Posts Tagged ‘ak parti’

Kovmadık lan! Hiç kovmadık!

Mayıs 24, 2009

Ak Parti genel başkanı Recep Tayyip Erdoğan demiş ki:

Yıllar önce farklı etnik kimlikte olanları kovduk, biz de bu hataya düştük.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen ise hemen beklenen tepkiyi vermiş:

Türkiye’nin sicilinde etnik kökeninden dolayı yurtdışına kovulan, ihraç edilen bir vatandaş yoktur.

Sonra neden akepelisin diyorlar. Ne olacaktım, cehepeli mi olacaktım?

29 Mart Notları

Mart 31, 2009

29mart1

Ankara

Melih Gökçek, Ankara’da 15 yıldan sonra bu kez sanırım gerçekten son kez seçildi. (Bir daha aday olmayacak yani, ondan.) Oyları %56′dan %38′e düştü ama, yetmedi. “Mansur Yavaş anca %10 alır, eheh meheh” diyen Tarhan Erdem de kına yaksın. %27 aldı Mansur Yavaş. Ben de ona oy vermiştim, hala da kazansa kazansa onun kazanabileceğini düşünüyorum. İçim rahat. “MHP’ye de oy vermedik demeyiz, eheh.”

hakparAnkara İl Genel Meclisinde oyumu verdiğim HAKPAR, %0.11 alarak Şükrü Erbaş’ın %0.7’sinden sonra kişisel tarihimde “a new low” set etmemi sağladı. 3 milyonluk Ankara’da benden başka sadece 2947 kişi daha oy vermiş. Diyarbakır’da bile %1′e ulaşamayan HAKPAR’ın en büyük başarısı Ağrı belediye başkanlığında aldığı %1.33 oldu. Kurarsınız federasyonunuzu artık Ağrı’da. ahah.

Ankara – Çankaya‘da halk tarafndan pek tanınmayan CHP adayı Bülent Tanık , meşhur AKP adayı Bülent Akarcalı‘ya anlamsız bir fark (36 puan!) attı. CHP’nin oyları 8 puan artarak %58 olurken, AKP 15 puan düşerek %22′de kaldı. Ben, ikisi arasında karar veremediğim için DTP çatısı altında seçime giren solun ortak adayı Serpil Köksal’a vermiştim, %0.45 aldı. eheh.

Yenimahalle‘de CHP, AKP’yi yenmiş bu sefer. Bu 5 sene Yenimahalle’yi de bok götürecek anlaşılan. (CHP yüzünden değil, Gökçek yüzünden.)

ÖDP, Sosyalistler, Yeşiller

odpÖzgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP), Hopa‘da ön seçim yaptı, ön seçimde o sıradaki başkan Yılmaz Topaloğlu seçilmedi, bunun üzerine kendisi de bağımsız aday oldu, sonuçta ÖDP %8, Topaloğlu %18 aldı, Hopa, %25 ile CHP’ye gitti. Demek ki ön seçim de her zaman çok hayırlı olmayabiliyormuş.

Hatay – Samandağ’da ÖDP, Tunceli -Mazgirt’te Emek Partisi (EMEP)olmak üzere sosyalistler 2 ilçe belediyesi kazandı, ayrıca Hatay – Aknehir, Kırıkkale – Hasandede ve Malatya – Ağılbaşı belde belediye başkanlıklarını da ÖDP kazandı. (Henüz EMEP veya TKP herhangi bir beldeyi kazandı mı bilmiyorum.) Böylece (DTP hariç) sosyalistler toplam belediye sayılarını %150 arttırdı. (1 ilçe + 1 belde‘den 2 ilçe + 3 belde‘ye çıktı.)

Edit:  Tunceli’nn Hozat, Pertek ve Nazımiye ilçelerini ve Rize – Çamlıhemşin‘i bağımsız sosyalist adaylar, Tunceli’nin Darıkent beldesini de EMEP almış. Yani 6 ilçe + 4 belde sosyalistlerin. %400 artmış sosyalist belediye sayısı. Oha.

İstanbul Büyükşehir’de DTP’den solun ortak adayı Akın Birdal, anca %4.6 alabildi. Sırf Kürtler verse bile %5′i geçmesi gerekirdi, solcular Kılıçdaroğlu’na mı verdi n’aptı?

Geçen gün bahsettiğim, DTP, EMEP, ÖDP, SDP ve bir sürü oluşumun desteklediği Yeşiller adayı Nursel Şengür,, Kadıköy‘de %0.13 (445 oy) alarak TKP’ye bile geçildi. Ki DTP’nin bir önceki seçimde Kadıköy oyu %2. Çok acı gerçekten. Beyoğlu‘nda ise Sosyalist Feminist Kolektif‘in adayı Ülfet Taylı Taş ise 398 oy (%0.28) aldı. (DTP’nin oyu %6)

Sivas ovası, Alperen yuvası!

bbp

Sivas Merkez’de BBP adayı Doğan Ürgüp %51, il genel meclisinde ise BBP %37 almış. Hey yavrum hey. Şu haritaya bak, nasıl da lacivert bir güneş gibi doğmuş ülkeme Büyük Birlik! Merkez’de BBP geçen yerel seçimde %20 almıştı, genel seçimde ise bağımsız aday olan Muhsin Yazıcıoğlu sadeceı %10 ile milletvekili seçilmişti. Sivas’ın dışnda, Maraş ve Bayburt’ta da belirgin bir oyu var BBP’nin.

Büyük Birlik Partisi (BBP) ve Saadet Partisi, oylarını %100 arttırdı! BBP %2.3′ü, Saadet %5.2′yi buldu. AKP’den çok daha “dinci” olan bu partilerin AKP’den oy çalması, şimdilik çok mutlu ediyor bizim “çağdaş”ları. Allah sonumuzu hayır etsin.

İzmir Kalesi

chpİzmir’de CHP‘ye bir haller oldu. AKP’nin kazanacağına kesin gözle bakılan, AKP’nin sınırlarını kendi kazanacağı şekilde ayarladığı iddia edilen yeni ilçeler Bayraklı ve Karabağlar, ve hatta ömrü billah selamet-refah-fazilet-AKP’yi seçmiş olan Kemalpaşa bile dahil olmak üzere 30 ilçeden 28′ini CHP aldı, Tire’yi 7 puan farkla DP‘ye kaptırdı, Bayındır’ı ise sadece 14 oy farkla AKP’nin kazandı. “Hadi lan ne kalesi, daha 2 seçim önce Burhan Özfatura’yı seçtiniz” diye dalga geçtiğim İzmir, hakkaten kale olmuş, haberimiz yok. Şuna bak. (Bayındır yenilenmemiş burada henüz.)

İzmir – Konak‘ta Eski SHP’li başkan şimdi AKPli aday Ahmet Sarışın sadece %26, eski DSP’li başkan şimdi DSP’li aday Erdal İzgi sadece %3.6 alırken, CHP’nin ilk adayı kabul edilmeyince seçtiği ikinci adayı Hakan Tartan ise %56 ile “sildi süpürdü”. DTP adayı Mizgin Irgat ise oyları düşmesine rağmen diğer partiler eridiği için %7 ile 3. oldu Konak’ta.

Deniz Kenarı

29-mart-baskanAKP’ye deniz kenarında oy yok. Toplamda belediye başkanlıklarının yarıdan fazlasını alan AKP, denize kıyısı olan 28 ilden sadece 9′unda kazanabildi.

CHP ve MHP ise, sadece deniz kenarında var. Her zamanki gibi, hatta her zamankinden daha yoğun bir şekilde deniz kenarlarını CHP (Kırklareli, Tekirdağ, Çanakkale, İzmir, Aydın, Muğla, Antalya, Mersin, Zonguldak, Sinop, Giresun, Artvin.)  alırken, denizin en kenarı olmayan, ama kenara çok yakın şehirleri MHP (Manisa, Balıkesir, Uşak, Isparta, Osmaniye, Adana, Kastamonu, Bartın, Karabük, Gümüşhane.)  aldı. MHP iç anadolu’yu iyice AKP’ye bırakıp, batıya ve güneye kaydı.

Sonuç olarak, deniz kıyılarında CHP, onun bir iç halkasında MHP, daha içinde de AKP kazandı. Aferin. Kurcaladınız kurcaladınız, halka halka böldünüz güzelim vatanı sonunda. soğan gibi bölündü cağnım vatan. Halka halka. Çember çember. :(

Başka?

Büyükşehir ve/veya İl merkezlerinde kadın belediye başkanı sayısı %100 arttı! Eskiden sadece Tunceli’de DTP/EMEP’li Songül Erol Abdil vardı, şimdi Tunceli’de DTP’li Edibe Şahin, Aydın’da CHP’li Özlem Çerçioğlu belediye başkanı seçildi. Muazzam bir kadın – erkek eşitliği. Helal olsun bütün partilerimize.

Antalya‘yı hardkor Kemalistler kazanmış. Üzüldüm.

Kılıçdaroğlu, İstanbul’da iyi direndi. Keşke ya kazansaydı ya da fark yeseydi. AKP de CHP de çok havalanmıştı, birinin havası alınsa iyiydi.

Bodrum‘da Kocadon, CHP’yi tahtından indirmiş. Absürt Laiklik Eden Gidiyor Goygoyu işe yaramamış. Sevindim.

DTP, doğuda AKP’ye ödünç verdiği belediyeleri misliyle geri aldı. Iğdır, tarihinde ilk defa DTP yönetimine geçti. Sevindim.

Eskişehir, Yılmaz Büyükerşen’de (DSP) kaldı. Sevindim.

anap

20 yıl öncesinin Ak Parti’si ANAP, İl Genel Meclisinde %0.76 almış. Rize dışında %3′ü geçtiği il yok. Kapatın gidin abi partiyi artık. Haydar Baş bile geçecek neredeyse.

Milliyetçi Hareket Partisi, korku salan ismine ve tarihine rağmen, kaç yıldır sürdürdüğü dönüşüm sonucunda iyice merkez partisi olma yolunda. (Hayır, Mansur Yavaş’a verdiğim oy için kendimi rahatlatmaya çalışmıyorum. Valla.) AKP’ye vermek istemeyen sağcılar ve CHP’ye vermek istemeyen “sol”cular MHP’ye vermeye başladı. Eski MHP yerine ise BBP yükseliyor. Yeniden, Allah sonumuzu hayır etsin.

DTP’nin yedeği olarak kurulan ve sadece İl Genel Meclis pusulasında bulunan, onda da herhagi bir aday açıkladı mı belli olmayan Barış ve Demokrasi Partisi 6712 oy alarak Yaşar Nuri Partisini geçti. ehehe. Adını mı beğendiniz amblemini mi beğendiniz n’aptınız arkadaş?

Seçim sonucunu illere ilçelere göre en güzel ntvmsnbc, partilere göre en güzel Hürriyet veriyor.

4 saattir bu yazıyı yazıyorum, toplam 938 kelime olmuş. Şu emeği derslerime versem profesördüm şimdi.

Taha Akyol Neyi Doğru Buluyor?

Mart 30, 2009

tahaakyolDün gece Taha Akyol konuktu bir yerlerde, şunu dediydi:

Doğuda DTP’ye oy verilmesini pek doğru bulmuyorum. Etnik olarak oy kullanılması doğru değil, tehlikeli.

Şimdi de CNN Türk’te konuk Taha Akyol, AKP’den MHP’ye geçen Aytaç Durak’ın AKP’nin az farkla önünde Adana Büyükşehir Belediye Başkanlığını kazanması hakkında şunu dedi:

Belirli kişilerin ardından, hangi partiye giderse gitsin, feodal bir şekilde peşine takılıp oy verilmesini doğru bulmuyorum.

Neyi doğru buluyorsun Taha Akyol? Yahu yerel seçimlerde oy vereceğim adam AKP’den MHP’ye geçti diye ben yine AKP’nin merkezden belirlediği adaya mı oy vermeliyim? Esas önemli olan aday değil midir? Aytaç Durak’ı beğensem de, “ay dur peşine takılmayayım, ne o öyle feodal feodal” diyip AKP’ye mi vermeliyim oyumu? Esas feodal tavır bu değil mi, gerizekalı mıyım lan ben?

Etnik olarak oy kullanmayalım da dini olarak mı kullanalım Taha Akyol? Haa, hizmete oy verin diyorsun sanırım. Neden? Başkanı DTP’li olan belediyeye AKP’li hükümet kaynak ayırmaz diye mi? Yoksa DTP’li belediyeler belediyeciliği beceremiyor mu? Ee, bu belediyelerin yarısı AKP’nindi geçen dönem. Hizmetlerini beğenmemişlerdir belki? Hayır, ne bekliyordunuz ki, bir sikik  TV kanalı açtı diye “ya sev ya terk et”çi AKP’ye mi verecekti Kürtler oylarını?

Neyi doğru buluyorsun Taha Akyol? Açık açık desene sen şuna, “AKP’nin oy kaybetmesini doğru bulmuyorum, eğer AKP bütün belediyeleri kazanırsa, onu doğru bulurum.”

Ak Parti

Kasım 13, 2008

Recep Tayyip Erdoğan: (Başbakan, Ak Parti genel başkanı)

“Biz ne dedik? Tek millet dedik, tek bayrak dedik, tek vatan dedik, tek devlet dedik. Buna karşı çıktılar. Buna karşı çıkanın Türkiye’de yeri yok. Buyursun istediği yere gitsin. Bundan daha normal şey, ne olabilir. Dünyanın neresine gidersen git, her ülkede bu böyledir. Başka türlü olamaz.”


Vecdi Gönül: (Milli Savunma Bakanı, Ak Parti milletvekili)

“Bugün eğer Ege’de Rumlar devam etseydi ve Türkiye’nin pek çok yerinde Ermeniler devam etseydi, bugün acaba [Türkiye] aynı milli devlet olabilir miydi?”

Abdülkadir Akgül: (Ak Parti milletvekili)

“Ben vurmaktan hoşlanan bir adam değilim, ama devletim ve milletime karşı gelenleri elbette vurmaktan hoşlanacağım. İnsan olanlar var, insanlık suçu işleyenler var. ‘Dur-vur’ yasasına göre, devlete karşı suç işleyenler varsa elbette vurulacaktır. Türkiye’de adalet herkese fazlasıyla uygulanıyor zaten

Pek sevgili Ak Parti, meclisteki diğer 2 büyük parti kadar faşist olmadığınız yönünde bir takım şüphelerim, endişelerim vardı. Her geçen gün bu şüphelerimin yersiz olduğunu kanıtlıyorsunuz. İçim ferahlıyor. Eksik olmayın.

Diğerleri bu fikirleri kusarken, siz içinizde tutardınız eskiden. Şimdi neden açık açık konuşma izni çıktı anlamadım? Seçime de daha var?

(Sahi, CHP bu Vecdi Gönül’ü Cumhurbaşkanlığı için öneriyordu değil mi? Yakışır…)

Yiyin Birbirinizi

Eylül 10, 2008

Tayyip Erdoğan – Aydın Doğan ikilisinin birbirlerinin kirli çamaşırlarını ortaya dökme operasyonlarını zevkle izliyorum.

Bu arada sanki ne menem bir grup olduğunu bilmiyorlarmış gibi Doğan imparatorluğunun arkasına dizilen CHP, Cumhuriyet vb mallar sürüsünü de esefle izliyorum.

Hele bir de buna Nokta’nın kafasına postal inerken, Özgür Gündem onyüzbinmilyon kere kapatılırken hiç akıllarına gelmeyen “basın özgürlüğü”nü alet etmelerine ise götümle gülmekten başka bir şey yapamıyorum artık…

Sorular

Temmuz 9, 2008

Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez orgeneraller tutuklandı. Bu tutuklamalar TSK’nın izniyle mi yapıldı, yoksa TSK’ya karşı gelerek mi? TSK buna izin verdiyse kendi içinde bu ergenekona bulaşmış olanlardan gerçekten kurtulmak için mi izin verdi, yoksa istemeyerek, karşılığında bir takım tavizler kopararak mı? (Kürt sorunu, Kıbrıs sorunu ile ilgili olabilir?) Başbuğ-Paksüt görüşmesinde neler konuşuldu? Dağlıca saldırısı önceden bilindiği halde, neden önlem alınmadı? Yoksa bu kadar kayıp gerçekten önlem alınmasına rağmen mi yaşandı? Ortaya çıkan ve doğrulanan bu iki belgeyi Taraf gazetesi nasıl ele geçiriyor? Ordunun içinden birileri mi sızdırıyor? TSK içersinde bir iktidar çatışması mı var? Peki Ergenekon örgütünün nerelerde parmağı var acaba? O parmak Susurluk’a, Necip Hablemitoğlu’na, Hrant Dink’e kadar uzanıyor mu? Yayınlanması Nokta dergisinin sonunu getiren, geçen günlerde Taraf’ta tekrar yayınlanan darbe günlükleri gerçek mi? Özden Örnek’in oğullarının Çalık grubuyla ilişkisinin bunla ne alakası olabilir? TSK gibi bir kuruma bu derece kafa tutacak “göz”e Taraf gazetesi nasıl sahip? Kafalarına dipçiği yemeden bu demokrasi mücadelelerinde başarılı olabilecekler mi? Ülkenin belki de çehresini tümden değiştirecek, bu kadar önemli olaylar olurken neden göz altına alınan Mustafa Balbay’a bir okurun yolladığı “şu isimler CHP’ye katılsın, ben böyle istiyorum” içerikli saçma sapan bir e-mail suç delili olarak sunulup, komik duruma düşülüyor? Ne zamandır yapılması gereken bu operasyonu nihayet yapabilen AKP, neden bin bir hata yaparak soruşturmanın ciddiyetini zedeliyor? Sahi bu ülkede yıllardır yapılması gereken şeyleri neden bu islamcı/muhafazakar demokrat parti ve başındaki bu meymenetsiz yapıyor? Peki geçen her gün soruşturmanın ciddiyetine daha çok zarar verirken, etrafımızdaki “ılımlı Kemalist” insanlar bile böyle giderse artık darbeden medet umacaklarını söylerken bu iddianame ne zaman açıklanacak artık? Madem geçen hafta yapılan tutuklamalar ek iddianamede yer alacak, iddianamenin geçen hafta açıklanacak denip açıklanmamasının sebebi ne? Ulan o gecekonduda bulunan bombaları neden imha ettiniz…

Siz böyle bunlarla cebelleşin, ben gidiyorum. Bir buçuk ay kadar Norveç ve İsveç’teyim. Belki internet bağlantısı ve Türkçe gazete yoktur oralarda. Ooooh mis gibi…

1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü?

Nisan 22, 2008

Tam da “ulan bunu da mı Ak Parti yapacaktı” diye düşünürken, 1 Mayıs’ın tatil falan olmadığını öğredik. Saçma sapan bir “gün” ilanıyla geçiştirildi. Karayolu güvenliği haftasının üzerinde yerini alacak şu listede. Aman ne büyük lütuf.

Sebep?
“Türkiye zaten bir tatiller ülkesi, 1 gün tatil ülkeye bilmemkaç milyon liralık zarar veriyor.”(1)

İnsan bunu derken utanır. Ramazan bayramında 3,5 gün, o yetmeyince haftasonlarıyla birleştirip 9 gün, kurban bayramında 4,5 gün, yetmeyince haftasonlarıyla birleştirip 9 gün tatil yapan siz değilsiniz sanki de, işçi bayramı mahfediyor ekonominizi. 4 tane resmi bayram neden var hem? Tamam biri ülkenin kuruluşu, o olacak, biri de meclisin açılışı, tamam o da olsun. Diğer 2’si neden tatil? Stadyumlarda Nazi icadı gösteriler dışında ne yapılıyor bu bayramlarda?

Tabii bu hükümetin, bu ortamda kalkıp da 19 Mayıs’ı, 30 Ağustos’u tatil olmaktan çıkarmaya cesaret etmesini bekemiyorum. Kurban bayramını 1 güne düşürebilir ama? “Kurban kestik şu oldu bu oldu, hem bi tane de uzun tatil olsun canım” diyorsan, ramazan bayramını düşür 1 güne?(2) 1 Mayısı da tatil yap, al sana 1 gün kâr, bilmemkaç milyon katkı ekonomiye. Çalışmak isteyene kaldırılacak lüzumsuz tatil bol ülkede. 1 Ocak falan da var çok istersen.

Gel kaldır bu lüzumsuz tatillerden birini, yap 1 Mayısı tatil. “İşçi Bayramı” tatil olmayacak da hangi gün tatil olacak?

Bence Taksim’de kutlamak da o kadar inat edilmesi gereken bir şey değil. Artık Taksim eskisi gibi miting yapmaya uygun olmayabilir, mümkündür, uygun olan başka bir yerde yapılır. Ama hem “Taksim’de değil, izin verilen yerde istediğiniz gibi kutlayın, eğlenin” demek, hem de tatil yapmamak sığar mı delikanlılığa? Nasıl gidip eğlensin “benim işçim” iş günü ortasında?

“Ehehe, gün ilan ettik la, negzel işte, kimse yapmamıştı bunu” deme bari, dalga geçiyor ulan adam utanmadan gözümüzün içine baka baka. 1 Mayis Emek ve Dayanisma Günüymüş. Hadi ordan. Dayanışma my ass.

(1) Tayyip Erdoğan, az önce Ak Parti grup konuşmasında dedi bunu.
(2) Kıbrıs Cumhuriyeti tarafından reddedilen Annan planında öngörülen Birleşik Kıbrıs’ta kurban bayramı, ramazan bayramı, paskalya ve noel, 1er günlük tatil olacaktı.

Partilerin parti kapatmaya bakışı

Kasım 18, 2007

Yargıtay Başsavcılığının açtığı DTP’yi kapatma davası üzerine Birgün Gazetesi 4 “sol” parti, ve hatta AKP’nin görüşlerini yazmış. Önce şu üçüne bakalım:

Mehmet Ali Şahin. Adalet Bakanı (AKP): Yeni bir anayasa hazırlığı yaparken bir siyasi parti hakkında dava açılmış olması hoşuma giden bir şey değil.

Ufuk Uras. ÖDP Genel Başkanı ve Milletvekili: DTP akan kanın durdurulması ve sorunların çözümü için bir şanstır. Dar görüşlü yaklaşımla DTP’nin kapatılması, bu şansın elden kaçırılmasına yol açacaktır.

Uğur Cilasun. SHP Genel Sekreteri: Siyasi partileri kapatmanın çözüm olmadığı görüldü. Siyasi partileri kapatmamak lazım. Diyalog lazım.

Yani ne diyor; Kapatmayalım. Bu partilerden biri islamcı/liberal (o ne be?), biri sosyalist, biri sosyal demokrat. Şimdi de şu ikisine bakalım:

Mustafa Özyürek. CHP Genel Başkan Yardımcısı: Yargı sürecidir, konuşmak yargıya müdahale olur.

Zeki Sezer. DSP Genel Başkanı: DTP’ye bu davayı açanlar ellerindeki yasaya göre davranıyorlar. Bu aşamada DTP’ye çok iş düşüyor.

Biri, daha 5 ay önce karışmamışçasına “yargıya karışmama” kisvesi altında, kapatmaya susarak destek veriyor, diğeri de “yasa var kardeşim” diyerek aynı şeyi yaparken, bir de zaten hakkında dava açılmış partiye de “iş düştüğünden” falan bahsediyor. Bu 2 parti ne şimdi? Sol mu? Sosyal demokrat mı?

“İşin gücün yok, oturup chp ve dsp’nin sol olmadığını mı anlatıyorsun hala” diyeceksiniz de, “ben solcuyum” diyenlerin çoğu bu 2sinin ittifakına oy verdi seçimde? Onu ne yapacaz?

Keşke ölseydiniz!

Kasım 6, 2007

Geçenlerde Genelkurmay başkanı hayal edilemeyecek acılar yaşatmaktan bahsederek kanımızı dondurmuştu. Sıra adalet bakanına gelmiş. Mehmet Ali Şahin. Bakın ne demiş:

“Türk Silahlı Kuvvetleri’nin hiçbir mensubu böyle bir duruma düşmemeliydi. Dolayısıyla kendilerinin kurtulmuş olmasından fazla bir sevinç duyamadığımı ifade etmek istiyorum. Bu benim kişisel değerlendirmemdir.”

“o gece bu teröristlerle birlikte gitmiş olmasını bir Türk vatandaşı olarak içime sindiremedim”

“Bizim askerimiz, bizim Mehmetçiğimiz vatanı korurken gerektiğinde her an şehit olmayı göze alan bir askerdir. Tabii onların şu anda yurda dönmüş olmaları ailelerini, kendilerini mutlu etmiştir, vatandaşlarımız da bundan memnuniyet duymuş olabilirler ama benim içimde böyle bir uhde kaldı. Bunu sizlerle paylaştım. Bu benim Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak bu olaylarla ilgili bir değerlendirmemdir.”

Sözlükte prothedop ne güzel demiş mehmet ali şahin başlığında: “bugün kalp krizi geçirmemiş olmasına sevinemedim.”

Ay canım yaa, yazık. İlk lafı ettikten sonra neler dediğinin farkına varıp nasıl da 20 kere falan “bu benim vatandaş olarak düşüncemdir” falan demiş. Kurtaramamış ama pek, hatta daha sonra bi de “gerektiğinde ölür” falan demiş, sonra yine tırsmış vatandaş olarak demiş, ama yok işte öyle. Hadi bi şekilde düşünebiliyorsun öyle, öyle bir insansın. Ama hasbelkader adalet bakanı olmuş isen, söylemeyeceksin artık.

“Ailelerini mutlu etmiştir tabii, ama benim içimde uhte kaldı.” demiş bi de yahu utanmadan. Oha! Çocuğun torunun gitsin de bakalım esir düşüp 5 gün sonra geri gelsin mi istiyorsun yoka ölsün mü orda “gerektiği” için.

Amaaan neyse, Şevket Kazan bu ülkede adalet bakanlığı yaptı be. Bu da yapar. Teheyy…

Referandumu ne etsek

Ekim 18, 2007

Bu pazar, daha tam içeriğini bilmek şöyle dursun, yarımızın yapılacağını bile yeni hatırladığı bir referandumumuz var. (Nerede oy vereceğimizi de ysk’dan öğrenebiliyoruz, yeri gelmişken.) Şimdi, bu referanduma ne oy vereceğime karar vereceğim. Öncelikle referandum neleri değiştiriyor, bakalım; (ntvmsnbc‘den)

  1. Genel seçimler 4 yılda bir yapılacak.
  2. TBMM tüm kararlarında, üye tamsayısının en az üçte biri (184) ile toplanacak.
  3. Cumhurbaşkanı; 40 yaşını doldurmuş, yüksek öğrenim görmüş, TBMM üyeleri veya bu niteliklere ve milletvekili seçilme yeterliliğine sahip Türk vatandaşları arasından, halk tarafından seçilecek.
  4. Cumhurbaşkanının görev süresi, 5 yıla indirilecek; bir kimse, en fazla iki defa (5+5) cumhurbaşkanı seçilebilecek.
  5. Cumhurbaşkanlığına, TBMM üyeleri içinden veya Meclis dışından aday gösterilebilmesi, 20 milletvekilinin yazılı teklifiyle mümkün olacak. Ayrıca, en son yapılan milletvekili genel seçiminde aldıkları geçerli oyların toplamı yüzde 10’u aşan partiler de ortak cumhurbaşkanı adayı gösterebilecek.

Şimdi, şöyle çekincelerim var bu referandumla ilgili;

  • Sonucunda evet oyları yüksek çıkarsa Tayyipler “aha işte halkımızın %80′i bizi destekliyor!” diyecek, iyice havalara girecekler.
  • Ülkenin genel yararı, demokrasinin düzgün işlemesi için değil de, akpnin kendi kıçının keyfi için yapılıyor gibi?
  • Bu referandum asıl olarak 11. Cumhurbaşkanlığı seçimi krizini aşabilmek içindi, şimdi bu sorun ortadan kalktığına göre acelesi kalmadı. Zaten (umuyorum) yakında anayasa tümden değişeceği için, o sırada bu değişiklikler de yapılabilir. Şimdi lüzumsuz yere bu kadar masraf yapılmış olacak, 200 milyon ytl heba olacak, hatta oldu zaten çoğu. (Yalnız burada gözden kaçan bir nokta var ki, referandumun bu kadar gecikmesinin sebebi Ahmet Necdet Sezer’in değişiklikleri 2 kez veto etmeden önce 15er gün bekletmesidir, yoksa seçime yetiştirilecek ve çok daha az masrafla kurtulunacaktı. Hem kim bilir belki de Abdullah Gül seçilmezdi?)
  • Saçma sapan bir aday gösterme sistemi var. (madde 5) (%10 fetişizmimiz burada devam ediyor. Yahu, 3-5 tane “ekstrem” aday olsa ne olur, mesela seçime katılabilme yeterliliğinde olan her parti aday gösterebilse ne olur, ya da bilmemkaçyüzbin imza ile aday olunabilse mesela? %0.35lik partinin cumhurbaşkanı adayından mı korkuyorsunuz? Zaten 2 turlu seçim, oyların bölünüp çoğunluğun istemediği birinin seçilme şansı da yok. Oy pusulası mı büyür, e 22 temmuz seçimlerinde yediğiniz bok neydi? (Bağımsızların ortak pusulaya dahil edilmesi.) Nereden tutsan elinde kalıyor, çok sinirliyim, üç saat konusabilirim bu konuda susmadan, susayım.)
  • Cumhurbaşkanının yetkilerinin ne olacağı hala belirsizliğini koruyor. (Şahsen sembolikleşmesi taraftarıyım, gerçi sembolikleşirse halkın seçmesi bir çelişki olabiliyor, varsın olsun, sonuçta sembolikleşmesini istiyorum, ve bu sembolik cumhurbaşkanını da neden oligarşi seçeceğine halk seçmesin?)
  • 2 defa seçilebilme nedeniyle, (madde 4) halihazırdaki cumhurbaşkanının bir şekilde oy kaygısı güderek makamı siyasallaştırma tehlikesi var.
  • Yarı yolda geçici maddeleri değiştirildiği için bir kısım oylar eski maddelere kullanılmış oldu. (Hakikaten sonuç %50ye çok yakın çıkarsa ve önceden gümrüklerde oy kullananlardan biri mahkemeye giderse ne olacak merak ediyorum. (Edit: Gümrüklerde madde değişene kadar 19686 oy kullanılmış, referandum sonucunda fark 19686dan küçük çıkarsa sonuç geçersiz sayılacakmış.)

Ancak, aslında bu referandumdaki değişiklikleri destekliyorum. Şöyle ki;

  • Cumhurbaşkanını halkın seçmesi, halkın yönetime daha fazla katılmasını sağlayacak. Doğrudan demokrasi yolunda bir adım.
  • Şu ana kadar cumhurbaşkanını meclis, yani dolaylı olarak halk değil, bürokratik elit seçiyordu, (zaten bu sefer seçemediler diye olmadı mı bunca tantana?) şimdi doğrudan halk seçecek, bürokratik oligarşi önemli bir kalesini kaybedecek.
  • 367 hukuksuzluğundan kurtuluyoruz! (madde 2)
  • Cumhurbaşkanlığı seçimleri bundan sonra bu şekilde bir krize dönüşemeyecek. (Yediniz ulan ülkenin yarım yılını, sonucundaki saçma sapan kutuplaşma da mirası.)
  • Neredeyse hiç bir hükümet 4 yıldan uzun dayanamadığından, seçimlerin 4 yılda bire düşürülmesi gayet uygun bence. (madde 1) Hem kimse bıkbık edemez bundan sonra, “vay efendim sen seçileli 4 yılı geçti, sen cumhurbaşkanı seçemezsin” diye. “3 yılı geçti, seçemezsin” diye eder, ehh.
  • Cumhurbaşkanını meclisin değil de halkın seçmesiyle, meclisi bir partinin domine etmesi durumunda, en azından cumhurbaşkanı farklı bir görüşten seçilerek bir denge sistemi oluşturulabilir? (Aslında mesela chplilerin de şu an bu yüzden desteklemesi lazım?)
  • Yeni anayasanın ne zaman ne olacağı , olup olmayacağı belli olmadığından, şimdilik halk olarak, birey olarak ne koparırsak kardır. (Çağatay‘ın 9 Ekim tarihli 21 Ekim 2007 Halk Oylaması Üzerine yazısında yazmış bunu, aynen yürüttüm.)

Sonuç olarak, evet, iptal edilse daha iyiydi, ama madem iptal edilmedi, iş işten geçti, şu durumda “evet” oyu vermeye karar vermiş bulunmaktayım. Bu, iptal edilmemesini, ya da değişikliklerin tamamını tüm kalbimle onayladığım anlamına gelmiyor, ama eksikleri, saçmalıkları olsa da, bu değişiklik düşüncelerime, inandıklarıma, istediklerime şu anki durumdan daha yakın olacağından, yok şu oldu, yok bu olacak, yok efendim ben kıl oldum bunlara gibi sebeplerle oyumu farklı bir şekilde kullanma(ma)ya niyetim yok. Sanırım. Pazar günkü üşengeçliğime de bağlı olacak galiba bu. Neyse, pazar ola hayrola.

Gaydıciddi (yani diyor ki, tabii ki bu gerçek bir sebep değildi, bu da antin kuntin) not: Ya abi, bir de, “hayır” oyu yüksek (mesela chp’nin son oy oranından yüksek, %x) çıkarsa Baykallar çıkacak, “sadece chp hayır propagandası yaptı, chp’nin oyu %x’e yükselmiştir, başarıdır, bilmemnedir.” diyecek. Ben de sinirden şapkamı yiyeceğim. (Bu yazının taslağını birkaç gün önce yazmıştım, şimdi mhp de hayır diyecekmiş. Kıyamadım ama silmeye bunu.)

%55.4′ü çözdüm

Ağustos 6, 2007

Demirel’in “Karşınızdaki yüzde 53′ü unutmayın” demesine, (ki ayrıca üzerinde durulması gereken, tipik bir “baykal usulü muhalefet”) Tayyip Erdoğan, o fantastik zekasıyla “Biz de biliriz o hesapları. Bu seçimlerde yüzde 84 oy kullanılmıştır. AKP de bunun yüzde 47’sini almıştır. Yüzde 100 üzerinden bunun hesabını yaparsanız, AKP’nin aldığı oy yüzde 55.4′tür” diye cevap vermişti.

Herkes bunu yanlış orantı diye falan yorumladı. Ama hayır. Bak şimdi, Yazının devamını oku »

2 kişiden biri

Temmuz 28, 2007

Seçimde şimdi her 2 kişiden biri ak partiye oy verdi ya, bizim “cumhuriyet çocukları” dolaşıyor ortalıkta “2 kişiden biri akepeye verdi, ben vermedim demek ki sen verdin / hanginiz akepeye oy verdi lan?” esprileri yapıyor. çok şaşırıyorlar etraflarında kimse akp’ye oy vermediği halde akp’nin oyların yarısını almasına. sanki bütün ülke sizin “elit” etrafınız?! Bakın ne demiş Emin Çölaşan:

“Demek ki biz uzayda, başka bir gezegende yaşıyormuşuz. Türkiye’nin ve toplumun hiçbir şeyini bilmiyormuşuz! Demek ki insanlar durumdan, gidişten memnunmuş.

Seçim günü uzay gemisinden paraşütle, hiç bilmediğimiz bir ülkeye indik. Burasının Türkiye olduğunu öğrendik. Ülkenin gerçeklerini, nasıl böyle yanıldığımızı da yakında inşallah öğrenmeye başlayacağız!”

Ne güzel demiş Emin Çölaşan. (Vay be, Melih Gökçek karşısındaki tutumuyla Melih Gökçek’i BİLE savunmama neden olan adamla aynı fikirde olmak hakkaten heyecan verici.)

akp vs chpmhptsk

Temmuz 28, 2007

Hayatımda sonuçlarına en çok sevindiğim seçimi geride bıraktık, oy verdiğim aday 8985 (yani %0.7, yani “binde 7”) oy almasına rağmen. Halk CHP-MHP-TSK ittifakına cevabı verdi ve şu durumumuzda nisbeten “demokrat” (halimize bak, atam sen kalk da ben yatam, teheyy) ak parti’yi yarıya yakın oyla tepemize getirdi. (Burada Genç Siviller’in “27 Nisan’a cevap 22 Temmuz’da verildi” tespiti katılınası.) Bunun yanında 16 yıldır sadece milliyetçi hezeyan yaratma amacı olunca sesi duyurulan, her fırsatta önü kesilen DTP’nin 21 vekille de olsa meclise girebilmesi, 38 yıldır sesleri duyulmayan sosyalistlerin, bir Ufuk, bir de Akın Birdal’la da olsa meclise girmeleri, %10′luk manyak baraja rağmen halkın %87’sinin mecliste temsil edilmesi daha da büyük mutluluk sebeplerimdi.

Esas bahsetmek istediğim, ak partinin %47’si ile hezimete uğrayan, aylardır bağırıp çağıran ulusalcı/milliyetçi/militarist koro’nun hezimete uğraması. Bu darbecilerin 80’lerdeki versiyonlarının yaptığı saçma sapan düzenlemeler sebebiyle %34 oyla meclisin %60 civarını ele geçiren ak parti, istediği adayı cumhurbaşkanı seçtirmek istediğinde koparılan sahte “şeriat geliyor” hezeyanı ile başladı her şey, tescilli faşistlerle yemekler yiyen, zamanında darbe yapası gelmiş paşaların derneği ADD’nin mitingleri, TSK’nın tam da zamanında gelen açıklamasıyla Anayasa Mahkemesinin demokrasiyi askıya alan kararı (burada “faşizm konuşma yasağı değil söyleme mecburiyetidir” ilkesi nedeniyle söylemek zorundayım ki Abdullah Gül tabii ki benim için ideal, moda tabirle beni de “kucaklayan” bir cumhurbaşkanı adayı değildir, ama halkın çoğunluğunun desteğiyle o köşke çıkmaya sonuna kadar hakkı vardır, ayrıca eşinin başörtülü olması, Baskın Hoca’nın dediği gibi “devletin başörtüsüyle barışması”nı sağlayacaktır, o da ayrı) ve sonunda erken seçimle noktalandı. Bu olaylarla şahsımca chp meclise bile giremeyecekken oylarını sadece %1 düşürmeyi başardı. (Bu arada ak parti’yi de %13 arttırdı. ahaha.)

Benim esas eğlencem ise daha 22 temmuz akşamı kanaltürk ekranlarında saçları bir kaç ton ağaran Tuncay Özkan’la başladı (ceren’in esprisi bu, sözlükte çaldım, last fm‘de de çalınca burada da çalmış sayılmamda bir sakınca yok diye düşündüm). “Kahraman Türk halkı, bu hainlere, iç mihraklara gereken cevabı verecektir”ci ulusalcı koro, bir anda “Aziz Nesin haklıymış”, “Halk doğru seçim yapamadı”, “bu ülkeden gitmek gerek” diye bağrışmaya başladı. Seçimlere kadar saadet partisi yayın organlığı yapan (çok cin ya bunlar, akepe oylarını bölecekler) hardkor kemalist kanal b, “efendim bu hükümete halkın %53ü karşı, böyle demokrasi mi olur, kendimizi kandırmayalım yauu” diyen bir amca çıkardı, kırk yıllık sosyal demokrasi vakfı kurucusu Zafer Üskül şeriatçı ilan edildi, Zülfü Livaneli resimleri üzerine çarpılar atıldı, daha neler neler. Yani şunları izledikten sonra “keşke ak partiye verseydim de şu komedide benim de payım olsaydı” demedim değil.

Neyse, en azından artık “x’ler irana, y’ler kuzey ıraka, z’ler moskovaya” demiyorlar da , “bu ülkede yaşanmaz, biz gidelim” diyorlar. Yolunuz açık olsun. Gidin de biz Türk, Kürt, Ermeni, alevi, ateist, dindar, dinci, sosyalist, demokrat, liberal, muhafazakar birlikte yaşayalım huzur içinde. (buna da sözlükte bi yerlerden esinlendim. az ibne değilim)