Posts Tagged ‘chp’

Kovmadık lan! Hiç kovmadık!

Mayıs 24, 2009

Ak Parti genel başkanı Recep Tayyip Erdoğan demiş ki:

Yıllar önce farklı etnik kimlikte olanları kovduk, biz de bu hataya düştük.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen ise hemen beklenen tepkiyi vermiş:

Türkiye’nin sicilinde etnik kökeninden dolayı yurtdışına kovulan, ihraç edilen bir vatandaş yoktur.

Sonra neden akepelisin diyorlar. Ne olacaktım, cehepeli mi olacaktım?

chp vs dsp

Nisan 7, 2009

22 temmuz seçimlerinden sonra bunu karalamışım, kenarda kalmış. CHP’ye atacak başka çamur bulamadım bu aralar, bunu yollayayım gitsin bari:

CHP ile birlikte seçime giren DSP, Cumhurbaşkanlığı seçimi için meclise girdi. CHP ise meclise girmemekle kalmadı, “hayati konular olmadıkça cumhurbaşkanıyla görüşmeyeceğiz” gibi bir şeyler zırvaladı. Yahu, halk o %20 oyu sen otur meclis bahçesinde pişpirik oyna diye mi verdi? Bir DSP’li konuşuyordu, neden meclise girdikleri konusunda; “bir taraf faullü oynuyor ama hakem taraf tutuyorsa takımı sahadan çekebilirsiniz, hükmen malup olursunuz. ama oynamaya devam ederseniz kazanabilirsiniz.” falan diyordu. En azından bir DSP ol lan CHP.

29 Mart Notları

Mart 31, 2009

29mart1

Ankara

Melih Gökçek, Ankara’da 15 yıldan sonra bu kez sanırım gerçekten son kez seçildi. (Bir daha aday olmayacak yani, ondan.) Oyları %56′dan %38′e düştü ama, yetmedi. “Mansur Yavaş anca %10 alır, eheh meheh” diyen Tarhan Erdem de kına yaksın. %27 aldı Mansur Yavaş. Ben de ona oy vermiştim, hala da kazansa kazansa onun kazanabileceğini düşünüyorum. İçim rahat. “MHP’ye de oy vermedik demeyiz, eheh.”

hakparAnkara İl Genel Meclisinde oyumu verdiğim HAKPAR, %0.11 alarak Şükrü Erbaş’ın %0.7’sinden sonra kişisel tarihimde “a new low” set etmemi sağladı. 3 milyonluk Ankara’da benden başka sadece 2947 kişi daha oy vermiş. Diyarbakır’da bile %1′e ulaşamayan HAKPAR’ın en büyük başarısı Ağrı belediye başkanlığında aldığı %1.33 oldu. Kurarsınız federasyonunuzu artık Ağrı’da. ahah.

Ankara – Çankaya‘da halk tarafndan pek tanınmayan CHP adayı Bülent Tanık , meşhur AKP adayı Bülent Akarcalı‘ya anlamsız bir fark (36 puan!) attı. CHP’nin oyları 8 puan artarak %58 olurken, AKP 15 puan düşerek %22′de kaldı. Ben, ikisi arasında karar veremediğim için DTP çatısı altında seçime giren solun ortak adayı Serpil Köksal’a vermiştim, %0.45 aldı. eheh.

Yenimahalle‘de CHP, AKP’yi yenmiş bu sefer. Bu 5 sene Yenimahalle’yi de bok götürecek anlaşılan. (CHP yüzünden değil, Gökçek yüzünden.)

ÖDP, Sosyalistler, Yeşiller

odpÖzgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP), Hopa‘da ön seçim yaptı, ön seçimde o sıradaki başkan Yılmaz Topaloğlu seçilmedi, bunun üzerine kendisi de bağımsız aday oldu, sonuçta ÖDP %8, Topaloğlu %18 aldı, Hopa, %25 ile CHP’ye gitti. Demek ki ön seçim de her zaman çok hayırlı olmayabiliyormuş.

Hatay – Samandağ’da ÖDP, Tunceli -Mazgirt’te Emek Partisi (EMEP)olmak üzere sosyalistler 2 ilçe belediyesi kazandı, ayrıca Hatay – Aknehir, Kırıkkale – Hasandede ve Malatya – Ağılbaşı belde belediye başkanlıklarını da ÖDP kazandı. (Henüz EMEP veya TKP herhangi bir beldeyi kazandı mı bilmiyorum.) Böylece (DTP hariç) sosyalistler toplam belediye sayılarını %150 arttırdı. (1 ilçe + 1 belde‘den 2 ilçe + 3 belde‘ye çıktı.)

Edit:  Tunceli’nn Hozat, Pertek ve Nazımiye ilçelerini ve Rize – Çamlıhemşin‘i bağımsız sosyalist adaylar, Tunceli’nin Darıkent beldesini de EMEP almış. Yani 6 ilçe + 4 belde sosyalistlerin. %400 artmış sosyalist belediye sayısı. Oha.

İstanbul Büyükşehir’de DTP’den solun ortak adayı Akın Birdal, anca %4.6 alabildi. Sırf Kürtler verse bile %5′i geçmesi gerekirdi, solcular Kılıçdaroğlu’na mı verdi n’aptı?

Geçen gün bahsettiğim, DTP, EMEP, ÖDP, SDP ve bir sürü oluşumun desteklediği Yeşiller adayı Nursel Şengür,, Kadıköy‘de %0.13 (445 oy) alarak TKP’ye bile geçildi. Ki DTP’nin bir önceki seçimde Kadıköy oyu %2. Çok acı gerçekten. Beyoğlu‘nda ise Sosyalist Feminist Kolektif‘in adayı Ülfet Taylı Taş ise 398 oy (%0.28) aldı. (DTP’nin oyu %6)

Sivas ovası, Alperen yuvası!

bbp

Sivas Merkez’de BBP adayı Doğan Ürgüp %51, il genel meclisinde ise BBP %37 almış. Hey yavrum hey. Şu haritaya bak, nasıl da lacivert bir güneş gibi doğmuş ülkeme Büyük Birlik! Merkez’de BBP geçen yerel seçimde %20 almıştı, genel seçimde ise bağımsız aday olan Muhsin Yazıcıoğlu sadeceı %10 ile milletvekili seçilmişti. Sivas’ın dışnda, Maraş ve Bayburt’ta da belirgin bir oyu var BBP’nin.

Büyük Birlik Partisi (BBP) ve Saadet Partisi, oylarını %100 arttırdı! BBP %2.3′ü, Saadet %5.2′yi buldu. AKP’den çok daha “dinci” olan bu partilerin AKP’den oy çalması, şimdilik çok mutlu ediyor bizim “çağdaş”ları. Allah sonumuzu hayır etsin.

İzmir Kalesi

chpİzmir’de CHP‘ye bir haller oldu. AKP’nin kazanacağına kesin gözle bakılan, AKP’nin sınırlarını kendi kazanacağı şekilde ayarladığı iddia edilen yeni ilçeler Bayraklı ve Karabağlar, ve hatta ömrü billah selamet-refah-fazilet-AKP’yi seçmiş olan Kemalpaşa bile dahil olmak üzere 30 ilçeden 28′ini CHP aldı, Tire’yi 7 puan farkla DP‘ye kaptırdı, Bayındır’ı ise sadece 14 oy farkla AKP’nin kazandı. “Hadi lan ne kalesi, daha 2 seçim önce Burhan Özfatura’yı seçtiniz” diye dalga geçtiğim İzmir, hakkaten kale olmuş, haberimiz yok. Şuna bak. (Bayındır yenilenmemiş burada henüz.)

İzmir – Konak‘ta Eski SHP’li başkan şimdi AKPli aday Ahmet Sarışın sadece %26, eski DSP’li başkan şimdi DSP’li aday Erdal İzgi sadece %3.6 alırken, CHP’nin ilk adayı kabul edilmeyince seçtiği ikinci adayı Hakan Tartan ise %56 ile “sildi süpürdü”. DTP adayı Mizgin Irgat ise oyları düşmesine rağmen diğer partiler eridiği için %7 ile 3. oldu Konak’ta.

Deniz Kenarı

29-mart-baskanAKP’ye deniz kenarında oy yok. Toplamda belediye başkanlıklarının yarıdan fazlasını alan AKP, denize kıyısı olan 28 ilden sadece 9′unda kazanabildi.

CHP ve MHP ise, sadece deniz kenarında var. Her zamanki gibi, hatta her zamankinden daha yoğun bir şekilde deniz kenarlarını CHP (Kırklareli, Tekirdağ, Çanakkale, İzmir, Aydın, Muğla, Antalya, Mersin, Zonguldak, Sinop, Giresun, Artvin.)  alırken, denizin en kenarı olmayan, ama kenara çok yakın şehirleri MHP (Manisa, Balıkesir, Uşak, Isparta, Osmaniye, Adana, Kastamonu, Bartın, Karabük, Gümüşhane.)  aldı. MHP iç anadolu’yu iyice AKP’ye bırakıp, batıya ve güneye kaydı.

Sonuç olarak, deniz kıyılarında CHP, onun bir iç halkasında MHP, daha içinde de AKP kazandı. Aferin. Kurcaladınız kurcaladınız, halka halka böldünüz güzelim vatanı sonunda. soğan gibi bölündü cağnım vatan. Halka halka. Çember çember. :(

Başka?

Büyükşehir ve/veya İl merkezlerinde kadın belediye başkanı sayısı %100 arttı! Eskiden sadece Tunceli’de DTP/EMEP’li Songül Erol Abdil vardı, şimdi Tunceli’de DTP’li Edibe Şahin, Aydın’da CHP’li Özlem Çerçioğlu belediye başkanı seçildi. Muazzam bir kadın – erkek eşitliği. Helal olsun bütün partilerimize.

Antalya‘yı hardkor Kemalistler kazanmış. Üzüldüm.

Kılıçdaroğlu, İstanbul’da iyi direndi. Keşke ya kazansaydı ya da fark yeseydi. AKP de CHP de çok havalanmıştı, birinin havası alınsa iyiydi.

Bodrum‘da Kocadon, CHP’yi tahtından indirmiş. Absürt Laiklik Eden Gidiyor Goygoyu işe yaramamış. Sevindim.

DTP, doğuda AKP’ye ödünç verdiği belediyeleri misliyle geri aldı. Iğdır, tarihinde ilk defa DTP yönetimine geçti. Sevindim.

Eskişehir, Yılmaz Büyükerşen’de (DSP) kaldı. Sevindim.

anap

20 yıl öncesinin Ak Parti’si ANAP, İl Genel Meclisinde %0.76 almış. Rize dışında %3′ü geçtiği il yok. Kapatın gidin abi partiyi artık. Haydar Baş bile geçecek neredeyse.

Milliyetçi Hareket Partisi, korku salan ismine ve tarihine rağmen, kaç yıldır sürdürdüğü dönüşüm sonucunda iyice merkez partisi olma yolunda. (Hayır, Mansur Yavaş’a verdiğim oy için kendimi rahatlatmaya çalışmıyorum. Valla.) AKP’ye vermek istemeyen sağcılar ve CHP’ye vermek istemeyen “sol”cular MHP’ye vermeye başladı. Eski MHP yerine ise BBP yükseliyor. Yeniden, Allah sonumuzu hayır etsin.

DTP’nin yedeği olarak kurulan ve sadece İl Genel Meclis pusulasında bulunan, onda da herhagi bir aday açıkladı mı belli olmayan Barış ve Demokrasi Partisi 6712 oy alarak Yaşar Nuri Partisini geçti. ehehe. Adını mı beğendiniz amblemini mi beğendiniz n’aptınız arkadaş?

Seçim sonucunu illere ilçelere göre en güzel ntvmsnbc, partilere göre en güzel Hürriyet veriyor.

4 saattir bu yazıyı yazıyorum, toplam 938 kelime olmuş. Şu emeği derslerime versem profesördüm şimdi.

Hayır

Mart 24, 2009

oy pusulalarıBu haftasonu yerel seçimler var ya hani, ben oyumu Ankara Büyükşehir sınırları içersinde kullanacağımdan ötürü, aylardır büyük kararsızlıklar içersindeyim. İl genel meclisi, ilçe belediye meclisi ve ilçe belediye başkanını bir kenara bırakalım şimdilik. Onlar nispeten kolay. Ama büyükşehir için Melih Gökçek isminde bir adamın da seçimlere katılması gibi bir sorunumuz var.

Partilere baktığımızda, DTP listesinden seçime katılan SDP, DSİP, EHP, ESP, antikapitalist felan yüz bin tane sol parti/platformu içeren Ankara İçin Biz Varız diye bir şey var, güzel de bir program hazırlamışlar. Büyükşehir belediye başkan adayı olarak da Ezilenlerin Sosyalist Platformu üyesi Avukat Kamile Öncel‘i belirlemişler. Adını bile duymadığım bir takım partilerin flamalarını görmemi sağlayan, pek renkli toplantılar, seçim bürosu açılışları falan yapıyorlar. Melih Gökçek faktörü olmasa, veya seçim 2 turlu olsa, en azından DSİP‘in hatrına oyumu alırlardı heralde.

Seçimde kazanma ihtimali olanlar ise Melih Gökçek, Murat Karayalçın ve Mansur Yavaş. Karayalçın, geçen seçimlerde DEHAP’la birlikte seçime girmesinden dolayı kendisine oy vermeyecek bir takım kaz kafalılara “ama ben de Atatürk milliyetçisiyim” diyerek yalvaran, üniversite toplantılarında etrafta ülkücü kılıklı, somurtkan ve tehditkar bakışlı, Murat Bey’e bir eleştiride bulunanın yanına gidip onu nazikçe uyaran fedaileri gezinen bir “solcu”. Üstüne üstlük meşhur “ergenekon avukatı”nın genel başkan olduğu partiden aday oluyor, ve “Büyük Ankara Mitingi”nde konuşturulmuyor bile o ebedi genel başkan tarafından.

Mansur Yavaş‘ın partisi ise, Karayalçın’ınkiyle kıyaslanamayacak kadar kötü, amblemi bile mide bulandırmaya yeterli. Ama kendisi, projeleri, Beypazarı’nda yaptıklarıyla, konuşmaları, hareketleri, hiç kimseye sataşmadan temiz siyaset yapmasıyla Karayalçın’dan çok daha fazla heyecanlandıryor insanı, herif sanki MHP’den değil de İsveç Sosyal Demokrat partisi’nden fırlamış gelmiş gibi. Her fırsatta “nefret siyasetini bitirelim”, “seçildiğim an parti rozetimi çkarıp, belediye encümenine diğer partilerden birer üye alacağım” gibi söylemlerde bulunuyor. Partisini bilmeden adamı dinlesen, en son aklına gelecek partinin üyesi adam. Şaka gibi. Bu adam gidip CHP’den veya AKP’den bile aday olsa, güle oynaya oyumu verirdim, ama o pusuladaki cCc şekli bana sırıtırken elim altına gidebilir mi bilmiyorum.

Görüldüğü üzere Melih Gökçek’e karşı kazanma ihtimali olan 2 aday da tam olarak içime sinmiyor. Normal şartlar altında böyle bir durumda “eeeh ne bok yerseniz yiyin” diyip DTP adıyla giren 10küsur sol partiye basardım oyumu. Ama, karşıdaki adam Melih Gökçek. Bu durumda tek çare kalıyor, hayır oyu vermek. En yakın zamanda seçimde hayır oyu vermek mümkün kılınmalı. Bu oyu kime verirsek, o adayın oyundan 1 oy düşmeli. Böylece biz de Melih Gökçek’in altına HAYIR mührünü basıp, hayatımızda bir kez olsun bütünüyle içimize sinen bir oy vermiş oluruz belki.

Devlet buna bir şey yapması lazım.

Yiyin Birbirinizi

Eylül 10, 2008

Tayyip Erdoğan – Aydın Doğan ikilisinin birbirlerinin kirli çamaşırlarını ortaya dökme operasyonlarını zevkle izliyorum.

Bu arada sanki ne menem bir grup olduğunu bilmiyorlarmış gibi Doğan imparatorluğunun arkasına dizilen CHP, Cumhuriyet vb mallar sürüsünü de esefle izliyorum.

Hele bir de buna Nokta’nın kafasına postal inerken, Özgür Gündem onyüzbinmilyon kere kapatılırken hiç akıllarına gelmeyen “basın özgürlüğü”nü alet etmelerine ise götümle gülmekten başka bir şey yapamıyorum artık…

İşte Gerçek Milliyetçi

Eylül 1, 2008

Abdullah Gül, Ermenistan’a maç izlemeye gidecek ya, kaç gündür bekliyorum bir cengaver vatansever, bir milliyetçi, bir ülkücü şuna karşı çıksın, “olur mu ermeninin (e küçük!) ayağına gitmek, yakışır mı Türk’e!” felan desin. Yok, onlar varsa yoksa Ermenistan sınır kapısında sınırın 2 tarafına anıtlar yapılmasını falan önersin. Peh!

Beklediğim ses sonunda Baykal’dan çıktı. Deniz Baykal, Şimdi bir maç vesilesiyle Türkiye, Ermenistan ile yeni bir ilişki düzeni içine girme maksadındadırdemiş, “ben olsam Bakü’ye gitmeyi tercih ederdim” diye de eklemiş. Helal sana Baykal! İşte gerçek bir milliyetçiden beklenen tavır!

Göç ederken soyları kırılıveren Ermeniler

Nisan 28, 2008

Ermeni soykırımı hakkında, “efendim soykırmadık, sadece zorunlu göçe tabi tuttuk, bir kaçı da ölüverdi arada, n’apalım” tezini biliyoruz, yazılı olarak buldum da bir tane, paylaşmak istedim. CHP Gençlik Kolları’nın dergisi Genç Söylev’in Aralık 2007 sayısında CHP Gençlik Kolları MYK üyesi Onur Balkaya yazmış;

Ermenilere yönelik uygulama, sadece güvenliğin sağlanması amacıyla imparatorluk içinde başka bir bölgeye göç ettirme olup soykırım ile hiç bir alakası yoktur. Ermenilerin doğu Anadolu’da savaş ve tehcir sırasında kayıplar verdikleri doğrudur. Ancak bu kayıplar, doğu Anadolu’da yaşanan savaş ve isyanlar nedeniyle asayişin sağlıklı olarak sağlanamaması, araç, yakıt, gıda, ilaç yetersizliği, ağır iklim şartları ile tifüs gibi salgın hastalıkların yol açtığı tahribat sonucu meydana gelmiştir.

Bu söylem, Ermeni soykırımını kabul etmektir. Sen eğer göç ettirilmemesi durumunda yaşamaya devam edecek 1 milyon insanı savaş ve ağır iklim koşullarında zorla göç ettirip, asayişi, aracı, gıdayı, ilacı sağlamazsan, ölmelerine göz yumarsan, “öldüler canım, ne yapalım, kısmet” diyemezsin. Bu insanların ölümünden birinci derecede sorumlu sensin!

Ne yaptın MHP?! (ya da CHP’nin muhalefet anlayışı)

Şubat 6, 2008

Onur Öymen dün bir yerlerde “muhalefet iktidarın paratoneri değildir, iktidarın eksiklerini tamamlaycağına iktidara karşı çıkmalıdır” gibisinden bir şeyer söyledi. İşte CHP’nin en şahane yanlışlarından biri; muhalefeti, iktidarın dediğinin tersini demek sanmak. 2002′den beri çok sinir bozucu bir şekilde kendisini gösteriyor. Hatta bir aralar bütün politikalarını “AKP’nin ak dediğine bok demek” üzerine kurmuşlukları o kadar absürd bir hal almaya başlamıştı ki, AKP’nin kırk yılda bir uyguldığı “sosyal” politikalara, normalde CHP’nin yapıp da AKP’nin karşı çıkması gereken olaylarda bile AKP’ye karşı çıkmaya başlamışlardı da, şanslarına şu Cumhurbaşkanlığı olayları falan çıkınca biraz fark edilmemeye başlandıydı bu saçmalıklar.

MHP, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Gül’e desteğinden sonra, üniversitelerde türbanı serbestleştirme konusunda da AKP’ye destek verdi ya, seçimlerde “sağcıysanız mehepeyeeeeğğ, solcuysanız cehepeye” nutukları atanlar, “laik atatürk cumhuriyeti’nin varoluşu ve bütünlüğü için, dün bana işkence etmiş olanlarla bugün el ele vermeyi yurtseverliğin doğal ve sade gereği sayıyorum” diyenler çok şaşırdılar. İhanete uğramış gibi hissedip MHP’ye sövmeye başladılar. Yahu, kim dedi size MHP türbana karşı çıkacak? Adamlar Türk-İslam sentezcisi. “Tanrı Dağı kadar Türk, Hira Dağı kadar Müslüman.” MHP’nin tabanında başı açık kadın oranı kaç? Ülkücü cengaverlerin kaçı sizin gibi “modern”, “çağdaş”? Kaçının karısının başı açık, operalara, balelere gidiyor tayyör giyip koluna kocasını takıp? Bu nasıl bir paranoyadır, nasıl bir delirmedir ki gözleri kör ediyor, bu kadar kadar basit bir gerçeği göremiyor: “MHP’nin seçmeni, üniversitelerde türban istiyor!”

Hatta şuna da iddiaya girmek isterim ki, eğer türban serbest bırakıldıktan sonra, türbansız öğrencilere bir baskı olacaksa, bu baskıyı yapanların çok büyük çoğunluğu faşistler, ülkücüler, yani MHPliler olacaktır. Aha bunu da buraya yazıyorum.

Neyse, başta dediğime döneyim. MHP’nin en azından adam gibi bir politikası var, Türklüğü ve Müslümanlığı üstün görüyor, ona göre davranıyor. 301′in en baba savunucusu olacak (o vakit CHP ile araları yine düzelir, merak etmeyin), ruhban okuluna tabii ki karşı çıkacak ölümüne, ama türbanın serbest bırakılmasına da tabii ki destek verecek. Gerektiğinde suya haç atıp çıkarmaya çalışan gariban 7-8 yunan genci dövecek ülkü ocakları, gerektiğinde ÖDP bildirisi dağıtanları şişleyecek kahvehanelerde tabanları, Ama en azından bir yol tutturmuş, o yolda yapacaklar yaptıklarını. CHP’nin 6 yıldır yaptığının tersine. Ne demek lan “muhalefet iktidara karşı çıkar.” “Müzmin muhalefet” o senin dediğin. Partinin “muhalefet”ten genel olarak anladığı bu zaten anlaşılan. Boşuna koymamış sözlükte insanlar müzmin muhalefet, müzmin muhalif ve her seye muhalefet insanlar başlıklarına o bakınızları.

ek: Seçimlerden önce “chp gümbür gümbür geliyor, %35 alır, akepe bitti, erdemli tarhana, hohoho” diyenlerle şimdi “allah allah mehepe neden böyle sattı bizi yahu” diye kara kara düşünenler aynı kişiler nedense?

Partilerin parti kapatmaya bakışı

Kasım 18, 2007

Yargıtay Başsavcılığının açtığı DTP’yi kapatma davası üzerine Birgün Gazetesi 4 “sol” parti, ve hatta AKP’nin görüşlerini yazmış. Önce şu üçüne bakalım:

Mehmet Ali Şahin. Adalet Bakanı (AKP): Yeni bir anayasa hazırlığı yaparken bir siyasi parti hakkında dava açılmış olması hoşuma giden bir şey değil.

Ufuk Uras. ÖDP Genel Başkanı ve Milletvekili: DTP akan kanın durdurulması ve sorunların çözümü için bir şanstır. Dar görüşlü yaklaşımla DTP’nin kapatılması, bu şansın elden kaçırılmasına yol açacaktır.

Uğur Cilasun. SHP Genel Sekreteri: Siyasi partileri kapatmanın çözüm olmadığı görüldü. Siyasi partileri kapatmamak lazım. Diyalog lazım.

Yani ne diyor; Kapatmayalım. Bu partilerden biri islamcı/liberal (o ne be?), biri sosyalist, biri sosyal demokrat. Şimdi de şu ikisine bakalım:

Mustafa Özyürek. CHP Genel Başkan Yardımcısı: Yargı sürecidir, konuşmak yargıya müdahale olur.

Zeki Sezer. DSP Genel Başkanı: DTP’ye bu davayı açanlar ellerindeki yasaya göre davranıyorlar. Bu aşamada DTP’ye çok iş düşüyor.

Biri, daha 5 ay önce karışmamışçasına “yargıya karışmama” kisvesi altında, kapatmaya susarak destek veriyor, diğeri de “yasa var kardeşim” diyerek aynı şeyi yaparken, bir de zaten hakkında dava açılmış partiye de “iş düştüğünden” falan bahsediyor. Bu 2 parti ne şimdi? Sol mu? Sosyal demokrat mı?

“İşin gücün yok, oturup chp ve dsp’nin sol olmadığını mı anlatıyorsun hala” diyeceksiniz de, “ben solcuyum” diyenlerin çoğu bu 2sinin ittifakına oy verdi seçimde? Onu ne yapacaz?

Referandumu ne etsek

Ekim 18, 2007

Bu pazar, daha tam içeriğini bilmek şöyle dursun, yarımızın yapılacağını bile yeni hatırladığı bir referandumumuz var. (Nerede oy vereceğimizi de ysk’dan öğrenebiliyoruz, yeri gelmişken.) Şimdi, bu referanduma ne oy vereceğime karar vereceğim. Öncelikle referandum neleri değiştiriyor, bakalım; (ntvmsnbc‘den)

  1. Genel seçimler 4 yılda bir yapılacak.
  2. TBMM tüm kararlarında, üye tamsayısının en az üçte biri (184) ile toplanacak.
  3. Cumhurbaşkanı; 40 yaşını doldurmuş, yüksek öğrenim görmüş, TBMM üyeleri veya bu niteliklere ve milletvekili seçilme yeterliliğine sahip Türk vatandaşları arasından, halk tarafından seçilecek.
  4. Cumhurbaşkanının görev süresi, 5 yıla indirilecek; bir kimse, en fazla iki defa (5+5) cumhurbaşkanı seçilebilecek.
  5. Cumhurbaşkanlığına, TBMM üyeleri içinden veya Meclis dışından aday gösterilebilmesi, 20 milletvekilinin yazılı teklifiyle mümkün olacak. Ayrıca, en son yapılan milletvekili genel seçiminde aldıkları geçerli oyların toplamı yüzde 10’u aşan partiler de ortak cumhurbaşkanı adayı gösterebilecek.

Şimdi, şöyle çekincelerim var bu referandumla ilgili;

  • Sonucunda evet oyları yüksek çıkarsa Tayyipler “aha işte halkımızın %80′i bizi destekliyor!” diyecek, iyice havalara girecekler.
  • Ülkenin genel yararı, demokrasinin düzgün işlemesi için değil de, akpnin kendi kıçının keyfi için yapılıyor gibi?
  • Bu referandum asıl olarak 11. Cumhurbaşkanlığı seçimi krizini aşabilmek içindi, şimdi bu sorun ortadan kalktığına göre acelesi kalmadı. Zaten (umuyorum) yakında anayasa tümden değişeceği için, o sırada bu değişiklikler de yapılabilir. Şimdi lüzumsuz yere bu kadar masraf yapılmış olacak, 200 milyon ytl heba olacak, hatta oldu zaten çoğu. (Yalnız burada gözden kaçan bir nokta var ki, referandumun bu kadar gecikmesinin sebebi Ahmet Necdet Sezer’in değişiklikleri 2 kez veto etmeden önce 15er gün bekletmesidir, yoksa seçime yetiştirilecek ve çok daha az masrafla kurtulunacaktı. Hem kim bilir belki de Abdullah Gül seçilmezdi?)
  • Saçma sapan bir aday gösterme sistemi var. (madde 5) (%10 fetişizmimiz burada devam ediyor. Yahu, 3-5 tane “ekstrem” aday olsa ne olur, mesela seçime katılabilme yeterliliğinde olan her parti aday gösterebilse ne olur, ya da bilmemkaçyüzbin imza ile aday olunabilse mesela? %0.35lik partinin cumhurbaşkanı adayından mı korkuyorsunuz? Zaten 2 turlu seçim, oyların bölünüp çoğunluğun istemediği birinin seçilme şansı da yok. Oy pusulası mı büyür, e 22 temmuz seçimlerinde yediğiniz bok neydi? (Bağımsızların ortak pusulaya dahil edilmesi.) Nereden tutsan elinde kalıyor, çok sinirliyim, üç saat konusabilirim bu konuda susmadan, susayım.)
  • Cumhurbaşkanının yetkilerinin ne olacağı hala belirsizliğini koruyor. (Şahsen sembolikleşmesi taraftarıyım, gerçi sembolikleşirse halkın seçmesi bir çelişki olabiliyor, varsın olsun, sonuçta sembolikleşmesini istiyorum, ve bu sembolik cumhurbaşkanını da neden oligarşi seçeceğine halk seçmesin?)
  • 2 defa seçilebilme nedeniyle, (madde 4) halihazırdaki cumhurbaşkanının bir şekilde oy kaygısı güderek makamı siyasallaştırma tehlikesi var.
  • Yarı yolda geçici maddeleri değiştirildiği için bir kısım oylar eski maddelere kullanılmış oldu. (Hakikaten sonuç %50ye çok yakın çıkarsa ve önceden gümrüklerde oy kullananlardan biri mahkemeye giderse ne olacak merak ediyorum. (Edit: Gümrüklerde madde değişene kadar 19686 oy kullanılmış, referandum sonucunda fark 19686dan küçük çıkarsa sonuç geçersiz sayılacakmış.)

Ancak, aslında bu referandumdaki değişiklikleri destekliyorum. Şöyle ki;

  • Cumhurbaşkanını halkın seçmesi, halkın yönetime daha fazla katılmasını sağlayacak. Doğrudan demokrasi yolunda bir adım.
  • Şu ana kadar cumhurbaşkanını meclis, yani dolaylı olarak halk değil, bürokratik elit seçiyordu, (zaten bu sefer seçemediler diye olmadı mı bunca tantana?) şimdi doğrudan halk seçecek, bürokratik oligarşi önemli bir kalesini kaybedecek.
  • 367 hukuksuzluğundan kurtuluyoruz! (madde 2)
  • Cumhurbaşkanlığı seçimleri bundan sonra bu şekilde bir krize dönüşemeyecek. (Yediniz ulan ülkenin yarım yılını, sonucundaki saçma sapan kutuplaşma da mirası.)
  • Neredeyse hiç bir hükümet 4 yıldan uzun dayanamadığından, seçimlerin 4 yılda bire düşürülmesi gayet uygun bence. (madde 1) Hem kimse bıkbık edemez bundan sonra, “vay efendim sen seçileli 4 yılı geçti, sen cumhurbaşkanı seçemezsin” diye. “3 yılı geçti, seçemezsin” diye eder, ehh.
  • Cumhurbaşkanını meclisin değil de halkın seçmesiyle, meclisi bir partinin domine etmesi durumunda, en azından cumhurbaşkanı farklı bir görüşten seçilerek bir denge sistemi oluşturulabilir? (Aslında mesela chplilerin de şu an bu yüzden desteklemesi lazım?)
  • Yeni anayasanın ne zaman ne olacağı , olup olmayacağı belli olmadığından, şimdilik halk olarak, birey olarak ne koparırsak kardır. (Çağatay‘ın 9 Ekim tarihli 21 Ekim 2007 Halk Oylaması Üzerine yazısında yazmış bunu, aynen yürüttüm.)

Sonuç olarak, evet, iptal edilse daha iyiydi, ama madem iptal edilmedi, iş işten geçti, şu durumda “evet” oyu vermeye karar vermiş bulunmaktayım. Bu, iptal edilmemesini, ya da değişikliklerin tamamını tüm kalbimle onayladığım anlamına gelmiyor, ama eksikleri, saçmalıkları olsa da, bu değişiklik düşüncelerime, inandıklarıma, istediklerime şu anki durumdan daha yakın olacağından, yok şu oldu, yok bu olacak, yok efendim ben kıl oldum bunlara gibi sebeplerle oyumu farklı bir şekilde kullanma(ma)ya niyetim yok. Sanırım. Pazar günkü üşengeçliğime de bağlı olacak galiba bu. Neyse, pazar ola hayrola.

Gaydıciddi (yani diyor ki, tabii ki bu gerçek bir sebep değildi, bu da antin kuntin) not: Ya abi, bir de, “hayır” oyu yüksek (mesela chp’nin son oy oranından yüksek, %x) çıkarsa Baykallar çıkacak, “sadece chp hayır propagandası yaptı, chp’nin oyu %x’e yükselmiştir, başarıdır, bilmemnedir.” diyecek. Ben de sinirden şapkamı yiyeceğim. (Bu yazının taslağını birkaç gün önce yazmıştım, şimdi mhp de hayır diyecekmiş. Kıyamadım ama silmeye bunu.)

CHP’yi tarihe gömelim!

Ağustos 9, 2007

Kendime en yakın sosyal demokrat oluşum olarak gördüğüm sodev, Baykal’a şöyle bir çağrıda bulunmuş. Kısaltarak aktarayım buraya da;

SODEV, bugüne değin, CHP Genel Başkanı’na yönelik kişisel sitemlerden kaçınmıştır. (…) CHP’nin önünün açılmasına izin vermek, Genel Başkan’ın, partisine bundan böyle yapabileceği en önemli hizmet olacaktır. CHP, kuşkusuz ki, üst yöneticilerinin istifasıyla bir günde değişip dönüşebilecek değildir. Ancak “rehabilitasyon süreci”nin ilk adımı da budur. (…) Sosyal demokrasiyi temsil ettiği varsayılan bir akımı, halkla bütünleşmekten ve gerçekten sosyal demokrasiye evrilmekten alıkoymamalıyız. (…) Sayın Baykal ve yönetici kadro görevlerini bırakmalıdır.

SODEV, Baykal’ın istifa etmesini, chp’nin yeni bir kurultay yapmasını, bunun sosyal demokrasinin tüm renklerini içererek, “parti içi demokrasi” kurallarına uygun olarak gerçekleştirilmesini, sosyal demokrasiyi temsil ettiği “varsayılan” chp’nin halkla bütünleşmesini, gerçek sosyal demokrasiye evrilmesini tavsiye ediyor. Biraz fazla şey istemiyor mu, ve bunların gerçekleşme olasılığını gerçekten yüksek mi görüyor?

Şahsen Baykal’ın istifası gerçekleşse bile diğer olması gerekenlerin olma olasılığını çok düşük gördüğümden, bu sonu nereye varacağı çok şüpheli rehabilitasyon sürecine başlama riskini almak istemiyorum, ardından gelmesi muhtemel isimleri (Hikmet Çetin? Mustafa Sarıgül???) de düşününce Baykal’ın istifa etmemesine çok seviniyorum. Aman böyle deyince “Sarıgül geleceğine Baykal kalsın”cılardan olduğum sanılmasın. Bu çok derin sorunları olan partinin bir lider değişikliği yaşarsa biraz silkelenerek Türkiye solunu tıkama görevini layıkıyla yerine getirmeye devam edeceğindan korkuyorum. Baykalın chp’nin başında kalması ve sosyal demokrasinin tüm renklerini içerecek, demokratik, özgürlükçü yeni bir sol partinin kurulmasıyla, sonraki seçimlerde Baykal’ın, partisi, kadroları, hizbi, tüm o Mehmet Sevigenleri, Önder Savları, Onur Öymenleri ile birikte siyaset sahnesinden silinmesini, tüm halk nezdinde anca bir Besim Tibuk kadar dikkate alınan bir konuma gelmesini dört gözle bekliyorum.

Gelin, devletin derinliklerine demir atmış, içinde Baykal çizgisinde olmayan bir elin parmakları kadar insan kalmamış, sola uzak, statükocu bir devlet partisi olan chpyi gerçek bir sola, “özgürlükçü, demokratik bir sol”a dönüştürmeye harcayacağımıza emeklerimizi, yeni bir sol parti kurmaya harcayalım! shp‘den, ödp‘den, dsp‘den, emep‘ten, sdp‘den, dtp‘den, dsip‘ten ehp‘den yeşiller‘den ve hatta chp‘den katılanlarla, sodev‘in, 10 aralık‘ın, DurDE‘nin küresel bak’ın, bhuv’un, keg’in desteğiyle, örgütsüzlükten rahatsız binlercemizin katılımıyla ülkenin gerçekten solda duran, emekten, özgürlükten, demokrasiden, çok kültürlülükten, katılımcılıktan, anti-militarizmden, eşitlikten, gerçek laiklikten, gerçek adaletten, barıştan, çoğulculuktan yana, kitle partisini kuralım! Devletin kuruluşunda çok büyük öneme sahip, ama görevini çoktan tamamlamış, “muasır medeniyetler”deki “sol”un tam zıttında duran chp’yi tarihe gömelim! Gömelim ki -kaldıysa- saygımızı daha çok yitirmeyelim. Gömelim ki, çocuklarımız, torunlarımız onu “Türkiye solunun tıkacı” olarak değil, “Cumhuriyetin kurucusu parti, Atatürk’ün partisi” olarak bilsin.

siyasal simge?

Ağustos 6, 2007

Gaye Erbatur DTP

chp’li Gaye Erbatur, meclisteki yemin törenine üzerinde 6 ok işlemeli ceketle katıldı. Aynı şekilde dtp’lilerden biri de mesela sarı bir ceket giyip, üzerine de şu logoyu işleseydi mesela, nasıl bir kıyamet kopardı düşünmek ister miyiz, mesela yani, ha?

Eşit canım herkes. Herkes eşit.

deniz neden böyle?

Ağustos 6, 2007

Devlet Bahçeli, “akp istediği cumhurbaşkanını seçebilir” diyor, Ufuk Uras, “uzlaşmayla seçilse iyi olur ama uzlaşmadan seçilirse de kıyamet kopmaz” diyor, Deniz Baykal, “uzlaşma olmadan seçilirse kriz çıkar!”

Devlet Bahçeli el sıkışıyor, Tayyip Erdoğan, “İnşallah hayırlı olur. Temennimiz odur ki; Türkiye, daha ileri bir demokrasiyi, Meclis çatısı altında yaşasın…” falan filan, Mehmet Şandır, “Meclis’te olması gereken yaşandı.” derken, Deniz Baykal hemen tavrını ortaya koyuyor: “Göstermelik bir tablo olmamalı!”

Her konuya bakışı, korku, gerilim, çatışma yaratma isteğiyle dolu. nasıl bir ruh hali bu? siyaset bu mu?

“andiçme”

Ağustos 5, 2007

(sözlükte yazmış biri, “andiçme” diye bir şey tdk sözlüğünde yok, ama anayasada var, çok harika)

9 saattir arada bir baktığım milletvekili yemin törenleri nihayet bitti. sadece bir şeyi belirticem;

Salona önce mhp “kurmay”ları gelmiş, yerlerinde oturuyorlar. Daha sonra hep beraber gelen dtplilerden bir grup (Ahmet Türk, Aysel Tuğluk ve Sırrı Sakık’ı gördüm) mhp’nin önüne gidip Devlet Bahçeli’yle adam gibi el sıkıştılar, Yazının devamını oku »

akp vs dtp

Temmuz 28, 2007

22 temmuzda ak parti en büyük oy patlamasını doğu ve güneydoğuda yaşarken, dtp’nin oyları beklenenden çok az çıktı. doğu anadoluda 2002de 32,2 olan ak parti oyu şimdi 54,6′ya çıktı. Güneydoğuda ise 26,5′tan 53,1′e çıktı oranlar. DTP’nin bağımsızları ise Türkiye genelinde dehap’ın %6,2’sinden %4′ün bile altına düştü. Adamlar 35 milletvekili hayal ederken 21 ile mi ne, grubu zor kurtardılar, Sebahat’i de kaybederlerse belki Ufuk Uras’a muhtaç olacaklar. Bir sürü nedeni var bunun orada burada yazılıp çizilen. Bir tanesi var ki bir anda benim aklımda beliriverdi şimdi, yazayım hemen dedim;

Senelerdir hani “amman refah gelmesin”, “amman fazilet gelmesin” ve dahi “amman akepe gelmesin” diye dsp’ye chp’ye kerhen atıyoruz ya oy (ben atmıyorum, haşa) Kürt seçmen de bu seçimde, “amman chp+mhp gelmesin” diyerek ak parti’ye oy atmış olabilir. “Hükümette bu (en hafif tabirle) Türk milliyetçisi koalisyon varken dtp grubu 35 kişi olsa ne değişecek” diye düşünmüş olabilirler pekala, “varsın dtp az kişi olsun, ama hükümet ak parti olsun” demişlerdir. Tam da grup kurmanın sınırında milletvekili çıkarmaları da “allahın işi” heralde.