Posts Tagged ‘medya’

El İnsaf

Nisan 14, 2009

Ergenekoncuların yine “Atatürk’ü seven insanlar içeri alınmaktadır” geyiği yapmasıyla dalga geçecektim bugün, ama Habervaktim isimli site, öyle bir “haber” yapmış ki, bütün hevesim kaçtı:

habervaktimYıllarca savaştı sonunda muhtaç kaldı

Ömrünü İslami değerlerle savaşarak geçiren, çocukların Kur’an Kursları yerine bale kurslarına gitmesi için baskı uygulayan, açıkça başörtüsü düşmanlığı yapan ÇYDD Genel Başkanı Türkan Saylan’ın evine 12. dalga kapsamında yapılan baskın inanılmaz bir gerçeği gözler önüne serdi. (…) Saylan’ın görüntüsü görenleri hayrete düşürdü çünkü başı örtülüydü. (…)

Yıllarca örtü karşıtlığı yapan Saylan’ın başını örtmüş olması, “Sonunda muhtaç kaldı” yorumlarına neden oldu.

Uzun süredir kemoterapi gören Saylan’ın bu şekilde de olsa başını örtmesi ve konuşmasını İnşallah diyerek tamamlaması akıllarda ayrıntı olarak kaldı.

Ben de bu yazıyı inşallah diyerek tamamlayacağım; Allah bin türlü belanızı verir inşallah!

Habertürk Rezaleti

Mart 27, 2009

Helikopter kazasından 48 saat sonra, önce 5 kişinin cesedine ulaşıldığı, Muhsin Yazıcıoğlu’nun ise bulunamadığı söylendi. Daha sonra 6′ya çıktı sayı. Habertürk muhabirimiz, Muhsin Yazıcıoğlu’nun yeğeniyle konuşuyor canlı yayında.  Aşağıda ise daha konuşma başladığında bile yazıyor “6 kişinin de cesedine ulaşıldı” diye, dikkatinizi çekerim.

Buradan sonrası, henüz wordpresse video embed edemediğim vakitlerde yazıldıydı, şimdi videoyu koydum, manasız oldu.

Muhabirin, cesetlere ulaşılma haberini adamın tam da “Muhsin Yazıcıoğlu’nun hayatta olma ihtimali”nden bahsettiği ana denk getirmesini ibretle izliyoruz.

Koca adam göz yaşlarına boğulurken Habertürk muhabiri hala bıkbık “gerçekten çok zor, bakınız nasıl da göz yaşları” diye geyik yaparken, Habertürk kameramanı adamın suratına, yüzüne zoom yapıyor, ellerin kolların arasından gözyaşı pornosu çekiyor. Habertürk yönetmeni ise bu görüntüleri adamcağız ambulansa götürülene kadar, ve daha sonrasında “doktor çağırın” bağırışları gelene kadar inatla yayınlamaya devam ediyor. (Doktor çağırın kısımları bu videoda çıkmamış.)

Büyük Tehdit: Reiki

Mayıs 30, 2008

Geçen gün, bu seneye kadar en azından 2 günde bir aldığım, hatta zamanında uğruna gecenin 11inde ODTÜ Jandarma yokuşları tırmandığım, Çeşme’de gezmedik gazeteci bırakmadığım BirGün gazetesinin ulusalcımsı tavrının sinirlerimi bozmaya başladığından bahsetmiştim. Dün dehşetle farkettim ki, daha hiç bir şey görmemişiz.

Şu yandaki resme tıklayıp okuyun lütfen. Abdullah Gül’ün Mazhar Alanson, Sertab Erener gibi tarikat şeyhlerini köşke çağırdığını öğrenecek, bunun Erbakan’ın 28 Şubat öncesinde çağırdığı tarikat şeyhleriyle karşılaştırılmasına tanık olacaksınız. Bu arada ülkemiz üzerinde oynanan büyük bir oyun gözlerinizin önüne serilirken, Sertab Erener’in bu oyunun çok önemli bir parçası olduğunu dehşetle farkedeceksiniz!

BirGün! Gazetem! Titre ve kendine gel!

Kürt Sorununa (Aracılı) Çözüm ve BirGün

Mayıs 22, 2008

BirGün iyice canımı sıkmaya başlıyor. “Yabancı”ya karşı “ulusalcımsı” tavır gün geçtikçe daha çok göze batıyor.

Geçtiğimiz günlerde bir grup Kürt, Le Monde ve International Herald Tribune gazetelerine “Kürt sorununda çözüm” için bir ilan verdi. İlanda eski İngiltere Başbakanı Tony Blair, Fransa Dışişleri Bakanı Bernard Kouchner, İspanya Başbakanı Felipe Gonzales ve eski Finlandiya Başbakanı Martti Ahtisaari isimleri de arabulucu olarak önerildi. Birgün’ün buna karşı eşşek kadar sür manşeti ne peki: “Bu adamlarla olur mu?” Haberin tamamı (farklı bir başlıkla) burada.

Yazıda Önder İşleyen ve Tayfun Mater’in değindiği sebeplerle Tony Blair’in tercih edilmemesini anlıyorum. Ama zaten görüşü alınan kimse diğer isimlere net bir tavır takınmamışken “bu adamlarla olur mu?” genelleyici tavrı can sıkıcı. Daha da can sıkıcı olan ise şu; Felipe Gonzales, Bernard Kouchner ve Martti Ahtisaari isimleri haberin hiç bir yerinde geçmiyor. Herhalde haberi sadece BirGün’den okuyan okur “ee yav şu adam olabilir aslında neden olmasın” diyemesin diye. Keşke mesela Felipe Gonzales’in nesini beğenmediğinizi de açıklasaydınız bari. Yok eğer genel olarak “yabancı arabulucu”ya karşıysanız da ona uygun manşet atın. (1) Tony Blair üzerinden bütün “yabancı”lara giydirmek hoş değil. Hem “bu adamlar” ne yahu? Ayıp lan.

Tabii ki keşke sorun Türkiye içinde, arabulucusuz çözülebilse. Ama bu yolla da denemenin ne zararı var? Kaç yıldır içimizde çözmeye çalıştık, 40bin insan öldü, bir kez de bunu deneyelim ne olur? Zaten çözüme karşı olan, “yabancı”ya alerjisi olan herkes karşı çıkmakta, çamur atmakta geç kalmadı bu bildiriye. Ne olur BirGün de koroya katılmasa? Türkiye’nin en önemli sorunu Kürt sorunudur demiyor muydu BirGün? Bırakın, çözebiliyorsa Martti Ahtisaari çözsün.

(1) Bir de yerli arabulucular önermişler ki evlere şenlik: Levent Tüzel, Filiz Koçali, Ufuk Uras. İlk ikisi son 4 seçimdir DTP çatısı altında, diğeri son seçimde DTP desteğiyle meclise girdi ve bir çok konuda DTP’lilerle aynı görüşte, etrafta Apo fotoğrafı önünde çekilmiş saçma sapan fotoğrafları yayınlanıyor. Onların arabuluculuğunu kabul edebileceğini mi düşünüyorsunuz “karşı” tarafın? Ben zaten diğer herhangi bir ismi bile kabul edebileceklerinden oldukça şüpheliyim “yabancı” olmaları dolayısıyla.

Haydi Oyun Oynayalım

Mayıs 22, 2008

“Haydi Oyun Oynayalım” kampanyası için 16:00 – 17:00 saatleri arasında yayınımıza 1 saat süre ile ara veriyoruz.

Alttan bu yazı geçiyor, ekranda çizgili kağıda çizilmiş oyun oynayan çocuklar resmi ve “Her Çocuğun Çocuk Olmaya Hakkı Vardı” yazısı. Arkadan oyun oynayan çocuk sesleri geliyor. Nickelodeon enteresan bir iş yapmış. Tebrik edilesi.

A Tribute to 28 Şubat

Şubat 19, 2008

28 Şubat’ın 11. yıldönümüne sayılı günler kala, merkez medyada yine bir o dönemlerdeki gibi çarpıtma, abartma ve hatta direk uydurma haber yapma çalışmaları görülüyor. Tek tek hepsini yazmayacağım, çeşitli bloglarda gayet güzel yapılmış zaten. Genel bir özet vereceğim, topluca bir bulunsun diye. Değinmeden geçmeye gönlüm el vermedi.

Varan 1
Tarih: 6 Şubat
Gazete: Hürriyet, Milliyet, Sabah.
Haber: Sünni kadın Yezidilere sığındığı için Sünniler tarafından ezan eşliğinde linç edildi.
Doğrusu: Yezidi kadın, Sünni erkekle evlendiği için Yezidiler tarafından linç edilmiş. Ayrıca bu olay 10 ay önce olmuş ve bu gazetelerde doğru şekliyle yer almış zaten zamanında.

Varan 2
Tarih: 14 Şubat
Gazete: Hürriyet, Milliyet.
Haber: 2 kıza, etekleri kısa olduğu için kezzap atıldı.
Doğrusu: 2 kızda okul üniforması, daha sonra saldırılan 3 kadından birinde normal etek, diğer ikisinde kot pantolon var. (Fazla önemi olmasa da, atılan asit kezzap değil.)
Gerizekalısavar: “Kot pantolonlulara da saldırmış işte amaan bir şey yok” demiyorum, olayın dini gerekçelerle olduğu yönünde bir kanıt yok.
Bonus: Kezzap atılan öğrenci fotoğrafları için tıklayın!

Varan 3
Tarih: 16 Şubat
Gazete: Radikal (Haluk Şahin)
Haber: Bir kadını yalnız diye pastaneye sokmamışlar. Sebep ise; “öyle, sormayın.”
Bu, yalanlanabilecek mertebede bile değil. Ne pastane’nin adı belli, ne sebep. Ayrıca, zaten bu ülkede yüzlerce bar erkekleri “damsız” almıyor, yüzlerce otelde kadın ve erkeklerin havuzları ayrı. Eğer bu konu haber oluyorsa, bütün gazeteler her gün “delikanlıyı bara almadılar” haberleriyle dolu olmalı. (Ben en bi laik üniversitelerimizden ODTÜ’nün bir öğrencisi olarak, kızlar yurdundaki bir arkadaşıma kahve içmeye gidemiyorum yahu, var mı ötesi?)

Bakın nasıl da objektifim bonusu: Bahçelievlerde Allah Paniği.
Tarih: 16 Şubat
Gazete: Hürriyet, Zaman.
Haber: Bir apartmandaki dairelerin kapısına Arapça “Allah” yazıldı.
Zaman gazetesi bunu yalanlamaya çalıştı ama, yalanlama içindeki “olay 5 ay önce olmuştu, komşumuza ise yazı yeni yazılmış” ifadesiyle aslında doğrulamış oldu. Tabii provokasyon amaçlı, karşıt görüşte insanlar tarafından yazılmış olma ihtimali olmakla birlikte, (Zaman, yazı kötü yazıldığı için böyle olduğunu iddia ediyor ama çok zayıf bir iddia bu.) diğer yalan/çarpıtma haberlerin arasında, gerçekten rahatsız edici yegane haber bu. Namazında niyazında insan bile kapısına Allah yazılsa bir tırsar herhalde. Bildiğin faşizm.

Resim: Medya Öldürür, Eleştirel Günlük, Türk Medyası.

Taraf

Kasım 19, 2007

Haftalardır beklediğim Taraf Gazetesi, bu perşembe çıktı. Kadrosu sağlam. Finansörü Alkım Yayınları. Genel yayın yönetmenleri (GYY) Ahmet Altan ve Alev Er (ki kendisi “301 Cemil Tahtaya” manşeti nedeniyle Star’dan atılmıştı). Yazarlar kapatılan Nokta’nın GYYsi Alper Görmüş, Agos GYY’si Etyen Mahçupyan, Washington’daki “senaryo skandalı” haberini yapıp Genelkurmay tarafından fişlenen eski Milliyet ve CNNTürk Washington temsilcisi Yasemin Çongar, 22 Temmuz seçimlerinde DTP’nin Mersin adayı, ve şahsımca seçilememesi Türkiye’nin çok büyük kaybı olan Orhan Miroğlu, Radikal’den Neşe Düzel, Genç Sivil Yıldıray Oğur, Ümit Kıvanç, Tan Morgül, Amberin Zaman, Arzu Çakır Morin, Pakize Barışta

Bu sağlam kadroya ilaveten, geçtiğimiz cumartesi (12 kasım) Zaman’ın cumaertesi ekinde çıkan röportajda Ahmet Altan çok iddialı konuştu, umut verdi[1]:

Türkiye’de özellikle medya tarafsızlık adı altında bugüne kadar çok taraf tuttu, ancak hiçbir zaman halkın, hukukun, demokrasinin, sivillerin, Parlamento’nun tarafını tutmadı. (…) “Biz akıntıya karşı kürek çekmiyoruz, akıntıyı değiştirmek istiyoruz. (…) Nasıl yapacağız? Bizim gazetemiz diğer gazetelerin sakladıklarını ortaya koyduğu zaman medyanın diğer parçalarının bunu saklamasının anlamı kalmayacak, onlar da değişecek. (…) Biz baskıları göze alıyoruz. Eğer bunu göze almazsak neden gazeteyi çıkartalım. (…) Gerçeklerden yanayız, ama gerçekler illa asık suratla söylenmesi gereken bir şey değil. Önemli amaçlarımızdan biri sıcak, insanların seveceği bir gazete yapmak. Ve her inançtan, her düzeyden, her sınıftan, dürüstlükten hoşlanan her insanın seveceği bir gazete yapmak istiyoruz. (…) Herkesin aklında böyle [baskılara karşı ne yapacaksınız?] bir soru var. Ben de şu soruyu soruyorum: Kim bunlar? Biz hukukun içinde dururken bize hukuk dışında baskı yapacak olan güç kim? Hukuk dışında hiç kimseden korkmuyorum. Hukuktan başka bir ölçümüz yok. (…) Öyle kolay kolay çekilmeyiz. [Nokta'yı kastederek] Bu gazetedeki insanların hepsi için bunu söyleyebilirim. Patronaj için de bunu söyleyebilirim.

Gerçekleri korkmadan açıklayan başka gazeteler yok mu? Var. Birgün var, Evrensel var. Ama bunu yapan “sosyalist sol”un dışında bir gazete yok. Bunu, artık biraz magazinle mi olur neyle olur, bütün halka ulaşarak, güler yüzle yapacak bir gazete yok. O yüzden bu sözler, yukarıda saydığım kadroyla da birleşince beni bayağı heyecanlandırmıştı.

Perşembe günü ilk dikkatimi çeken şey, “Birgün, Evrensel, Gündem, Welat ve Cumhuriyet’i en tepeye koyan gazeteciler” üyesi gazetecimin, Taraf’ı da bunların yanına koymuş olmasıydı. [2] Pek güzel.

Tasarım, logo, başlıkların fontu falan çok güzel ve modern. (hatta bloğu da o renge çevirdim farkettiysen) Farklı bir kere. Bütün gazeteler neredeyse aynı görünüyor, Taraf, ilk bakışta diğerlerinden ayrılıyor. Açık turuncu kutular falan, nefis. Kağıdı da fazla kaliteli.

1. sayfa. Daha gazetenin ilk sayısının manşetine Osman Pamukoğlu gibi birinin röportajındaki bir sözün seçilmesini başta yadırgasam da, aslında tam da şahane bir “adamın diyo” taktiği olmuş. Pamukoğlu, “Dağlıca’nın hesabı sorulmalı, iki üç askerle geçiştirilemez, hepsini yargılayın” diyor. Bu röportajdan 2 gün sonra da “TSK’yı eleştiren emekli personele askeri tesislere giriş yasağı” içeren yönetmelik değişikliği gelmesi çok manidar. Tam da bunla alakalı olarak, pazar günkü manşet tek kelimeyle harika: “Konuşan paşaya türbanlı muamelesi.” Emekli generaller, türbanlılarla kader ortağı oldu diyerek dalgalarını geçmişler. Çok da güzel olmuş. Az bile.

“İki spot” köşesindeki iki dandik haber fikri de hoşuma gitti. Cuma günkü gazetede ne var mesela, “İnternetten oynanan oyunda sanal mobilya çalan genç tutuklandı”. Eğlencelik.

Dış haberler, 2. ve 3. sayfada. Bu yurt dışında çok kullanılan bir şeymiş. Ne demiş Ahmet Altan röportajda, “Biz dünyanın en eğlenceli kısmının dünya olduğunu düşünüyoruz.” Bu yüzden de onu iç sayfalara saklamıyorlarmış. İyi de ediyorlar. 2. sayfa “dünya gündemi” ciddi haber, 3. sayfa “dünyanın rengi” hafiften geyik içerikli. Sevdim.

Toplum ve Yaşam sayfalarında (2 sayfa) haberler genellikle eğlenceli bir dilde, yorum katılarak aktarılmış. Hatta diğer sayfalarda da haberler yorumlu genellikle. Değişik.

Ekonomi sayfalarını (4 sayfa) pek okumadığımdan, karşılaştıramıyorum, geçiyoruz.

Medyaironik, medyakronik’te de yazan Alper Görmüş’ün medya eleştiri köşesi. İlk günden “belirtildi” haberciliğine değinmesi güzel olmuş.

Politika sayfalarında (3-4 sayfa) ilk sayıda %52 tanıtılmış, öküz gibi yer ayrılarak. Çok güzel. Onun dışında düşünce özgürlüğünü sınırlayan 301 dışındaki maddeleri anlatan bir haber ve Hrant Dink cinayetini araştıran komisyonun takibi var. İlk günden gazetenin tavrını göstermesi açısından önemli. Cuma günkü “geç kaldınız gözüm” başlıklı Ahmet Kaya anması güzel (bir noktası dışında, bkz. alt paragraf), ama yanda Necmettin Erbakan’a hoca diye hitap etmek de ne oluyor? İroni mi?

Gazetenin yaptığı bir hata, Ahmet Kaya haberinde Reha Muhtar ve Ercan Saatçinin Ahmet Kaya’ya saldırdığını iddia etmesi. Daha önce tekzip edilmiş böyle iddialardan sonra, genelde bir kaç gün sonra o sayfanın en altında, minicik bir kutuda bir açıklama görürüz. Bunlar ise, pazar günü, sayfanın tam ortasına, 5 sütuna bir başlık atmışlar “Taraf’tan özür ve düzeltme” diye, ve öyle samimi ve (kendilerine karşı) sert bir dille düzeltmişler ki, şapka çıkartılası. Birazını aktarıyorum:[1]

(…) hata yaptık. Bu ifade, haberin alıntılandığı (…) Nokta dergisin[deki] anlatımı da aşan bir dil ve yaklaşımla kaleme alınmıştır. (…) Taraf, haberi hazırlarken, gerek Vatan gazetesindeki [Reha Muhtar'ın, haberi yalanlayan] yazıları, gerekse Saatçi’nin dergiye gönderdiği açıklamayı araştırıp bulma görevini yerine getirmemiştir. Bunların sonucu olarak ortaya çıkan özensiz, gerek Reha Muhtar’ı, gerekse Ercan Saatçi’yi töhmet altında bırakan, onların kişilik haklarını gözetmeyen tutum nedeniyle hatamız büyüktür. Medya etiği ve habercilik ilkeleri açısından vehamet taşıyan bu davranışımızla ilgili olarak Reha Muhtar ve Ercan Saatçi’den özür diliyoruz. İnsan onurunu zedeleyecek hiçbir şeyin haber olmadığını düşünen Taraf gazetesi olarak bu özensizlikten dolayı okurlarımız tarafından da bağışlanmayı diliyoruz.

Ali Saydam, Akşam’daki Özeleştiri bu kadar abartılır mı? yazısında “Böyle sistematik, ilkesel, bu düzeyde bağlayıcı bir tavra 30 yıllık yayıncılık hayatımda ve iletişim uygulamalarında ilk kez tanık oluyorum.” demiş. Taraf Gazetesine güvenmek ve onu desteklemek için, sadece bu “özür ve düzeltme” bile yeterli bence.

Cumartesi günkü “Ak Parti’nin yeni anayasa taslağı, STKlardan önce ‘abi’ Bülent Arınç’a gönderildi” haberi, ak parti borozanı olabileceği yönündeki şüpheleri dağıtabilir. Yine Ahmet Altan röportajına dönelim; “Biz ne iktidardan, ne muhalefetten yanayız. Evrensel hukuku, demokrasiyi, insanların bireysel haklarını, zenginliğini mutluluğunu savunan herkesle beraberiz. İktidar savunursa onun iyi yaptığını söyleriz, muhalefet savunursa onun iyi yaptığını söyleriz, ikisi savunursa ikisinin de iyi yaptığını haberlerimizde gösteririz. İkisi de savunmazsa ikisinin yanlış yaptığını yazarız.”

Tv sayfasında dizi haber, kültür sanat programlarını güzel güzel yazmışlar, Bir kaç film tanıtmışlar, ortada da güzel eleştiri yazıları var da… Bu gazetede kanalların yayın akışı yok! Benim şahsen hiç umrumda değil de, bir gazeteye 1 ytl veriyorsa biri, yayın akışlarını da görebilmeli. Gazetelerin en büyük kullanım alanlarından biri yahu bu, (biri de bulmaca, oy oy)başka gazete mi alacak bir de üstüne?

Spor sayfalarının (4 sayfa) en azından 1 tanesi tamamen “futbolsuz”. Sürpriz, Etyen Mahçupyan at yarışı yazıyor! (Normal yazı da yazdı cuma günü iç sayfalarda, telaş yok.) Hem de önce sporu/oyunu tanıtarak başlamış. Çok güzel. Ben bile oynarım belki bak şimdi? Spor sayfalarına oldukça özen gösterilmiş, adam gibi uğraşılmış haberler, röportajlar yapılmış, ki bu bir kişinin sadece bu gazeteyi alabilmesi için çok önemli. Bu tür “for profit” olmayan gazetelerin en büyük sorunlarından biri buydu bence şu ana kadar. Günde sadece tek bir gazete alabilecek adam sadece Birgün alarak adam gibi spor haberi okuyamıyor mesela, o zaman gidip başka bir gazete alıyor. Bu yüzden umarım böyle devam eder spor sayfaları.

Pazar günkü spor sayfalarına ayrıca değinmek istiyorum. Daha önce bahettiğim “haberleri yorum katarak aktarmak”ın, burada boku çıkmış. Herkesin pek hoşuna gitmeyecek şekilde, ama ben aşık oldum resmen. Norveç – Türkiye maçı için bir başlık atmışlar, altına 1 cümle haber, büyük bir resim, etrafa da 3 köşe yazısı. Hem de ikisi Tan Morgül ve Ümit Kıvanç. Bir Kıvanç Koçak kalmış muhteşem üçlümün tamamlanmasına. Diğeri de Can Belge. (Murat Belge’nin oğlu.) Yan sayfada ise 1. lig’den bir maç haberi var. Onda da, maçı güzel güzel, yorumlu morumlu anlatmışlar. Gına gelmişti “5. dakikada şu oldu 18. dakikada bu oldu, ilerleyen dakikalar gol getirmeyince maç şöyle bitti.” tarzında yazılardan.

Son sayfada, her gün bir ünlüye 20 anket defteri sorusu soruluyor, olmasa da olur, umrumda değil, ama seviliyordur belki.

Taraf, Cumhuriyet veya Zaman gibi “ciddi” bir gazete değil. Ama zaten olması da gerekmiyor. Hatta olmasın daha iyi. “Ciddi şeyler güler yüzle de anlatılabilir” gerçekten. Zaten boğazımıza kadar boka batmışız, biraz da güler yüzlü olmalarının zararı yok, faydası var. Haber sayısı da biraz yetersiz gibi ilk sayılarda.[3] Birgün’de de böyle bir sorun var mesela. Haber olmayınca tiraj da olamıyor, çünkü demin bahsettiğim “günde sadece tek bir gazete alabilecek adam” kaybediliyor (hele bir de gazete pahalıysa). Tiraj olmayınca da batılıyor ne yazık ki. Gerçi o 1 ytl fiyatla ne kadar tiraj olabilecek bilemiyorum. En kısa zamanda fiyatın inmesi gerekiyor. Röportajda Ahmet Altan da demiş, reklam bulursak indirebiliriz diye. Çok çabuk bulmalarını dileyelim.

Sonuç olarak, eksiklerine rağmen, zaten daha çıkmadan önce demokrasinin, hukuğun yanında olmasıyla diğer gazetelerin çok büyük bir kısmından [4] ayrılacağını tahmin ettiğimiz Taraf, tasarımıyla, haberleri sunuş biçimiyle de diğer tüm gazetelerden farklı olmayı başarmış, bunun yanında (Ahmet Altan’ın röportajında söylediği) tüm baskılara karşı gerçeği söyleyeceğini ve bunu güler yüzle yapacağını gerçekten hisettirerek, ilk 4 gün sonunda, umudumu boşa çıkarmamıştır.

[1] Kalın yazıları ben kalınlaştırdım, gazetede öyle değildi, yanlış anlaşılmasın.
[2] Bunların arasında halen Cumhuriyet‘in de bulunmasını anlayabilmiş değilim, alışkanlık heralde.
[3] Haluk Şahin, Radikal’e yazdığı Taraf’ın ilk günü yazısında “ilk gün çıkarılan gazetenin her zaman ‘en kötü gazete’ olduğunu biliyorum” demiş. Bu tür sorunlar, gerçekten bu “ilk gün sendromu”ndan kaynaklanıyor ise, gerçekten “iyi” bir gazete bizi bekliyor.
[4] Tavırları yakın olan gazetelerden de yazarlarının popülaritesi, “merkez medya”da kabul edilirliğiyle ayrılıyorlar. Birgün’de ÖDP başkan yardımcısı’nın yazdığı kimsenin umrunda olmuyor, ama Ahmet Altan’ı, Yasemin Çongar’ı ciddiye almak zorundalar!
Bu gazeteden bir kat daha umutlu olmamın en büyük sebebi bu zaten.