Posts Tagged ‘kürt sorunu’

Ak Parti

Kasım 13, 2008

Recep Tayyip Erdoğan: (Başbakan, Ak Parti genel başkanı)

“Biz ne dedik? Tek millet dedik, tek bayrak dedik, tek vatan dedik, tek devlet dedik. Buna karşı çıktılar. Buna karşı çıkanın Türkiye’de yeri yok. Buyursun istediği yere gitsin. Bundan daha normal şey, ne olabilir. Dünyanın neresine gidersen git, her ülkede bu böyledir. Başka türlü olamaz.”


Vecdi Gönül: (Milli Savunma Bakanı, Ak Parti milletvekili)

“Bugün eğer Ege’de Rumlar devam etseydi ve Türkiye’nin pek çok yerinde Ermeniler devam etseydi, bugün acaba [Türkiye] aynı milli devlet olabilir miydi?”

Abdülkadir Akgül: (Ak Parti milletvekili)

“Ben vurmaktan hoşlanan bir adam değilim, ama devletim ve milletime karşı gelenleri elbette vurmaktan hoşlanacağım. İnsan olanlar var, insanlık suçu işleyenler var. ‘Dur-vur’ yasasına göre, devlete karşı suç işleyenler varsa elbette vurulacaktır. Türkiye’de adalet herkese fazlasıyla uygulanıyor zaten

Pek sevgili Ak Parti, meclisteki diğer 2 büyük parti kadar faşist olmadığınız yönünde bir takım şüphelerim, endişelerim vardı. Her geçen gün bu şüphelerimin yersiz olduğunu kanıtlıyorsunuz. İçim ferahlıyor. Eksik olmayın.

Diğerleri bu fikirleri kusarken, siz içinizde tutardınız eskiden. Şimdi neden açık açık konuşma izni çıktı anlamadım? Seçime de daha var?

(Sahi, CHP bu Vecdi Gönül’ü Cumhurbaşkanlığı için öneriyordu değil mi? Yakışır…)

Bese! Em çareserîyê dixwazin!

Mayıs 31, 2008

Finallerim başladığından ben orada olamayacağım. Mitingin 2 dilde tek slogan, tek pankart altında yapılacağını hatırlartırken, yüzsüzce çağrı metnini copy paste edip kaçıyorum…

1 HAZİRAN’DA KADIKÖY’DE
Türkiye Barış Meclisi barış yolunda yürüyor.

Kürt sorununda çözümsüzlük, hepimize zarar veriyor.
Çözümsüzlükte inat ve ısrar edenler acılarımızı artırıyor,
Türkiye’nin demokratikleşmesini ve toplumun özgürleşmesini engelliyor.
Biz Barış Meclisi olarak çözümsüzlüğe artık yeter diyor ve Kürt sorununda demokratik çözüm istiyoruz.

Sen de katıl aramıza!

Bu ülkenin sessiz çoğunluğu içinde olan, barış içinde yaşamak isteyen, sesi duyulmayan, yüzü hatırlanmayan insanlar!

Erkeğin bir adım gerisinde durması istenen kadınlar!

Yani türbanlı olduğu için üniversiteye giremeyenler!

Yani emekli maaşına ancak ölürken layık görülen emekçiler!

Yani doğru söyledikleri ve haksızlıklara karşı çıktıkları için yargılanan aydınlar!

Yani ırkı, dini, mezhebi, cinsel yönelimi nedeniyle ayrımcılığa uğrayanlar!

Hepimiz 1 Haziran’da Kadıköy’de olalım!

Bizim de sözümüz var!

Biz ölüm değil çözüm istiyoruz!

Savaş değil barış istiyoruz!

Sen de katıl aramıza!

Kürt Sorununa (Aracılı) Çözüm ve BirGün

Mayıs 22, 2008

BirGün iyice canımı sıkmaya başlıyor. “Yabancı”ya karşı “ulusalcımsı” tavır gün geçtikçe daha çok göze batıyor.

Geçtiğimiz günlerde bir grup Kürt, Le Monde ve International Herald Tribune gazetelerine “Kürt sorununda çözüm” için bir ilan verdi. İlanda eski İngiltere Başbakanı Tony Blair, Fransa Dışişleri Bakanı Bernard Kouchner, İspanya Başbakanı Felipe Gonzales ve eski Finlandiya Başbakanı Martti Ahtisaari isimleri de arabulucu olarak önerildi. Birgün’ün buna karşı eşşek kadar sür manşeti ne peki: “Bu adamlarla olur mu?” Haberin tamamı (farklı bir başlıkla) burada.

Yazıda Önder İşleyen ve Tayfun Mater’in değindiği sebeplerle Tony Blair’in tercih edilmemesini anlıyorum. Ama zaten görüşü alınan kimse diğer isimlere net bir tavır takınmamışken “bu adamlarla olur mu?” genelleyici tavrı can sıkıcı. Daha da can sıkıcı olan ise şu; Felipe Gonzales, Bernard Kouchner ve Martti Ahtisaari isimleri haberin hiç bir yerinde geçmiyor. Herhalde haberi sadece BirGün’den okuyan okur “ee yav şu adam olabilir aslında neden olmasın” diyemesin diye. Keşke mesela Felipe Gonzales’in nesini beğenmediğinizi de açıklasaydınız bari. Yok eğer genel olarak “yabancı arabulucu”ya karşıysanız da ona uygun manşet atın. (1) Tony Blair üzerinden bütün “yabancı”lara giydirmek hoş değil. Hem “bu adamlar” ne yahu? Ayıp lan.

Tabii ki keşke sorun Türkiye içinde, arabulucusuz çözülebilse. Ama bu yolla da denemenin ne zararı var? Kaç yıldır içimizde çözmeye çalıştık, 40bin insan öldü, bir kez de bunu deneyelim ne olur? Zaten çözüme karşı olan, “yabancı”ya alerjisi olan herkes karşı çıkmakta, çamur atmakta geç kalmadı bu bildiriye. Ne olur BirGün de koroya katılmasa? Türkiye’nin en önemli sorunu Kürt sorunudur demiyor muydu BirGün? Bırakın, çözebiliyorsa Martti Ahtisaari çözsün.

(1) Bir de yerli arabulucular önermişler ki evlere şenlik: Levent Tüzel, Filiz Koçali, Ufuk Uras. İlk ikisi son 4 seçimdir DTP çatısı altında, diğeri son seçimde DTP desteğiyle meclise girdi ve bir çok konuda DTP’lilerle aynı görüşte, etrafta Apo fotoğrafı önünde çekilmiş saçma sapan fotoğrafları yayınlanıyor. Onların arabuluculuğunu kabul edebileceğini mi düşünüyorsunuz “karşı” tarafın? Ben zaten diğer herhangi bir ismi bile kabul edebileceklerinden oldukça şüpheliyim “yabancı” olmaları dolayısıyla.

240′ın anası

Mart 6, 2008

Hıncal Uluç 4 Martta Sabah’ta şöyle şeyler demiş. Merkez medyada bu tür sözler duymak ne kadar güzel:

Bir gün daha sürse ve bir, tek bir şehit daha verseydik.. Amerika’ya ders vermek, dünyaya hava atmak için bir Türk gencini feda etmek..
O şehit kendi evladımız olsa mesela?.
Aslında öbür 240 ne?..
Terörist, merörist.. Onlar da bizim çocuklarımız değil mi?. Şehit ailelerine yanıyoruz.. Peki o 240′ın anası, bu memleketin anası değil mi?. Şehit anaları üzerinden reyting yapanlar, o anaların acısını niye getirmez ekrana?..
Doğu’da her şey güllük gülistanlık olsa, PKK olur muydu?.. Bu çocuklar böyle kolayca kandırılıp yığınlarla dağa çekilir miydi?.
O zaman iyi, çok iyi düşünün.. “Şehit” diye andığımızla, “Etkisiz hale getirildi” dediğimiz insanlar, çok küçük farklar, şanslarla, tam da karşının üniformasını giymiş olabilirlerdi. Ayni ülkenin, ayni yörenin, hatta ayni ailenin çocukları bunlar..
Bugün 24 değil, 240+24 aile kan ağlıyor ülkemde..

Not: Bir önceki yazımda TSK’nın şehit sayısı 27 demiştim, burada 24 demesinin sebebi 3 kişinin köy korucusu olması, ya baktığı kaynak ya da Hıncal Uluç (umarım) atlamış.

Yirmi yedi

Mart 2, 2008

Harekat bitmiş. 240-27 galibiz.

Ne demiş genelkurmay;

Şüphesiz, bir bölgede icra edilen operasyonla terör örgütünün tamamen etkisiz hale getirilmesi söz konusu değildir. Ancak, Irak’ın kuzeyinin teröristler için emniyetli bir bölge olmadığı örgüte gösterilmiştir.

Hadi 240 neyse. O sadece “atılan gol” hanesindeki sayı sizin için, biliyoruz da, “27″ mi yani “örgüte bir yerin güvenli olmadığını gösterme”nin bedeli. Çoğu* bu işi devlet zoruyla yaparken ölen 27 genç mi?

* Ölenlerden kaçı “vatani görev”ini yaparken ölmüş, bilen biri söylerse sevinirim.

Kral Çıplak

Şubat 26, 2008


Sonunda konuştu 1 kişi.

1 kişinin bile bir durup düşünmesini sağladıysa bu kadın, maç izler gibi operasyon izleyen, “112-15 yeniyoruz hacı” diye sevinen 1 tane embesilin aklını biraz olsun başına getirdiyse, “şehitler ölmez, vatan bölünmez” naraları atan on adamdan on kat fazla faydası olmuştur vatana, millete, dünyaya.

Bu kadar ünlü, halka malolmuş bir insan olarak, halkın çok büyük çoğunluğunun sana katılmayacağını bile bile böyle laflar etmek cesaret ister. Selam olsun sana Bülent Abla!

Özgür, Demokratik ve Eşitlikçi Bir Türkiye İçin…

Ekim 29, 2007

Ülkeyi yönetenler, halkın ihtiyaçlarını ve beklentilerini göz ardı ederek kendi küçük hesapları ve çıkarları doğrultusunda bir Türkiye inşa etmeye çalışıyorlar. Anayasa tartışmalarından, sosyal alandaki düzenlemelere, tezkere görüşmelerinden bütçe hazırlıklarına kadar tüm uygulamalar halktan ve toplumun örgütlü kesimlerinden esirgenerek hayata geçirilmeye çalışılıyor. Bizler, geleceğimizi şekillendirecek uygulamaların bize rağmen hayata geçirilmesine izin vermeyeceğiz. “Özgür, Demokratik ve Eşitlikçi bir Türkiye” talebimizi herkese duyuracağız.
3 Kasım’da, Türkiye’nin özgürlükten, demokrasiden, eşitlikten, barıştan ve emekten yana aydınlık insanları bir kez daha alanlarda olacağız!

  • Baskıcı, totaliter ve muhafazakar bir anayasaya hayır, özgür ve demokratik bir anayasa istiyoruz diyenler,
  • Savaş çığırtkanlığına hayır, yurtta ve dünyada barış istiyoruz diyenler,
  • Emperyalist sömürü politikalarına hayır, tam bağımsız bir Türkiye istiyoruz diyenler,
  • Özelleştirmeci, piyasacı, neo-liberal politikalara hayır, kamusal zenginliklerimizin korunduğu, hakça bölüşümü esas alan bir ekonomi istiyoruz diyenler,
  • Eğitimin kar kapısı olarak görülmesine hayır, parasız, bilimsel, demokratik ve laik eğitim hakkı istiyoruz diyenler,
  • YÖK’e ve üniversitelerdeki tüm baskılara hayır, özgür, demokratik ve bilimsel bir üniversite istiyoruz diyenler,
  • Sağlığın ve sosyal güvenliğin piyasalaştırılmasına, Ssgss Yasasına hayır, herkes için parasız, nitelikli, ulaşılabilir sağlık hizmeti istiyoruz diyenler,
  • İnsanların açlıktan, yoksulluktan ve soğuktan ölmesine hayır, tüm sosyal haklarımızın kamu güvencesine alınmasını istiyoruz diyenler,
  • Toplumun sadece belli kesimlerinin kayrılıp gözetilmesine hayır, eşitlikçi bir toplumsal düzen istiyoruz diyenler
  • Zorunlu din derslerine hayır, dinsel inançların kamusal alanda baskı aracı olarak kullanılmasın diyenler,
  • Tek bir dinin, tek bir mezhebin devlet tarafından kollanmasına ve dayatılmasına hayır, biri diğerinin önüne konulmaksızın tüm inançların özgürce yaşanabildiği özgürlükçü bir laiklik istiyoruz diyenler,
  • Her türden milliyetçi, şovenist ve ırkçı yaklaşımlara hayır, birarada kardeşçe yaşamak istiyoruz diyenler,
  • Farklı kimlikleri, kültürleri yok sayan, onları yok etmeye çalışan tek tipçi anlayışa hayır,
  • Kürt Sorununda demokratik bir çözüm istiyoruz diyenler,
  • Cinsiyetçi politikalara hayır, toplumsal yaşamın her alanında ayrımsız bir eşitlik istiyoruz diyenler,
  • Emekçilerin örgütlenme özgürlüğünün kısıtlanmasına hayır, demokratik bir çalışma hayatı istiyoruz diyenler,
  • Güvencesiz-sözleşmeli çalışmaya, Kamu Personel Rejimi Yasasına hayır, kadrolu, güvenceli istiyoruz diyenler,
  • Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununa, Polis Vazife ve Salahiyetleri Kanununa, Kabahatler Kanununa hayır, baskısız, özgür ve demokratik bir ülke istiyoruz diyenler,
  • 301. maddeye hayır, düşünce özgürlüğünün önündeki tüm engeller kaldırılsın diyenler
  • Sahte sendika yasasına hayır, grev ve toplu sözleşme hakkımızı kullanmak istiyoruz diyenler,
  • Doğanın tahribatına hayır, tüm canlılar için yaşanılabilir bir çevre istiyoruz diyenler,
  • Darbeye ve Cuntacılara hayır, 12 Eylül darbecilerinden hesap sorulsun diyenler,
  • 3 Kasım Cumartesi Günü KESK, TMMOB ve TTB’nin çağrısıyla Özgür, Demokratik ve Eşitlikçi bir Türkiye irademizi göstermek için Ankara’da buluşacak.

    Türkiye’nin geleceğini savaş çığırtkanı, milliyetçi, muhafazakâr ve neo-liberal politikalara bırakmamaya kararlı olan bu ülkenin tüm aydınlık insanlarını 3 Kasım’da Ankara’ya çağırıyoruz.

    Aydın ve sanatçıların destek bildirisi:

    (…) İktidar partisinin, bugüne kadarki hükümet pratiği, yerleşik siyaset ve yönetim zihniyetinin bir devamı olduğunu göstermiştir. Bu nedenle, iktidar partisinin kapalı kapılar ardında yürüttüğü anayasa çalışmaları, 1982 Anayasası’ndan kopuşu sağlama yeteneğinden yoksundur. Anayasa tartışmalarının bir diğer cephesinde ise, milliyetçi-otoriter güçler yer almaktadır. Bu güçlerin; özgürlük, eşitlik ve demokrasi yönünde talepleri olmadığı, neo-liberal politikalara itiraz etmedikleri de sır değildir.

    Anayasa tartışmalarının kaderi, bu güçlerin ellerine bırakılamaz. Bizler, yeni anayasa tartışmalarının, Özgür, Demokratik ve Eşitlikçi bir Türkiye hedefine hizmet etmesini istiyoruz. Silahların gölgesinde, şiddet histerisi ile toplumsal barışın karartılmasına karşı duruyoruz.

    (…) Tüm yurttaşları acılarımızı paylaşmaya, yan yana yürümeye, Özgür, Demokratik ve Eşitlikçi bir Türkiye’yi birlikte yaratmak için ses vermeye çağırıyoruz.

    Gündem’e bir sansür daha!

    Ekim 23, 2007

    Sansürden en çok çeken gazetelerden biri Gündem. 6 Mart 2007′de 30 gün, 9 Nisan 2007′te 15 gün, 12 Temmuz 2007′te 15 gün, 8 Eylül 2007′de is 30 gün, 9 Ekim’de de (açıldıktan 1 gün sonra) 30 gün kapatma cezası almıştı, şu anda kapalı.

    Ne zaman olacak diye bekliyordum, sonunda internet sitesini kapatmayı da akıl etmişler. http://www.ozgurgundem.net/ adresi artık o bildiğimiz yazı, ünlem ve üç nokta ile karşılıyor bizi. Web sitesine ise http://www.ozgurgundem.org/ adresinden ulaşılabiliyoruz. İşin en eğlenceli tarafı da, benim bu haberi sansür yememiş roj tv‘nin internetten izlediğim haber bülteninde almam.

    (Pek sevgili Cemil Çiçek’in önerisiyle rtük’ün televizyonların “devleti veya kurumlarını güçsüz gösterebilecek terör haberleri” yapmasını yasaklaması rezaletine de değinmek lazım. Değindim al.)

    Abdullah Gül’ün telgrafı

    Ekim 11, 2007

    Değerli Kürt yazar Mehmed Uzun’u kaybettik. Değinmek, daha ziyade duyurmak istediğim, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün, Mehmed Uzun’un eşi Zozan Uzun’a başsağlığı telgrafı göndermesi.
    Hemen bir önceki yazımda eleştirdiydim ama, gözümde o yazının nedeni olan ayrımcılığı nötrlemiştir bu hareket şimdilik. (Breh breh. Nasıl bir otoriteysem ben.)
    Nerede öncekinin (Cüneyt Arcayürek tandansı yaratmak istedim, nasıl?) Orhan Pamuk gibi has bir beyaz Türk’ü bile, hem de koskoca Nobel’i alınca kutlamaması, nerde Gül’ün, Kürt kimliğiyle öne çıkmış bir yazarın ölümünden sonra eşine, hem de adı Zozan (gülmeyin lan. vallahi acayip bir şey bu bu ülkede. Düpedüz Kürtçe yahu! Cumhurbaşkanı diyorum!) olan eşine başsağlığı telgrafı göndermesi.
    Son yıllarda ülkenin geleceği açısından en umut verici hareketler, en beklenmedik (yani, 5 yıl öncesine göre mesela) yerlerden geliyor. Çok acayip bir ülke. Hakkaten.

    Haydi Can’la birbirimizi anlayalım veya DTP’nin işlevi

    Ağustos 31, 2007

    DTP açıklama yapmış. Demiş ki “öldürülen 11 PKK’lının naaşları ailelerine verilmiyor, bu durum kimyasal silah kullanıldığı şüphesi uyandırıyor.” Business Channel’da “Masadan Naklen” programında da Can Ataklı ve birileri, önce şaşırıyorlar, ilk defa duymuşlar böyle bir iddia tabi, nasıl gazetecilikse, sonra da yorumluyorlar, ama ağızlarından değil; “Yaauu 11 kişi için kimyasal silah mı kullanılır, ne gerek var ki”. Demiş ki DTP, “olay yerinde otlayan 2 at 8 koyun öldü, bu da kimyasal silah şüphesi uyandırıyor”, buna da büyük bir ciddiyetle cevap geliyor; “yaauu mantar yemiştir, zehirli ot yemiştir…” 4 kişiler masada, yarım saat konuşuyorlar, bir kişi de demiyor “peki neden naaşlar ailelerine teslim edilmiyor” diye.

    Birbirlerine gazı veriyorlar da veriyorlar, daha da terbiyesizleşiyorlar; “Sebahat Tuncel hapisteydi, kimseden oy istemeden, kimsenin elini sıkmadan milletvekili oldu, demek ki “buna oy vereceksiniz” diyen bir güç var, ve şimdi bedelini istiyor.” Vaay, yani diyor ki o halk elini sıkmadan buna oy vermez, kesin pkk zorla verdirtmiştir, zaten dtp’nin örgütü falan da yok, onu geçtim, o bölgede Sebahat Tuncel’i destekleyen, ona oy isteyen 4 parti, onlarca platform oluşum bilmemne yok… Arada bazı yorumlar yapıyorlar, “size bu fırsatı veriyoruz, meclise girdiniz, değerini bilin” Lütfettiniz. Canlarım benim.

    En sonunda Can Ataklı, ayarı veriyor; “Birbirimizi anlayalım diyorlar, neyi anlayacaz canım biz uzaydan mı geldik.” Evet Can Bey, anlaşılan, uzaydan geldiniz!

    Bunları izleyip sinirden şapkamı yemeye başlamışken bir anda neşeleniverdim, çünkü işte DTP’nin meclise girmesinin en önemli sonuçlarından biri buydu! Bu açıklamalar eskiden de yapılırdı ama, ajanslara düşmez, kimsenin umrunda olmazdı, tabi, işleri yok bi de ANF’nin haberlerine mi bakıcaklar canım. Şimdi tartışıyorlar saçma sapan da olsa, ezberleri bozulur belki yavaş yavaş, ama beklediğimden de yavaş sanırım. Daha “birbirimizi anlayalım” lafına bölücülük deme aşamasındalar…

    akp vs dtp

    Temmuz 28, 2007

    22 temmuzda ak parti en büyük oy patlamasını doğu ve güneydoğuda yaşarken, dtp’nin oyları beklenenden çok az çıktı. doğu anadoluda 2002de 32,2 olan ak parti oyu şimdi 54,6′ya çıktı. Güneydoğuda ise 26,5′tan 53,1′e çıktı oranlar. DTP’nin bağımsızları ise Türkiye genelinde dehap’ın %6,2’sinden %4′ün bile altına düştü. Adamlar 35 milletvekili hayal ederken 21 ile mi ne, grubu zor kurtardılar, Sebahat’i de kaybederlerse belki Ufuk Uras’a muhtaç olacaklar. Bir sürü nedeni var bunun orada burada yazılıp çizilen. Bir tanesi var ki bir anda benim aklımda beliriverdi şimdi, yazayım hemen dedim;

    Senelerdir hani “amman refah gelmesin”, “amman fazilet gelmesin” ve dahi “amman akepe gelmesin” diye dsp’ye chp’ye kerhen atıyoruz ya oy (ben atmıyorum, haşa) Kürt seçmen de bu seçimde, “amman chp+mhp gelmesin” diyerek ak parti’ye oy atmış olabilir. “Hükümette bu (en hafif tabirle) Türk milliyetçisi koalisyon varken dtp grubu 35 kişi olsa ne değişecek” diye düşünmüş olabilirler pekala, “varsın dtp az kişi olsun, ama hükümet ak parti olsun” demişlerdir. Tam da grup kurmanın sınırında milletvekili çıkarmaları da “allahın işi” heralde.