Posts Tagged ‘eşitlik’

Faşizme Karşı Omuz Omuza

Eylül 17, 2008

Efendim sıradaki haberimiz Köln’den:

19 Eylül’de Avrupa’daki tüm ırkçılar Köln Camisi yapımını engellemek için Köln’de buluşacak.
Almanya Sendikalar Birliği’nin çağrısı üzerine sol partilerin yanı sıra, tüm kiliselerin temsilcileri ile sivil toplum kuruluşlarının da katılcağı karşı gösterinin en ateşli grubu ise gay ve lezbiyenler.

Sosyal demokratlar, yeşiller, liberaller ve sosyalistler caminin yapılması yönünde oy kullanırken, Alman Başbakanı Angela Merkel’ın Hıristiyan Birlik Partisi (CDU) üyeleri karşı yönde oy verdi. Camiye büyük destek veren CDU’lu Köln Belediye Başkanı Fritz Schramma ise partisinin görüşüne uymayıp “evet” oyu kullandı.

Şüphesiz ki almasını bilen için bir haberde ne ibretler vardır…

Başını örten liseli

Aralık 9, 2007

Yazmayalı uzun zaman oldu. Sınav mınav vardı, siyasi aktivitem de kanaltürk’ten miting reklamı izlemek, param çıkıştığında Taraf gazetesi okumak ve tbmm tv’ye bakmakla sınırlıydı. Aslında iyi oldu sınavların zamanlaması. Zaten bıktıydım. Hep aynı bok. Aha al yine:

Bir lisede birileri başını örtüyormuş. Cumhuriyet gazetesi de manşetten vermiş bunu dün hemen, kaçar mı. Şimdi, zaten lisede bir kıyafet zorunluluğu var. Lisenin gömleğini, etek/pantolonunu, süveterini, kazağını ceketini giymek zorundasın. Erkeksen saç sakal uzatamazsın, kızsan saçını toplamak zorundasın, türban da takamazsın falan filan. Kağıt üzerinde böyle. Hepsi de özgürlükleri kısıtlıyor, ve hepsine de aynı derecede karşıyım. Yani şu kızın üzerindeki türban ne kadar kurallara aykırıysa, o kırmızı beyaz sweatshirt de o kadar aykırı. Cumhuriyet’e göre değildir tabi. Ya da biri kurallara aykırıdır da, diğeri “kurallara aykırı”dır! Bütün insanlar eşittir mesela ama “modern” insanlar daha eşittir…

Neyse, bık bık bık hepsi laf işte. Hep aynı. Esas şu sağ üstteki küçük resime bak.

2 başı örtülü kız, 1 başı açık kız kol kola geziyorlar. Behey Cumhuriyet. Sana ne halt etmek düşüyor ki bu durumda? Bana? Susayım.

Özgür, Demokratik ve Eşitlikçi Bir Türkiye İçin…

Ekim 29, 2007

Ülkeyi yönetenler, halkın ihtiyaçlarını ve beklentilerini göz ardı ederek kendi küçük hesapları ve çıkarları doğrultusunda bir Türkiye inşa etmeye çalışıyorlar. Anayasa tartışmalarından, sosyal alandaki düzenlemelere, tezkere görüşmelerinden bütçe hazırlıklarına kadar tüm uygulamalar halktan ve toplumun örgütlü kesimlerinden esirgenerek hayata geçirilmeye çalışılıyor. Bizler, geleceğimizi şekillendirecek uygulamaların bize rağmen hayata geçirilmesine izin vermeyeceğiz. “Özgür, Demokratik ve Eşitlikçi bir Türkiye” talebimizi herkese duyuracağız.
3 Kasım’da, Türkiye’nin özgürlükten, demokrasiden, eşitlikten, barıştan ve emekten yana aydınlık insanları bir kez daha alanlarda olacağız!

  • Baskıcı, totaliter ve muhafazakar bir anayasaya hayır, özgür ve demokratik bir anayasa istiyoruz diyenler,
  • Savaş çığırtkanlığına hayır, yurtta ve dünyada barış istiyoruz diyenler,
  • Emperyalist sömürü politikalarına hayır, tam bağımsız bir Türkiye istiyoruz diyenler,
  • Özelleştirmeci, piyasacı, neo-liberal politikalara hayır, kamusal zenginliklerimizin korunduğu, hakça bölüşümü esas alan bir ekonomi istiyoruz diyenler,
  • Eğitimin kar kapısı olarak görülmesine hayır, parasız, bilimsel, demokratik ve laik eğitim hakkı istiyoruz diyenler,
  • YÖK’e ve üniversitelerdeki tüm baskılara hayır, özgür, demokratik ve bilimsel bir üniversite istiyoruz diyenler,
  • Sağlığın ve sosyal güvenliğin piyasalaştırılmasına, Ssgss Yasasına hayır, herkes için parasız, nitelikli, ulaşılabilir sağlık hizmeti istiyoruz diyenler,
  • İnsanların açlıktan, yoksulluktan ve soğuktan ölmesine hayır, tüm sosyal haklarımızın kamu güvencesine alınmasını istiyoruz diyenler,
  • Toplumun sadece belli kesimlerinin kayrılıp gözetilmesine hayır, eşitlikçi bir toplumsal düzen istiyoruz diyenler
  • Zorunlu din derslerine hayır, dinsel inançların kamusal alanda baskı aracı olarak kullanılmasın diyenler,
  • Tek bir dinin, tek bir mezhebin devlet tarafından kollanmasına ve dayatılmasına hayır, biri diğerinin önüne konulmaksızın tüm inançların özgürce yaşanabildiği özgürlükçü bir laiklik istiyoruz diyenler,
  • Her türden milliyetçi, şovenist ve ırkçı yaklaşımlara hayır, birarada kardeşçe yaşamak istiyoruz diyenler,
  • Farklı kimlikleri, kültürleri yok sayan, onları yok etmeye çalışan tek tipçi anlayışa hayır,
  • Kürt Sorununda demokratik bir çözüm istiyoruz diyenler,
  • Cinsiyetçi politikalara hayır, toplumsal yaşamın her alanında ayrımsız bir eşitlik istiyoruz diyenler,
  • Emekçilerin örgütlenme özgürlüğünün kısıtlanmasına hayır, demokratik bir çalışma hayatı istiyoruz diyenler,
  • Güvencesiz-sözleşmeli çalışmaya, Kamu Personel Rejimi Yasasına hayır, kadrolu, güvenceli istiyoruz diyenler,
  • Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununa, Polis Vazife ve Salahiyetleri Kanununa, Kabahatler Kanununa hayır, baskısız, özgür ve demokratik bir ülke istiyoruz diyenler,
  • 301. maddeye hayır, düşünce özgürlüğünün önündeki tüm engeller kaldırılsın diyenler
  • Sahte sendika yasasına hayır, grev ve toplu sözleşme hakkımızı kullanmak istiyoruz diyenler,
  • Doğanın tahribatına hayır, tüm canlılar için yaşanılabilir bir çevre istiyoruz diyenler,
  • Darbeye ve Cuntacılara hayır, 12 Eylül darbecilerinden hesap sorulsun diyenler,
  • 3 Kasım Cumartesi Günü KESK, TMMOB ve TTB’nin çağrısıyla Özgür, Demokratik ve Eşitlikçi bir Türkiye irademizi göstermek için Ankara’da buluşacak.

    Türkiye’nin geleceğini savaş çığırtkanı, milliyetçi, muhafazakâr ve neo-liberal politikalara bırakmamaya kararlı olan bu ülkenin tüm aydınlık insanlarını 3 Kasım’da Ankara’ya çağırıyoruz.

    Aydın ve sanatçıların destek bildirisi:

    (…) İktidar partisinin, bugüne kadarki hükümet pratiği, yerleşik siyaset ve yönetim zihniyetinin bir devamı olduğunu göstermiştir. Bu nedenle, iktidar partisinin kapalı kapılar ardında yürüttüğü anayasa çalışmaları, 1982 Anayasası’ndan kopuşu sağlama yeteneğinden yoksundur. Anayasa tartışmalarının bir diğer cephesinde ise, milliyetçi-otoriter güçler yer almaktadır. Bu güçlerin; özgürlük, eşitlik ve demokrasi yönünde talepleri olmadığı, neo-liberal politikalara itiraz etmedikleri de sır değildir.

    Anayasa tartışmalarının kaderi, bu güçlerin ellerine bırakılamaz. Bizler, yeni anayasa tartışmalarının, Özgür, Demokratik ve Eşitlikçi bir Türkiye hedefine hizmet etmesini istiyoruz. Silahların gölgesinde, şiddet histerisi ile toplumsal barışın karartılmasına karşı duruyoruz.

    (…) Tüm yurttaşları acılarımızı paylaşmaya, yan yana yürümeye, Özgür, Demokratik ve Eşitlikçi bir Türkiye’yi birlikte yaratmak için ses vermeye çağırıyoruz.

    özgürlükçü abdullah gül?

    Eylül 4, 2007

    Çok muhteşem, tarafsız, harikulade, eski cumhurbaşkanımız Ahmet Necdet Sezer zamanında köşkte yasaklanan sadece türban değildi, eskiden resepsiyonlara davet edilen Orhan Pamuk, Sezen Aksu gibi sanatçılar, ve tabii ki Vakit gazetesi de (muhtemelen yeni şafak, zaman, yeni asya, milli gazete vs de davet edilmiyordu, elimde bir kaynak yok ama o konuda) artık köşke davet edilmiyordu. (Orhan Pamuk, Nobel alınca bile davet edilmediydi hatırlarsak, nasıl olsa “30bin kürt, 1milyon ermeni öldürüldü” dediği için almıştı Nobel’i!) Abdullah Gül gelince bu yasaklar kalkmış! Hatta üzerine bi de genelkurmay’dan yasaklı DTP de davet edilmiş! Ne güzel. Çok takdir edilesi. Tarafsız, kemalist cumhurbaşkanımızın köşke sokmadığı “ermeni dostu, türk düşmanı” Orhan Pamuk’un, Kemal Burkay’ın yazdığı sözleri yorumlayan Sezen Aksu’nun, diyince bütün sorunlarımız çözüleceği için “pekaka terörist” demeyen DTP’nin artık resepsiyonlara davet edilmesi daha demokratik bir Türkiye, hadi en azından “köşk” demek.

    Peki neden soru işareti var başlıkta? Çünkü Evrensel, Birgün ve Gündem davet edilmemiş. Evrensel de, “Gül, Vakit’e müslüman” diye haber yapmış bu durumu.

    Ahmet Tulgar, Birgün gazetesinde, yanılmıyorsam Behiç Aşçı’nın ölüm orucu sırasında, hükümet ve Cemil Çiçek’in hiç bir adım atmaması üzerine bir yazı yazmıştı. Kimilerinin oraya buraya “be hey dürzü”‘ler, o olmazsa bursa nutukları döşenmeleri gibi ben de bu dönemde her yere şu Ahmet Tulgar yazısını döşeneceğim böyle giderse. Bu vesileyle, şimdiden antreman yapalım:

    BİZDEN BİR ŞEY İSTEMEYİN ARTIK

    Onlar da bizden bir şey istemesinler artık. Vermeyiz, yapmayız. Bundan böyle. Onlar için bir şey.
    İsterlerse istesinler. İstedikleri kadar istesinler. Onlar da bundan böyle bizim umurumuzda olmaz artık.
    Fark ettikleri gün o kazık kaktıklarını sandıkları koltuklarının nasıl mancınık misali bir düzenek olduğunu, ilk rejim arızasında nasıl çakılacaklarını yere o yaylı koltuklarından, hiç bitmeyecek sandıkları iktidarlarının nasıl tel maşa bir sayaca bağlı olduğunu, nasıl sınırlı olduğunu o keyfiyet ve özgürlük alanlarının, ellerindeki o yasama ve yetki lüksünün ellerinden nasıl hoyratça çekilip alınabileceğini bir gün, hatta çoktan alınmaya başlandığını, nasıl bir gün hepsini yitireceklerini, hatta yitirdiklerini, istedikleri kadar dem vursunlar o zaman bize demokrasiden, demokratik seçimlerden, seçilmişlikten. Filan falan. Yürür gideriz yüzlerine bile bakmadan. Yüzümüzden bir fayda beklemeyenler, bir yarar ummayanlar iktidarları boyunca, sırtımızdan fayda görürlerse görsünler, onunla yerinsinler artık.
    Sözüm onlara:
    Seçmediğimiz gibi sizi biz, bundan böyle seçilmişliğiniz için bile, kılımızı kıpırdatmayız.
    Bir gün sizden hiç umulmayan bir cesaretle ya da cılız bir seslenişle çağırırsanız bizi meydanlara, şuradan şuraya adım atmayız.
    Namluların önüne kendiniz dikilirsiniz gerekirse bir gün artık.
    Biz size hiç birini öğretmeyiz.
    Hızlandırılmış direniş kursları vermemizi beklemeyin bizden.
    Uluslararası topluluğu kendiniz yardıma, dayanışmaya çağırırsınız artık diliniz döndüğünce.
    Bu konuda da bizden aracılık beklemeyin.

    BİR TEK SU VERİRİZ
    “Size bundan sonra su yok” demek lazım ama bir tek su verebiliriz size bundan sonra. Soğuk su. Üstüne içmeniz için nasıl hızla akıp gittiğine şaştığınız o ikbal günlerinin. Yasama dönemlerinin. Ya da belki ardınızdan dökeriz bir tas su. Bir tas suyu.
    Sadece atanmışları ile değil sizin gibi seçilmişleriyle de bu sistemin uzaktan yalandan bir sempati ilişkimiz olmaz, olamaz bundan böyle.
    Siz çok saygılısınız da seçilmişliğe, bizden saygı bekliyorsunuz şimdi.
    Siz çok sivilsiniz de biz sivillere göz kırpıyorsunuz, bizimle uzaktan uzağa flörte kalkışıyorsunuz, utanmadan.
    Sizin sivilliğiniz olsa olsa alışveriş merkezlerinde küçücük kızlara işkence yapan özel güvenlik şirketi elemanlarının sivilliği kadar olur.
    Sizi gidi oligarşi istihdamlı, militarizm yetkilendirmen özel güvenlik şirketi elemanları, özel güvenlik hükümeti. Sınırlı sorumlu şirket sizi.
    Çevirin bakalım kapınızdan “barış, barış” diye gelenleri, seçilmişleri, gözüne girmek için atanmışların, kendi kendini atamışların.
    Kırın bakalım kalbini halkın.
    İmdadınıza kim yetişecek karlar yağdığında güvendiğiniz dağlara, yani bu halka. Ki ne zamandır yağıyor zaten, kış erken geldi, yollar kapandı, buluşma, kesişme, çakışma yolları.
    Duymazlıktan gelin siz bu ülkenin vicdanının sesini.
    Hak etmediğiniz, aslında kimsenin hak etmediği bir ayrımcılığın hedefi olduğunuzda yanınızda bulacak mısınız bakalım çoğulcularını bu toplumun, aydınlarını?
    Gün gelir rüzgâr döner.

    SİZE DE KAPANIR KAPILAR
    Dönecek mi bakalım sizden çoktan umudunu kesmiş, size derinden kırılmış sivil toplumcuları sizin çağırmalarınızın geldiği tarafa?
    Aylardır, yıllardır sizden biraz vicdanlı davranmanızı isteyen ama sizin kulak vermediğiniz aydınları, yazarları, sanatçıları bu ülkenin, bakalım vicdanlarına bandıracaklar mı sizin için kalemlerini?
    Bakalım, göreceğiz hepimiz.
    Sakın, sakın bizden bir şey istemeyin bundan sonra. Kırgın ve öfkeliyiz.
    Bizimle barışmanız, gelecek günler için bize güvenmeniz, bizden destek ummanız için elinize geçen bütün fırsatları kaçırdınız, kaçırıyorsunuz.
    Ne TBMM kapılarını açıyorsunuz, ne hücre kapılarını.
    Ne kulağınızı açıyorsunuz ne gözünüzü.
    Kaldırmadığınız bütün yasaların ağırlığı altında ezilirken bir gün açmadığınız kapıların ardında, ezerlerken sizi, yıkmadığınız o duvarların dışına ulaşmayacak sesleriniz.
    Bu ülkenin sivilleri ile aranıza birkaç yılda ördüğünüz duvarların ardında çaresizliğinizle kalacaksınız.
    Bu sistemin zulmü siz kendinizi yalnızlaştırdıkça size daha çok yaklaşıyor.
    Sizin sivilleri gücendirdiğinizi gördükçe militarist ve kapitalist statü grupları ellerini ovuşturuyorlar. Elleriyle değil parmaklarıyla dokunsalar devireceklerinin farkındalar sizi.
    Onunla, zayıflatamadığınız, güçten düşüremediğiniz bu güç odaklarının zulmüyle yeniden ve bu kez daha şiddetle karşılaşırsanız bir gün, bizden bir şey beklemeyin.
    Biz o zaman kendi yöntemlerimizle kendi derdimize bakacağız.
    Biz nasılsa talimliyiz.

    Ahmet Tulgar, 23/12/06 , Birgün

    CHP’yi tarihe gömelim!

    Ağustos 9, 2007

    Kendime en yakın sosyal demokrat oluşum olarak gördüğüm sodev, Baykal’a şöyle bir çağrıda bulunmuş. Kısaltarak aktarayım buraya da;

    SODEV, bugüne değin, CHP Genel Başkanı’na yönelik kişisel sitemlerden kaçınmıştır. (…) CHP’nin önünün açılmasına izin vermek, Genel Başkan’ın, partisine bundan böyle yapabileceği en önemli hizmet olacaktır. CHP, kuşkusuz ki, üst yöneticilerinin istifasıyla bir günde değişip dönüşebilecek değildir. Ancak “rehabilitasyon süreci”nin ilk adımı da budur. (…) Sosyal demokrasiyi temsil ettiği varsayılan bir akımı, halkla bütünleşmekten ve gerçekten sosyal demokrasiye evrilmekten alıkoymamalıyız. (…) Sayın Baykal ve yönetici kadro görevlerini bırakmalıdır.

    SODEV, Baykal’ın istifa etmesini, chp’nin yeni bir kurultay yapmasını, bunun sosyal demokrasinin tüm renklerini içererek, “parti içi demokrasi” kurallarına uygun olarak gerçekleştirilmesini, sosyal demokrasiyi temsil ettiği “varsayılan” chp’nin halkla bütünleşmesini, gerçek sosyal demokrasiye evrilmesini tavsiye ediyor. Biraz fazla şey istemiyor mu, ve bunların gerçekleşme olasılığını gerçekten yüksek mi görüyor?

    Şahsen Baykal’ın istifası gerçekleşse bile diğer olması gerekenlerin olma olasılığını çok düşük gördüğümden, bu sonu nereye varacağı çok şüpheli rehabilitasyon sürecine başlama riskini almak istemiyorum, ardından gelmesi muhtemel isimleri (Hikmet Çetin? Mustafa Sarıgül???) de düşününce Baykal’ın istifa etmemesine çok seviniyorum. Aman böyle deyince “Sarıgül geleceğine Baykal kalsın”cılardan olduğum sanılmasın. Bu çok derin sorunları olan partinin bir lider değişikliği yaşarsa biraz silkelenerek Türkiye solunu tıkama görevini layıkıyla yerine getirmeye devam edeceğindan korkuyorum. Baykalın chp’nin başında kalması ve sosyal demokrasinin tüm renklerini içerecek, demokratik, özgürlükçü yeni bir sol partinin kurulmasıyla, sonraki seçimlerde Baykal’ın, partisi, kadroları, hizbi, tüm o Mehmet Sevigenleri, Önder Savları, Onur Öymenleri ile birikte siyaset sahnesinden silinmesini, tüm halk nezdinde anca bir Besim Tibuk kadar dikkate alınan bir konuma gelmesini dört gözle bekliyorum.

    Gelin, devletin derinliklerine demir atmış, içinde Baykal çizgisinde olmayan bir elin parmakları kadar insan kalmamış, sola uzak, statükocu bir devlet partisi olan chpyi gerçek bir sola, “özgürlükçü, demokratik bir sol”a dönüştürmeye harcayacağımıza emeklerimizi, yeni bir sol parti kurmaya harcayalım! shp‘den, ödp‘den, dsp‘den, emep‘ten, sdp‘den, dtp‘den, dsip‘ten ehp‘den yeşiller‘den ve hatta chp‘den katılanlarla, sodev‘in, 10 aralık‘ın, DurDE‘nin küresel bak’ın, bhuv’un, keg’in desteğiyle, örgütsüzlükten rahatsız binlercemizin katılımıyla ülkenin gerçekten solda duran, emekten, özgürlükten, demokrasiden, çok kültürlülükten, katılımcılıktan, anti-militarizmden, eşitlikten, gerçek laiklikten, gerçek adaletten, barıştan, çoğulculuktan yana, kitle partisini kuralım! Devletin kuruluşunda çok büyük öneme sahip, ama görevini çoktan tamamlamış, “muasır medeniyetler”deki “sol”un tam zıttında duran chp’yi tarihe gömelim! Gömelim ki -kaldıysa- saygımızı daha çok yitirmeyelim. Gömelim ki, çocuklarımız, torunlarımız onu “Türkiye solunun tıkacı” olarak değil, “Cumhuriyetin kurucusu parti, Atatürk’ün partisi” olarak bilsin.

    siyasal simge?

    Ağustos 6, 2007

    Gaye Erbatur DTP

    chp’li Gaye Erbatur, meclisteki yemin törenine üzerinde 6 ok işlemeli ceketle katıldı. Aynı şekilde dtp’lilerden biri de mesela sarı bir ceket giyip, üzerine de şu logoyu işleseydi mesela, nasıl bir kıyamet kopardı düşünmek ister miyiz, mesela yani, ha?

    Eşit canım herkes. Herkes eşit.