Posts Tagged ‘milliyetçilik’

Kovmadık lan! Hiç kovmadık!

Mayıs 24, 2009

Ak Parti genel başkanı Recep Tayyip Erdoğan demiş ki:

Yıllar önce farklı etnik kimlikte olanları kovduk, biz de bu hataya düştük.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen ise hemen beklenen tepkiyi vermiş:

Türkiye’nin sicilinde etnik kökeninden dolayı yurtdışına kovulan, ihraç edilen bir vatandaş yoktur.

Sonra neden akepelisin diyorlar. Ne olacaktım, cehepeli mi olacaktım?

DSİP ve Mehtap TV

Nisan 8, 2009

mehtap-tv-dsipMehtap TV garip bir kanal. “Tefekkür”, “Hanım Sahabiler”, “40 hadis” gibi Mesaj TV ayarında programların yanında Eser Karakaş, Şahin Alpay ve Mehmet Altan’ın tartışma programı Akıl Defteri (pazartesi 21), ve Ferhat Kentel‘in sunduğu Tersi ve Yüzü (cuma 21) diye 2 programları var. Bu yazıyı da bu programın son bölümünü paylaşmak, ve fırsattan istifade DSİP’i tanıtmak için yazıyorum.

3 Nisan tarihli Tersi ve Yüzü programında Devrimci Sosyalist İşçi Partisi (DSİP) genel başkanı Doğan Tarkan ve yine partinin üyesi ve DurDe sözcüsü Cengiz Alğan, 29 Mart yerel seçimlerini değerlendirdiler. Şuradan online izleyebilir, şuradan bilgisayarınıza indirebilirsiniz .

dsip-amblemDevrimci Sosyalist İşçi Partisi (DSİP), Türkiye solundaki en farklı parti. Darbelere ‘ama’sız karşı duran, ergenekonu ciddiye alan, başörtüsü dahil olmak üzere tüm özgürlükleri ilkesel olarak savunan DSİP, her sene en hardcore marksistlerden en liberal Star gazetesi yazarlarına kadar bir çok kişinin konuşmacı olarak katıldığı güzel Marksizm 200x toplantılarını da düzenlemekte. Üyesi değilim ama, şu an kendime en yakıın gördüğüm parti hiç kuşkusuz DSİP’tir.

Bu partinin farkını, bahsettiğim programda Doğan Tarkan ve Cengiz Alğan’ın söylediği şu bir kaç cümle açıklasın dilerseniz:

DT: “İnsanların ağır koşullarda çalıştırıldığı, haklarının özgürlüklerinin olmadığı bir sistem sosyalistse ben sosyalist değilim.”

DT: “Türkiye’de ilk defa güçlü ve silahlı Kemalizm geleneği geriliyor. Bu mücadelede saf tutmadığınız takdirde 80 yıllık devletin yanına düşersiniz. Sosyalistler bir saniye bile düşünmeden Kemalizm’i gerileten tarafta olmak zorunda.

CA: “Bizim sol, seçim sonrası o grafiklerde “diğer” kısmından kurtulmak istiyorsa, Kemalizm’le bağını koparması gerekir, devletçilikten bağını koparması gerekir, 5 milyon kişi başını bağlıyor diye şeriat gelecek paranoyasından kurtulması gerekir, orduyu ilerici görmeyi bırakması gerekir.”

DT: “Türkiye solunun önemli bir kısmı darbe girişimleri ve ergenekon üzerine ya tarafsız kalmaya çalışıyor, ya da ‘hayır darbe girişimi yoktur, aslında AKP sivil darbe yapmaktadır’ gibi garip bir politik durum içindeler. Özgürlükleri savunmadan, seçilmiş bir hükümetin devrilmesine kim olursa olsun karşı çıkmadan halktan oy istemek mümkün değildir.”

Sonlara doğru da, bunları yapacak yeni, kapsayıcı bir sol alternatifin Türkiye’nin tek umudu olduğundan bahsettiler ya, lafı ağzımdan aldılar. DSİP, bunları söyleyip duruyor zaten ama, artık programındaki ve adındaki “devrimci”den kurtulup, boyuna bakmadan çıkıp böyle bir işe kalkışsa keşke yavaş yavaş.

Seçimlere ve Türkiye siyasetine dair kamuoyunda çok az yer bulabilen ama önemli bir bakış açısını, gerçek özgürlükçülüğün liberallerin tekelinde olmadığını, bütün sosyalistlerin de at gözlüklü ve totaliter olmadıklarını farketmek için ideal bir program olmuş. Tekrar şeyedeyim; şuradan online izleyebilir, şuradan bilgisayarınıza indirebilirsiniz. Ayrıca Mehtap TV’nin diğer bütün programların bütün bölümleri de sitede mevcut.

Ak Parti

Kasım 13, 2008

Recep Tayyip Erdoğan: (Başbakan, Ak Parti genel başkanı)

“Biz ne dedik? Tek millet dedik, tek bayrak dedik, tek vatan dedik, tek devlet dedik. Buna karşı çıktılar. Buna karşı çıkanın Türkiye’de yeri yok. Buyursun istediği yere gitsin. Bundan daha normal şey, ne olabilir. Dünyanın neresine gidersen git, her ülkede bu böyledir. Başka türlü olamaz.”


Vecdi Gönül: (Milli Savunma Bakanı, Ak Parti milletvekili)

“Bugün eğer Ege’de Rumlar devam etseydi ve Türkiye’nin pek çok yerinde Ermeniler devam etseydi, bugün acaba [Türkiye] aynı milli devlet olabilir miydi?”

Abdülkadir Akgül: (Ak Parti milletvekili)

“Ben vurmaktan hoşlanan bir adam değilim, ama devletim ve milletime karşı gelenleri elbette vurmaktan hoşlanacağım. İnsan olanlar var, insanlık suçu işleyenler var. ‘Dur-vur’ yasasına göre, devlete karşı suç işleyenler varsa elbette vurulacaktır. Türkiye’de adalet herkese fazlasıyla uygulanıyor zaten

Pek sevgili Ak Parti, meclisteki diğer 2 büyük parti kadar faşist olmadığınız yönünde bir takım şüphelerim, endişelerim vardı. Her geçen gün bu şüphelerimin yersiz olduğunu kanıtlıyorsunuz. İçim ferahlıyor. Eksik olmayın.

Diğerleri bu fikirleri kusarken, siz içinizde tutardınız eskiden. Şimdi neden açık açık konuşma izni çıktı anlamadım? Seçime de daha var?

(Sahi, CHP bu Vecdi Gönül’ü Cumhurbaşkanlığı için öneriyordu değil mi? Yakışır…)

İşte Gerçek Milliyetçi

Eylül 1, 2008

Abdullah Gül, Ermenistan’a maç izlemeye gidecek ya, kaç gündür bekliyorum bir cengaver vatansever, bir milliyetçi, bir ülkücü şuna karşı çıksın, “olur mu ermeninin (e küçük!) ayağına gitmek, yakışır mı Türk’e!” felan desin. Yok, onlar varsa yoksa Ermenistan sınır kapısında sınırın 2 tarafına anıtlar yapılmasını falan önersin. Peh!

Beklediğim ses sonunda Baykal’dan çıktı. Deniz Baykal, Şimdi bir maç vesilesiyle Türkiye, Ermenistan ile yeni bir ilişki düzeni içine girme maksadındadırdemiş, “ben olsam Bakü’ye gitmeyi tercih ederdim” diye de eklemiş. Helal sana Baykal! İşte gerçek bir milliyetçiden beklenen tavır!

Keşke ölseydiniz!

Kasım 6, 2007

Geçenlerde Genelkurmay başkanı hayal edilemeyecek acılar yaşatmaktan bahsederek kanımızı dondurmuştu. Sıra adalet bakanına gelmiş. Mehmet Ali Şahin. Bakın ne demiş:

“Türk Silahlı Kuvvetleri’nin hiçbir mensubu böyle bir duruma düşmemeliydi. Dolayısıyla kendilerinin kurtulmuş olmasından fazla bir sevinç duyamadığımı ifade etmek istiyorum. Bu benim kişisel değerlendirmemdir.”

“o gece bu teröristlerle birlikte gitmiş olmasını bir Türk vatandaşı olarak içime sindiremedim”

“Bizim askerimiz, bizim Mehmetçiğimiz vatanı korurken gerektiğinde her an şehit olmayı göze alan bir askerdir. Tabii onların şu anda yurda dönmüş olmaları ailelerini, kendilerini mutlu etmiştir, vatandaşlarımız da bundan memnuniyet duymuş olabilirler ama benim içimde böyle bir uhde kaldı. Bunu sizlerle paylaştım. Bu benim Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak bu olaylarla ilgili bir değerlendirmemdir.”

Sözlükte prothedop ne güzel demiş mehmet ali şahin başlığında: “bugün kalp krizi geçirmemiş olmasına sevinemedim.”

Ay canım yaa, yazık. İlk lafı ettikten sonra neler dediğinin farkına varıp nasıl da 20 kere falan “bu benim vatandaş olarak düşüncemdir” falan demiş. Kurtaramamış ama pek, hatta daha sonra bi de “gerektiğinde ölür” falan demiş, sonra yine tırsmış vatandaş olarak demiş, ama yok işte öyle. Hadi bi şekilde düşünebiliyorsun öyle, öyle bir insansın. Ama hasbelkader adalet bakanı olmuş isen, söylemeyeceksin artık.

“Ailelerini mutlu etmiştir tabii, ama benim içimde uhte kaldı.” demiş bi de yahu utanmadan. Oha! Çocuğun torunun gitsin de bakalım esir düşüp 5 gün sonra geri gelsin mi istiyorsun yoka ölsün mü orda “gerektiği” için.

Amaaan neyse, Şevket Kazan bu ülkede adalet bakanlığı yaptı be. Bu da yapar. Teheyy…

Cumhuriyet gazetesi nereye koşuyor

Kasım 5, 2007

Aman yarabbi! Cumhuriyet yazarı Roj TV’ye çıkmış! yazımda yazmıştım. Cumhuriyet yazarı Erdoğan Aydın Roj tv’ye çıkmış, Zaman gazetesi de bunu haber yaparak Cumhuriyet’e saydırmıştı. Biz de saf saf savunduk, “bir yazarının Roj tv’ye çıkması Cumhuriyet’in görüşünü belirtmez” falan dedik, ayrıca “Roj tv’ye çıktı diye illa terörist veya terörist sempatizanı olması gerekmez” dedik. Ama anlaşılan Cumhuriyet’e göre gerekirmiş.

Cumhuriyet, kendine yakışanı yaparak Erdoğan Aydın’ı işten çıkarmış. Bu kararıyla Cumhuriyet, nasıl bir gazete olduğunu, hangi safta olduğunu hala anlamak istemeyenlere tokat gibi bir kanıt daha sunmuş oldu. (Şunlar da başka bazı kanıtlar.)

Farklılıklara tahammülsüzlük, tek bir düşüncenin borozanlığı, milliyetçilik ve faşizm yolundaki bu şanlı yürüyüşünde Cumhuriyet’e selam olsun!

güneş’ten provokasyon

Ağustos 1, 2007

Güneş gazetesi’nin bugunkü 1. sayfasında solda Sebahat Tuncel’in milletvekilliğine kaydolurken çekilmiş Türk bayrağı altında fotoğrafı var, altında da bir yazı:

“Bayrağın altında çok sıkıntılıydı”

Üzerinde ayyıldız var diye diğer DTP’liler gibi TBMM rozeti almayan PKK’lı vekil Tuncel’in Türk Bayrağı önündeki tedirginliği dikkat çekti.

Şimdi, öncelikle Sebahat Tuncel rozet aldı, hatta tv’de rozeti çantasına atarkenki görüntüsü bile var, o sırada gazeteciler takın dedi, onu yapmadı sadece. “PKK’lı” saçmalığına hiç değinmeyeceğim zaten de, (yeter) “Türk Bayrağı önündeki tedirginlik” ne ulan. Hasbelkader tedirgin görünen bir fotoğraf çekmişsiniz arkasına Türk Bayrağı getirerek, sanki o sırada arkasında bayrak var diye tedirgin olmuş gibi yazmışsınız. İğrençsiniz. Neyse, haber şöyle devam ediyor:

“PKK koğuşundan Meclis katipliğine”

Milletvekili seçildikten sonra PKK üyesi olmak suçundan yattığı cezaevinden çıkartılan Sebahat Tuncel, meclisin en genç üyesi olduğu için Geçici Başkanlık Divanın’nda katip üye olarak görev yapacak.

Devamında da devletin bir teröriste 8 milyar (8bin ytl bu 19 aydır ya…) maaş vermesinden bahsetmiş. Öncelikle, provokasyon amaçlı olmayan yerleri bile yanlış bu gazetenin yahu, Sebahat Tuncel en geç vekil değil, en genç 6 vekilden biri olduğu için 6 katip üyeden biri olacak. (Bu arada bu 6 üye 4 akp 2 dtp’liden oluşuyor) Esas ölümcül yanlış ise, “yattığı” değil “tutuklu yargılandığı” olması gerekiyor tabi cezaevi tanımlanırken, ama umrunda değil tabi Güneş’in, kasti zaten, Yeniçağ’ın faşist provokasyon tahtına oynuyor zira. Ama işin kötüsü 160bin satıyor bu gazete. Türkiye’den, Star’dan, Yeni Şafak’tan fazla. Yeniçağ’ın 3 katı…

akp vs dtp

Temmuz 28, 2007

22 temmuzda ak parti en büyük oy patlamasını doğu ve güneydoğuda yaşarken, dtp’nin oyları beklenenden çok az çıktı. doğu anadoluda 2002de 32,2 olan ak parti oyu şimdi 54,6′ya çıktı. Güneydoğuda ise 26,5′tan 53,1′e çıktı oranlar. DTP’nin bağımsızları ise Türkiye genelinde dehap’ın %6,2’sinden %4′ün bile altına düştü. Adamlar 35 milletvekili hayal ederken 21 ile mi ne, grubu zor kurtardılar, Sebahat’i de kaybederlerse belki Ufuk Uras’a muhtaç olacaklar. Bir sürü nedeni var bunun orada burada yazılıp çizilen. Bir tanesi var ki bir anda benim aklımda beliriverdi şimdi, yazayım hemen dedim;

Senelerdir hani “amman refah gelmesin”, “amman fazilet gelmesin” ve dahi “amman akepe gelmesin” diye dsp’ye chp’ye kerhen atıyoruz ya oy (ben atmıyorum, haşa) Kürt seçmen de bu seçimde, “amman chp+mhp gelmesin” diyerek ak parti’ye oy atmış olabilir. “Hükümette bu (en hafif tabirle) Türk milliyetçisi koalisyon varken dtp grubu 35 kişi olsa ne değişecek” diye düşünmüş olabilirler pekala, “varsın dtp az kişi olsun, ama hükümet ak parti olsun” demişlerdir. Tam da grup kurmanın sınırında milletvekili çıkarmaları da “allahın işi” heralde.

akp vs chpmhptsk

Temmuz 28, 2007

Hayatımda sonuçlarına en çok sevindiğim seçimi geride bıraktık, oy verdiğim aday 8985 (yani %0.7, yani “binde 7”) oy almasına rağmen. Halk CHP-MHP-TSK ittifakına cevabı verdi ve şu durumumuzda nisbeten “demokrat” (halimize bak, atam sen kalk da ben yatam, teheyy) ak parti’yi yarıya yakın oyla tepemize getirdi. (Burada Genç Siviller’in “27 Nisan’a cevap 22 Temmuz’da verildi” tespiti katılınası.) Bunun yanında 16 yıldır sadece milliyetçi hezeyan yaratma amacı olunca sesi duyurulan, her fırsatta önü kesilen DTP’nin 21 vekille de olsa meclise girebilmesi, 38 yıldır sesleri duyulmayan sosyalistlerin, bir Ufuk, bir de Akın Birdal’la da olsa meclise girmeleri, %10′luk manyak baraja rağmen halkın %87’sinin mecliste temsil edilmesi daha da büyük mutluluk sebeplerimdi.

Esas bahsetmek istediğim, ak partinin %47’si ile hezimete uğrayan, aylardır bağırıp çağıran ulusalcı/milliyetçi/militarist koro’nun hezimete uğraması. Bu darbecilerin 80’lerdeki versiyonlarının yaptığı saçma sapan düzenlemeler sebebiyle %34 oyla meclisin %60 civarını ele geçiren ak parti, istediği adayı cumhurbaşkanı seçtirmek istediğinde koparılan sahte “şeriat geliyor” hezeyanı ile başladı her şey, tescilli faşistlerle yemekler yiyen, zamanında darbe yapası gelmiş paşaların derneği ADD’nin mitingleri, TSK’nın tam da zamanında gelen açıklamasıyla Anayasa Mahkemesinin demokrasiyi askıya alan kararı (burada “faşizm konuşma yasağı değil söyleme mecburiyetidir” ilkesi nedeniyle söylemek zorundayım ki Abdullah Gül tabii ki benim için ideal, moda tabirle beni de “kucaklayan” bir cumhurbaşkanı adayı değildir, ama halkın çoğunluğunun desteğiyle o köşke çıkmaya sonuna kadar hakkı vardır, ayrıca eşinin başörtülü olması, Baskın Hoca’nın dediği gibi “devletin başörtüsüyle barışması”nı sağlayacaktır, o da ayrı) ve sonunda erken seçimle noktalandı. Bu olaylarla şahsımca chp meclise bile giremeyecekken oylarını sadece %1 düşürmeyi başardı. (Bu arada ak parti’yi de %13 arttırdı. ahaha.)

Benim esas eğlencem ise daha 22 temmuz akşamı kanaltürk ekranlarında saçları bir kaç ton ağaran Tuncay Özkan’la başladı (ceren’in esprisi bu, sözlükte çaldım, last fm‘de de çalınca burada da çalmış sayılmamda bir sakınca yok diye düşündüm). “Kahraman Türk halkı, bu hainlere, iç mihraklara gereken cevabı verecektir”ci ulusalcı koro, bir anda “Aziz Nesin haklıymış”, “Halk doğru seçim yapamadı”, “bu ülkeden gitmek gerek” diye bağrışmaya başladı. Seçimlere kadar saadet partisi yayın organlığı yapan (çok cin ya bunlar, akepe oylarını bölecekler) hardkor kemalist kanal b, “efendim bu hükümete halkın %53ü karşı, böyle demokrasi mi olur, kendimizi kandırmayalım yauu” diyen bir amca çıkardı, kırk yıllık sosyal demokrasi vakfı kurucusu Zafer Üskül şeriatçı ilan edildi, Zülfü Livaneli resimleri üzerine çarpılar atıldı, daha neler neler. Yani şunları izledikten sonra “keşke ak partiye verseydim de şu komedide benim de payım olsaydı” demedim değil.

Neyse, en azından artık “x’ler irana, y’ler kuzey ıraka, z’ler moskovaya” demiyorlar da , “bu ülkede yaşanmaz, biz gidelim” diyorlar. Yolunuz açık olsun. Gidin de biz Türk, Kürt, Ermeni, alevi, ateist, dindar, dinci, sosyalist, demokrat, liberal, muhafazakar birlikte yaşayalım huzur içinde. (buna da sözlükte bi yerlerden esinlendim. az ibne değilim)