi K’ye D’ye mi artık neye isterse oyunu vererek içini bir nebze rahatlatabilir.

Belediye Meclisi, (mavi pusula, mavi zarf) bir araziyi imara açmak kapamak, belediyenin hizmet tarifelerini ve su ücretlerini belirlemek, sokak, cadde ve mahalle isimlerini belirlemek. belediyenin yatırım planlarını ve bütçesini onaylamak, başkan’a yatırımlar için borçlanma yetkisi vermek gibi işlerle uğraşıyor.

Belediye meclisi seçimleri %10 barajlı nispi temsil sistemi ile yapılır, yani genel seçimlerdeki gibi. Burada baraj ilçedeki toplam oya göre hesaplanır. (Yani ÖDP ülke genelinde %0.3, artvin genelinde %1 alsa da, Hopa’da %30 aldığı için, Hopa belediye meclisinde bir sürü ÖDP’li vardır.)

Belediye meclisi pusulasını attığımız mavi zarfa, ne renk olduğunu hatırlamadığım (ilçe) belediye başkanı ve eğer bir büyükşehir alanı içersindeysek beyaz renkteki büyükşehir belediye başkanı pusulasını da atıyoruz. Peki Büyükşehir Belediye Meclisi üyeleri nasıl belirleniyor? Büyükşehir’i oluşturan tüm ilçe belediye meclis üyelerinin seçimde en üst sıradan seçilmiş 1/5′i bu meclisin de üyesi olmaktadır. Nasıl en üst 1/5? Şurada d’hondt sistemi açıklanmış. O sıralamaya göre ilk 1/5′lik dilim.

Bu durumda şöyle bir sorunumuz oluyor tabii, mesela Ankara Büyükşehir’de hayali M. kişisinin kazanma ihtimaline karşı, hiç sevmesem de, karşısındaki tek güçlü parti olduğu için C partisine oy vermek istiyorum, bari mecliste onu biraz denetlesinler, istediği gibi at koşturamasın diye. Lakin bu amaçla belediye meclisi seçiminde C’ye verince, zaten başkanlığı da C’nin alacağı Çankaya Belediyesi meclisinde de C’ye oy vermiş oluyorum, ki böyle bir şey yapmak istemezdim. N’apalım, kader.

Yeri gelmişken, önceki seçimlerde bütün il, büyükşehir, ilçe, belde belediye seçim sonuçlarını YerelNET‘ten öğrenebilirsiniz.

Kadıköy’de Yeşiller, Beyoğlu’nda Feminist Kolektif

Mart 28, 2009

yesiller_partisi_amblemiOnlara oy verirdim yani diyorum, oralarda olsaydım. İstanbul Büyükşehir’de de Akın Birdal‘a verirdim. Ne şanslı İstanbul’lular, böyle oy verilebilecek adayları olduğu için.

Kadıköy‘de Yeşiller Partisi üyesi Nursel Şengür, 78′liler Girişimi, DTP, EHP (Emekçi Hareket Partisi), EMEP, ÖDP, SDP, SEH (Sosyalist Emek Hareketi), SODAP (Sosyalist Dayanışma Platformu) ve Yeşiller Partisi’nden oluşan Kadıköy Birlikte Başarabiliriz Platformu‘nun ortak adayı. Geçen seçimlerde önce desteklenmesine karar verilen, sonra nedense vazgeçilen 2 (Bursa ve İzmir-2′de) yeşil adaydan sonra, ortak sol platformun desteklediği ilk yeşil aday kendisi sanıyorum. Herkesin yönetime kendi sokağından bağlayarak katılacağı, katılımcı bir yönetim vaadediyor. Öncelikle deprem önlemlerine ağırlık verecekmiş.

feminist_kolektifBeyoğlu‘nda ise Sosyalist Feminist Kolektif‘in adayı Ülfet Taylı Taş, ÖDP, Yeşiller ve zannedersem DSİP’ tarafından destekleniyor. DTP, ESP, SP, EHP, SODAP, Antikapitalist falan ise Yusuf Çetin diye başka bir ortak aday çıkarmayı tercih etmiş. Ülfet Tayl Taş, kadınlara, eşcinsellere ve tüm azınlıklara “özgür bir Beyoğlu” vaadediyor.

Evet, ikisinin de başkanlığı kazanmaları hayal, muhtemelen %10′u geçmeleri bile hayal, ama Hayır başlıklı yazımdaki durumun aksine, bu ilçelerde kazanacak olan aday ya zaten açık farkla belli, ya da kim kazanırsa kazansın benim için fark etmiyor. O yüzden gönlümdeki adaya gönül rahatlığıyla verebilirdim oyumu. (Evet, Ankara Büyükşehir’e yeşil aday diye babamı bile çıkarsanız oy vermem şu durumda.)

Bu arada Yeşiller bu “nasıl olsa kazanamaz” zihniyetine de bir çözüm bulmuş,3 ilçede belediye meclis üyeleri için bağımsız adayları var, ki bunların kazanması aslında iyi bir kampanyayla hayal değil. Kim bunlar? Bursa – Nilüfer’de Sevgi Mutlu, Tekirdağ – Merkez’de Kahraman Şahin, İstanbul – Şişli’de Sabri Ender Eren. Yeşiller’in diğer başkan adayları ise İzmir – Konak’ta (1) Derya Özgüzel ve Hatay – Samandağ – Tomruksuyu beldesinde Serpkaya Öz. Sayfalarından haklarında bilgiyi ve vaatlerini de görebilirsiniz.

Böylece bugünkü seçim propagandamızın sonuna geliyoruz. Yarın başka bir parti, başka şehirler ile tekrar görüşmek üzere, esen kalın.

1) Sahi Konak’taki seçim sonucunu da merakla bekliyorum. Eski SHP’li başkan şimdi AKPli aday Ahmet Sarışın mı, eski DSP’li başkan şimdi DSP’li aday Erdal İzgi mi, yoksa CHP’nin ilk adayı kabul edilmeyince seçtiği ikinci adayı, sevimli bir herife benzeyen Hakan Tartan mı kazanacak acaba?
Link: Yeşiller PartisiBağımsız Yeşil AdaylarSosyalist Feminist KolektifFeminist AdayAkın Birdal

Hayır

Mart 24, 2009

oy pusulalarıBu haftasonu yerel seçimler var ya hani, ben oyumu Ankara Büyükşehir sınırları içersinde kullanacağımdan ötürü, aylardır büyük kararsızlıklar içersindeyim. İl genel meclisi, ilçe belediye meclisi ve ilçe belediye başkanını bir kenara bırakalım şimdilik. Onlar nispeten kolay. Ama büyükşehir için Melih Gökçek isminde bir adamın da seçimlere katılması gibi bir sorunumuz var.

Partilere baktığımızda, DTP listesinden seçime katılan SDP, DSİP, EHP, ESP, antikapitalist felan yüz bin tane sol parti/platformu içeren Ankara İçin Biz Varız diye bir şey var, güzel de bir program hazırlamışlar. Büyükşehir belediye başkan adayı olarak da Ezilenlerin Sosyalist Platformu üyesi Avukat Kamile Öncel‘i belirlemişler. Adını bile duymadığım bir takım partilerin flamalarını görmemi sağlayan, pek renkli toplantılar, seçim bürosu açılışları falan yapıyorlar. Melih Gökçek faktörü olmasa, veya seçim 2 turlu olsa, en azından DSİP‘in hatrına oyumu alırlardı heralde.

Seçimde kazanma ihtimali olanlar ise Melih Gökçek, Murat Karayalçın ve Mansur Yavaş. Karayalçın, geçen seçimlerde DEHAP’la birlikte seçime girmesinden dolayı kendisine oy vermeyecek bir takım kaz kafalılara “ama ben de Atatürk milliyetçisiyim” diyerek yalvaran, üniversite toplantılarında etrafta ülkücü kılıklı, somurtkan ve tehditkar bakışlı, Murat Bey’e bir eleştiride bulunanın yanına gidip onu nazikçe uyaran fedaileri gezinen bir “solcu”. Üstüne üstlük meşhur “ergenekon avukatı”nın genel başkan olduğu partiden aday oluyor, ve “Büyük Ankara Mitingi”nde konuşturulmuyor bile o ebedi genel başkan tarafından.

Mansur Yavaş‘ın partisi ise, Karayalçın’ınkiyle kıyaslanamayacak kadar kötü, amblemi bile mide bulandırmaya yeterli. Ama kendisi, projeleri, Beypazarı’nda yaptıklarıyla, konuşmaları, hareketleri, hiç kimseye sataşmadan temiz siyaset yapmasıyla Karayalçın’dan çok daha fazla heyecanlandıryor insanı, herif sanki MHP’den değil de İsveç Sosyal Demokrat partisi’nden fırlamış gelmiş gibi. Her fırsatta “nefret siyasetini bitirelim”, “seçildiğim an parti rozetimi çkarıp, belediye encümenine diğer partilerden birer üye alacağım” gibi söylemlerde bulunuyor. Partisini bilmeden adamı dinlesen, en son aklına gelecek partinin üyesi adam. Şaka gibi. Bu adam gidip CHP’den veya AKP’den bile aday olsa, güle oynaya oyumu verirdim, ama o pusuladaki cCc şekli bana sırıtırken elim altına gidebilir mi bilmiyorum.

Görüldüğü üzere Melih Gökçek’e karşı kazanma ihtimali olan 2 aday da tam olarak içime sinmiyor. Normal şartlar altında böyle bir durumda “eeeh ne bok yerseniz yiyin” diyip DTP adıyla giren 10küsur sol partiye basardım oyumu. Ama, karşıdaki adam Melih Gökçek. Bu durumda tek çare kalıyor, hayır oyu vermek. En yakın zamanda seçimde hayır oyu vermek mümkün kılınmalı. Bu oyu kime verirsek, o adayın oyundan 1 oy düşmeli. Böylece biz de Melih Gökçek’in altına HAYIR mührünü basıp, hayatımızda bir kez olsun bütünüyle içimize sinen bir oy vermiş oluruz belki.

Devlet buna bir şey yapması lazım.

Çok Ucuz Hareketler Bunlar

Mart 5, 2009

Haber 7, 19 Ocak 2009′da yazarların en tepesine Ruh Halimin Güvercin Tedirginliği yazısıyla Hrant Dink’i koyduğunda ne de sevinmiştim. “Ulan” demiştim, “hakkaten bu taraftakiler karşı taraftan daha açık fikirli, daha adama benzeyen insanlar galiba. Baksana diğerleri yapar mı hiç böyle bir jest.” Ama yok, bunların da adam olacağı yok.

Ne yapmış bu site, “İbneler Karayalçın’ı, Orospular Mansur Yavaş’ı destekliyor” diye haber yapmış. Yanındaki melihgokcek.com.tr reklamı da çok güzel anlatıyor haberin amacını. Şu zibidiliği yaparak destek vermeye çalıştıkları adam adam olsa içim yanmayacak.

Ekşi Sözlük’te turquovadise “Hayat kadınlarının çocukları da Gökçek’i destekliyormuş” demiş. Hoş değil tabi, etik değil, seksist. Ama,

öyle göte böyle yarrak.

(Yozdil’den kaptım bunu, nasıl?)

Bilgi sahibi olmadan Tuncay olmak

Ekim 22, 2007

Dün gece, referandum sonuçları açıklanırken şöyle bir saçmalık vardı, bütün kanallar, sandıkların %40′ı açılmış, henüz sayılmış oy sayısı 11 milyon civarındayken, yani katılım oranı toplam seçmenin (~40milyon) %26’sıyken, referanduma katılım oranını %26 olarak verdiler. Aslında o sandıklarda kayıtlı seçmenlere oranlanıp, ya da en azından orantı kurulup (26 x 100 / 40) %65 olarak verilmeliydi. (Daha bu sırada kanaltürk açmamıştım, neyse ki bir şey kaçırmamışım, muhtemelen daha haberini almamışlar.) Zaman ilerledikçe, açılan sandık oranı arttıkça, katılım oranı da artmaya başladı, sandık %100′ü bulunca katılım da %67,5‘i buldu.

Neyse, saat 7 buçuk civarı, kanaltürk’ü açtım, Tuncay Özkan, duymuş bir yerlerden %32 katılım, (açılan sandık da henüz %50 civarı olsa gerek) esiyor gürlüyor: “Bu referandum sizce kabulse, bizce de kabul!”, yüzünde çizgi filmlerdeki sevinmiş kötü adam bakışı, ağzından fışkıran tükürüklerle, devam ediyor: “%32 ile sınıf başkanı bile seçemezsin!” (Neden?) “Siz kabul edin, siz edin, ama biz, bizkaçkişiyiz platformu olarak, bu referandumu AIHM’e götüreceğiz. Reddediyoruz!” (Bu da ayrı bir yazı konusu, normalde küfredilen kuruma, kendi menfaatine olunca başvurmak/güvenmek, en son “üniversitelerde türban yasağı insan haklarına aykırı değildir” kararından sonra görmüştük.)

Program “ana haber bülteni”ymiş. Araya başka haberler girdi, saat oldu 8.20. Tuncay’cım, %40′a çıkarmış katılımı. (Bu arada hiç bir yerde yazmıyor, sadece söylüyorlar, “referandumu umuramıyoruz” hesabı.) Ama diğer kanallarda %59. Saat 8.35 oldu, hala konuşmakta; “maksimum, olsa olsa %32 olsun, %36 olsun, beni ilgilendirmiyor, halk elinin tersiyle itti.” Bu arada diğer kanallarda katılım %60.5. Tuncay devam; “muhalefet de halka sandığa gitmeyin diyemedi, bu kadar mı halktan uzaksınız!” Ah Tuncay’ım ah, halka kimin ne kadar uzak olduğunu bu sabah öğrenmişindir sanırım. (e dün öğrenmeye niyeti yoktu?) Bir de şimdi çıkar, “bunda bir iş var, nasıl oldu da %32 iken %65 oldu?”, “Hmmm?” falan der. Beklerim. Beklemem mi hiç?

Referandumu ne etsek

Ekim 18, 2007

Bu pazar, daha tam içeriğini bilmek şöyle dursun, yarımızın yapılacağını bile yeni hatırladığı bir referandumumuz var. (Nerede oy vereceğimizi de ysk’dan öğrenebiliyoruz, yeri gelmişken.) Şimdi, bu referanduma ne oy vereceğime karar vereceğim. Öncelikle referandum neleri değiştiriyor, bakalım; (ntvmsnbc‘den)

  1. Genel seçimler 4 yılda bir yapılacak.
  2. TBMM tüm kararlarında, üye tamsayısının en az üçte biri (184) ile toplanacak.
  3. Cumhurbaşkanı; 40 yaşını doldurmuş, yüksek öğrenim görmüş, TBMM üyeleri veya bu niteliklere ve milletvekili seçilme yeterliliğine sahip Türk vatandaşları arasından, halk tarafından seçilecek.
  4. Cumhurbaşkanının görev süresi, 5 yıla indirilecek; bir kimse, en fazla iki defa (5+5) cumhurbaşkanı seçilebilecek.
  5. Cumhurbaşkanlığına, TBMM üyeleri içinden veya Meclis dışından aday gösterilebilmesi, 20 milletvekilinin yazılı teklifiyle mümkün olacak. Ayrıca, en son yapılan milletvekili genel seçiminde aldıkları geçerli oyların toplamı yüzde 10’u aşan partiler de ortak cumhurbaşkanı adayı gösterebilecek.

Şimdi, şöyle çekincelerim var bu referandumla ilgili;

  • Sonucunda evet oyları yüksek çıkarsa Tayyipler “aha işte halkımızın %80′i bizi destekliyor!” diyecek, iyice havalara girecekler.
  • Ülkenin genel yararı, demokrasinin düzgün işlemesi için değil de, akpnin kendi kıçının keyfi için yapılıyor gibi?
  • Bu referandum asıl olarak 11. Cumhurbaşkanlığı seçimi krizini aşabilmek içindi, şimdi bu sorun ortadan kalktığına göre acelesi kalmadı. Zaten (umuyorum) yakında anayasa tümden değişeceği için, o sırada bu değişiklikler de yapılabilir. Şimdi lüzumsuz yere bu kadar masraf yapılmış olacak, 200 milyon ytl heba olacak, hatta oldu zaten çoğu. (Yalnız burada gözden kaçan bir nokta var ki, referandumun bu kadar gecikmesinin sebebi Ahmet Necdet Sezer’in değişiklikleri 2 kez veto etmeden önce 15er gün bekletmesidir, yoksa seçime yetiştirilecek ve çok daha az masrafla kurtulunacaktı. Hem kim bilir belki de Abdullah Gül seçilmezdi?)
  • Saçma sapan bir aday gösterme sistemi var. (madde 5) (%10 fetişizmimiz burada devam ediyor. Yahu, 3-5 tane “ekstrem” aday olsa ne olur, mesela seçime katılabilme yeterliliğinde olan her parti aday gösterebilse ne olur, ya da bilmemkaçyüzbin imza ile aday olunabilse mesela? %0.35lik partinin cumhurbaşkanı adayından mı korkuyorsunuz? Zaten 2 turlu seçim, oyların bölünüp çoğunluğun istemediği birinin seçilme şansı da yok. Oy pusulası mı büyür, e 22 temmuz seçimlerinde yediğiniz bok neydi? (Bağımsızların ortak pusulaya dahil edilmesi.) Nereden tutsan elinde kalıyor, çok sinirliyim, üç saat konusabilirim bu konuda susmadan, susayım.)
  • Cumhurbaşkanının yetkilerinin ne olacağı hala belirsizliğini koruyor. (Şahsen sembolikleşmesi taraftarıyım, gerçi sembolikleşirse halkın seçmesi bir çelişki olabiliyor, varsın olsun, sonuçta sembolikleşmesini istiyorum, ve bu sembolik cumhurbaşkanını da neden oligarşi seçeceğine halk seçmesin?)
  • 2 defa seçilebilme nedeniyle, (madde 4) halihazırdaki cumhurbaşkanının bir şekilde oy kaygısı güderek makamı siyasallaştırma tehlikesi var.
  • Yarı yolda geçici maddeleri değiştirildiği için bir kısım oylar eski maddelere kullanılmış oldu. (Hakikaten sonuç %50ye çok yakın çıkarsa ve önceden gümrüklerde oy kullananlardan biri mahkemeye giderse ne olacak merak ediyorum. (Edit: Gümrüklerde madde değişene kadar 19686 oy kullanılmış, referandum sonucunda fark 19686dan küçük çıkarsa sonuç geçersiz sayılacakmış.)

Ancak, aslında bu referandumdaki değişiklikleri destekliyorum. Şöyle ki;

  • Cumhurbaşkanını halkın seçmesi, halkın yönetime daha fazla katılmasını sağlayacak. Doğrudan demokrasi yolunda bir adım.
  • Şu ana kadar cumhurbaşkanını meclis, yani dolaylı olarak halk değil, bürokratik elit seçiyordu, (zaten bu sefer seçemediler diye olmadı mı bunca tantana?) şimdi doğrudan halk seçecek, bürokratik oligarşi önemli bir kalesini kaybedecek.
  • 367 hukuksuzluğundan kurtuluyoruz! (madde 2)
  • Cumhurbaşkanlığı seçimleri bundan sonra bu şekilde bir krize dönüşemeyecek. (Yediniz ulan ülkenin yarım yılını, sonucundaki saçma sapan kutuplaşma da mirası.)
  • Neredeyse hiç bir hükümet 4 yıldan uzun dayanamadığından, seçimlerin 4 yılda bire düşürülmesi gayet uygun bence. (madde 1) Hem kimse bıkbık edemez bundan sonra, “vay efendim sen seçileli 4 yılı geçti, sen cumhurbaşkanı seçemezsin” diye. “3 yılı geçti, seçemezsin” diye eder, ehh.
  • Cumhurbaşkanını meclisin değil de halkın seçmesiyle, meclisi bir partinin domine etmesi durumunda, en azından cumhurbaşkanı farklı bir görüşten seçilerek bir denge sistemi oluşturulabilir? (Aslında mesela chplilerin de şu an bu yüzden desteklemesi lazım?)
  • Yeni anayasanın ne zaman ne olacağı , olup olmayacağı belli olmadığından, şimdilik halk olarak, birey olarak ne koparırsak kardır. (Çağatay‘ın 9 Ekim tarihli 21 Ekim 2007 Halk Oylaması Üzerine yazısında yazmış bunu, aynen yürüttüm.)

Sonuç olarak, evet, iptal edilse daha iyiydi, ama madem iptal edilmedi, iş işten geçti, şu durumda “evet” oyu vermeye karar vermiş bulunmaktayım. Bu, iptal edilmemesini, ya da değişikliklerin tamamını tüm kalbimle onayladığım anlamına gelmiyor, ama eksikleri, saçmalıkları olsa da, bu değişiklik düşüncelerime, inandıklarıma, istediklerime şu anki durumdan daha yakın olacağından, yok şu oldu, yok bu olacak, yok efendim ben kıl oldum bunlara gibi sebeplerle oyumu farklı bir şekilde kullanma(ma)ya niyetim yok. Sanırım. Pazar günkü üşengeçliğime de bağlı olacak galiba bu. Neyse, pazar ola hayrola.

Gaydıciddi (yani diyor ki, tabii ki bu gerçek bir sebep değildi, bu da antin kuntin) not: Ya abi, bir de, “hayır” oyu yüksek (mesela chp’nin son oy oranından yüksek, %x) çıkarsa Baykallar çıkacak, “sadece chp hayır propagandası yaptı, chp’nin oyu %x’e yükselmiştir, başarıdır, bilmemnedir.” diyecek. Ben de sinirden şapkamı yiyeceğim. (Bu yazının taslağını birkaç gün önce yazmıştım, şimdi mhp de hayır diyecekmiş. Kıyamadım ama silmeye bunu.)

%55.4′ü çözdüm

Ağustos 6, 2007

Demirel’in “Karşınızdaki yüzde 53′ü unutmayın” demesine, (ki ayrıca üzerinde durulması gereken, tipik bir “baykal usulü muhalefet”) Tayyip Erdoğan, o fantastik zekasıyla “Biz de biliriz o hesapları. Bu seçimlerde yüzde 84 oy kullanılmıştır. AKP de bunun yüzde 47’sini almıştır. Yüzde 100 üzerinden bunun hesabını yaparsanız, AKP’nin aldığı oy yüzde 55.4′tür” diye cevap vermişti.

Herkes bunu yanlış orantı diye falan yorumladı. Ama hayır. Bak şimdi, Yazının devamını oku »

bağımsız

Temmuz 31, 2007

22 temmuz seçimlerine rekor ayıda bağımsız aday katıldı biliyoruz, bahsedeceklerim dtp’den istifa edip bağımsız aday olanlar. gerçi geç kaldım, adamlar kaydoldu bile dtp’ye tekrar, neyse. bunlara “bağımlı bağımsız” gibi saçma sapan sataşıyorlar bazen, ki çok komik, adamlar zaten inkar etmiyor ki dtp’li olduğunu, kendini bağımsızmış gibi gösterip onra dtp’ye girmeyecek ki, baştan beri biliniyor bunun sadece barajı aşmak için bir yol olduğu. Baskın Oran’a diyorlardı böyle bir de mesela “sorosçu bu, bağımsız değil ki ehelehel”, yine embesilceydi (ki başka bir yazının konusu olabilirdi ama üşendim tabii ki, sözlükten baskın oran ve sorosçu başlıklarına falan bakılabilir) de bu artık öyle böyle değil.

akp vs dtp

Temmuz 28, 2007

22 temmuzda ak parti en büyük oy patlamasını doğu ve güneydoğuda yaşarken, dtp’nin oyları beklenenden çok az çıktı. doğu anadoluda 2002de 32,2 olan ak parti oyu şimdi 54,6′ya çıktı. Güneydoğuda ise 26,5′tan 53,1′e çıktı oranlar. DTP’nin bağımsızları ise Türkiye genelinde dehap’ın %6,2’sinden %4′ün bile altına düştü. Adamlar 35 milletvekili hayal ederken 21 ile mi ne, grubu zor kurtardılar, Sebahat’i de kaybederlerse belki Ufuk Uras’a muhtaç olacaklar. Bir sürü nedeni var bunun orada burada yazılıp çizilen. Bir tanesi var ki bir anda benim aklımda beliriverdi şimdi, yazayım hemen dedim;

Senelerdir hani “amman refah gelmesin”, “amman fazilet gelmesin” ve dahi “amman akepe gelmesin” diye dsp’ye chp’ye kerhen atıyoruz ya oy (ben atmıyorum, haşa) Kürt seçmen de bu seçimde, “amman chp+mhp gelmesin” diyerek ak parti’ye oy atmış olabilir. “Hükümette bu (en hafif tabirle) Türk milliyetçisi koalisyon varken dtp grubu 35 kişi olsa ne değişecek” diye düşünmüş olabilirler pekala, “varsın dtp az kişi olsun, ama hükümet ak parti olsun” demişlerdir. Tam da grup kurmanın sınırında milletvekili çıkarmaları da “allahın işi” heralde.

2 kişiden biri

Temmuz 28, 2007

Seçimde şimdi her 2 kişiden biri ak partiye oy verdi ya, bizim “cumhuriyet çocukları” dolaşıyor ortalıkta “2 kişiden biri akepeye verdi, ben vermedim demek ki sen verdin / hanginiz akepeye oy verdi lan?” esprileri yapıyor. çok şaşırıyorlar etraflarında kimse akp’ye oy vermediği halde akp’nin oyların yarısını almasına. sanki bütün ülke sizin “elit” etrafınız?! Bakın ne demiş Emin Çölaşan:

“Demek ki biz uzayda, başka bir gezegende yaşıyormuşuz. Türkiye’nin ve toplumun hiçbir şeyini bilmiyormuşuz! Demek ki insanlar durumdan, gidişten memnunmuş.

Seçim günü uzay gemisinden paraşütle, hiç bilmediğimiz bir ülkeye indik. Burasının Türkiye olduğunu öğrendik. Ülkenin gerçeklerini, nasıl böyle yanıldığımızı da yakında inşallah öğrenmeye başlayacağız!”

Ne güzel demiş Emin Çölaşan. (Vay be, Melih Gökçek karşısındaki tutumuyla Melih Gökçek’i BİLE savunmama neden olan adamla aynı fikirde olmak hakkaten heyecan verici.)

akp vs chpmhptsk

Temmuz 28, 2007

Hayatımda sonuçlarına en çok sevindiğim seçimi geride bıraktık, oy verdiğim aday 8985 (yani %0.7, yani “binde 7”) oy almasına rağmen. Halk CHP-MHP-TSK ittifakına cevabı verdi ve şu durumumuzda nisbeten “demokrat” (halimize bak, atam sen kalk da ben yatam, teheyy) ak parti’yi yarıya yakın oyla tepemize getirdi. (Burada Genç Siviller’in “27 Nisan’a cevap 22 Temmuz’da verildi” tespiti katılınası.) Bunun yanında 16 yıldır sadece milliyetçi hezeyan yaratma amacı olunca sesi duyurulan, her fırsatta önü kesilen DTP’nin 21 vekille de olsa meclise girebilmesi, 38 yıldır sesleri duyulmayan sosyalistlerin, bir Ufuk, bir de Akın Birdal’la da olsa meclise girmeleri, %10′luk manyak baraja rağmen halkın %87’sinin mecliste temsil edilmesi daha da büyük mutluluk sebeplerimdi.

Esas bahsetmek istediğim, ak partinin %47’si ile hezimete uğrayan, aylardır bağırıp çağıran ulusalcı/milliyetçi/militarist koro’nun hezimete uğraması. Bu darbecilerin 80’lerdeki versiyonlarının yaptığı saçma sapan düzenlemeler sebebiyle %34 oyla meclisin %60 civarını ele geçiren ak parti, istediği adayı cumhurbaşkanı seçtirmek istediğinde koparılan sahte “şeriat geliyor” hezeyanı ile başladı her şey, tescilli faşistlerle yemekler yiyen, zamanında darbe yapası gelmiş paşaların derneği ADD’nin mitingleri, TSK’nın tam da zamanında gelen açıklamasıyla Anayasa Mahkemesinin demokrasiyi askıya alan kararı (burada “faşizm konuşma yasağı değil söyleme mecburiyetidir” ilkesi nedeniyle söylemek zorundayım ki Abdullah Gül tabii ki benim için ideal, moda tabirle beni de “kucaklayan” bir cumhurbaşkanı adayı değildir, ama halkın çoğunluğunun desteğiyle o köşke çıkmaya sonuna kadar hakkı vardır, ayrıca eşinin başörtülü olması, Baskın Hoca’nın dediği gibi “devletin başörtüsüyle barışması”nı sağlayacaktır, o da ayrı) ve sonunda erken seçimle noktalandı. Bu olaylarla şahsımca chp meclise bile giremeyecekken oylarını sadece %1 düşürmeyi başardı. (Bu arada ak parti’yi de %13 arttırdı. ahaha.)

Benim esas eğlencem ise daha 22 temmuz akşamı kanaltürk ekranlarında saçları bir kaç ton ağaran Tuncay Özkan’la başladı (ceren’in esprisi bu, sözlükte çaldım, last fm‘de de çalınca burada da çalmış sayılmamda bir sakınca yok diye düşündüm). “Kahraman Türk halkı, bu hainlere, iç mihraklara gereken cevabı verecektir”ci ulusalcı koro, bir anda “Aziz Nesin haklıymış”, “Halk doğru seçim yapamadı”, “bu ülkeden gitmek gerek” diye bağrışmaya başladı. Seçimlere kadar saadet partisi yayın organlığı yapan (çok cin ya bunlar, akepe oylarını bölecekler) hardkor kemalist kanal b, “efendim bu hükümete halkın %53ü karşı, böyle demokrasi mi olur, kendimizi kandırmayalım yauu” diyen bir amca çıkardı, kırk yıllık sosyal demokrasi vakfı kurucusu Zafer Üskül şeriatçı ilan edildi, Zülfü Livaneli resimleri üzerine çarpılar atıldı, daha neler neler. Yani şunları izledikten sonra “keşke ak partiye verseydim de şu komedide benim de payım olsaydı” demedim değil.

Neyse, en azından artık “x’ler irana, y’ler kuzey ıraka, z’ler moskovaya” demiyorlar da , “bu ülkede yaşanmaz, biz gidelim” diyorlar. Yolunuz açık olsun. Gidin de biz Türk, Kürt, Ermeni, alevi, ateist, dindar, dinci, sosyalist, demokrat, liberal, muhafazakar birlikte yaşayalım huzur içinde. (buna da sözlükte bi yerlerden esinlendim. az ibne değilim)