Posts Tagged ‘taraf’

Sorular

Temmuz 9, 2008

Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez orgeneraller tutuklandı. Bu tutuklamalar TSK’nın izniyle mi yapıldı, yoksa TSK’ya karşı gelerek mi? TSK buna izin verdiyse kendi içinde bu ergenekona bulaşmış olanlardan gerçekten kurtulmak için mi izin verdi, yoksa istemeyerek, karşılığında bir takım tavizler kopararak mı? (Kürt sorunu, Kıbrıs sorunu ile ilgili olabilir?) Başbuğ-Paksüt görüşmesinde neler konuşuldu? Dağlıca saldırısı önceden bilindiği halde, neden önlem alınmadı? Yoksa bu kadar kayıp gerçekten önlem alınmasına rağmen mi yaşandı? Ortaya çıkan ve doğrulanan bu iki belgeyi Taraf gazetesi nasıl ele geçiriyor? Ordunun içinden birileri mi sızdırıyor? TSK içersinde bir iktidar çatışması mı var? Peki Ergenekon örgütünün nerelerde parmağı var acaba? O parmak Susurluk’a, Necip Hablemitoğlu’na, Hrant Dink’e kadar uzanıyor mu? Yayınlanması Nokta dergisinin sonunu getiren, geçen günlerde Taraf’ta tekrar yayınlanan darbe günlükleri gerçek mi? Özden Örnek’in oğullarının Çalık grubuyla ilişkisinin bunla ne alakası olabilir? TSK gibi bir kuruma bu derece kafa tutacak “göz”e Taraf gazetesi nasıl sahip? Kafalarına dipçiği yemeden bu demokrasi mücadelelerinde başarılı olabilecekler mi? Ülkenin belki de çehresini tümden değiştirecek, bu kadar önemli olaylar olurken neden göz altına alınan Mustafa Balbay’a bir okurun yolladığı “şu isimler CHP’ye katılsın, ben böyle istiyorum” içerikli saçma sapan bir e-mail suç delili olarak sunulup, komik duruma düşülüyor? Ne zamandır yapılması gereken bu operasyonu nihayet yapabilen AKP, neden bin bir hata yaparak soruşturmanın ciddiyetini zedeliyor? Sahi bu ülkede yıllardır yapılması gereken şeyleri neden bu islamcı/muhafazakar demokrat parti ve başındaki bu meymenetsiz yapıyor? Peki geçen her gün soruşturmanın ciddiyetine daha çok zarar verirken, etrafımızdaki “ılımlı Kemalist” insanlar bile böyle giderse artık darbeden medet umacaklarını söylerken bu iddianame ne zaman açıklanacak artık? Madem geçen hafta yapılan tutuklamalar ek iddianamede yer alacak, iddianamenin geçen hafta açıklanacak denip açıklanmamasının sebebi ne? Ulan o gecekonduda bulunan bombaları neden imha ettiniz…

Siz böyle bunlarla cebelleşin, ben gidiyorum. Bir buçuk ay kadar Norveç ve İsveç’teyim. Belki internet bağlantısı ve Türkçe gazete yoktur oralarda. Ooooh mis gibi…

Dağlıca Biliniyordu!

Temmuz 1, 2008

2 kötü söz söyleyince hemen kırılan, yıpranıveren narin Genekurmay yine bir açıkama yapmış. Rutin zırlamaları ve tehditleri geçersek, özet olarak Taraf gazetesinin medyayı yönlendirme planı haberini yalanlamış, “dağlıca baskını biliniyordu” haberini doğrulamış.

Baskın önceden haber alınmış, gereki önlemler alınmış, sonuç olarak da hain saldırı istediği amaca ulaşamamış. 13 genç öldü, 8i esir alındı. Saldırının amacı daha neydi merak ediyorum doğrusu.

Ben bu olayı şu 2 şekilde açıklayabiliyorum, başka fikri olan varsa beri gelsin,

  1. Bu kadar önleme rağmen, yapılacağı önceden bilinen bir saldırıda bile en güvediğimiz, çok acayip güçlü, muhteşem TSK bu “çapulcu sürüsü”yle başa çıkamayıp, bu kadar kayıp veriyor, üstüne üstlük, dalga geçer gibi, 12 şehit, 8 esiri bir zafer, “örgütün amacına ulaşamaması” oIarak tanımlayabiliyor.
  2. Çeşiti hesaplar sebebiyle (Irak’a operasyon bu saldırıdan sonra yapılabildi?) bu kayıplara göz yumuldu, birilerinin yüksek çıkarları için 13 genç öldü, 8i ölmekten beter oldu.

Hangisi daha vahim bilemedim.

BirGün’e Veda

Haziran 4, 2008

Kürt sorununda “yabancı” aracılı çözüme temkinli yaklaşması anlaşılabilirdi. Tarikatçı Sertab Erener komedisini de “eheh” diyip görmezden gelebilirdim. Ama bu haberdeki o cümle, bardağı taşıran son damla oldu:

İslami kesime yakınlığıyla bilinen Taraf Gazetesi.

Amaçları ne bilmiyorum, ama bir çok konuda nispeten yakın görüşü savunan iki gazeteden birinin diğerine böyle bir çamur atması, nasıl desem, “düşündürücü.” BirGün’ün, Taraf’ın “islami kesime yakınlığıyla bilinen” bir gazete olmadığını bilmemesi mümkün değil. O sadece kemalistlerde olan bir “bizden değilsen onlardansın” sanırısı olabilir. Ama buna rağmen yazılan bu cümle, hiç bir şey değilse okura saygısızlık. Güvendiği bir gazetede, başka bir gazetenin “islamcı” olduğunu okuyan biri, artık uzun bir süre o gazeteyi öyle görecektir. Yeniçağ’ın “Ufuk Uras, AKP’ye yakınlığıyla biliniyor.” yazmasından farkı yok bunun. (Hatta bu daha kötü, ortalama Yeniçağ okuru için, AKP, ÖDP’den 10 kat iyidir çünkü)

Bugün itibariyle BirGün’le aramdaki bağ kopmuştur. “Okuduğum 2 gazeteden biri”, “sokakta birinin okuduğunu görünce mutlu olduğum gazete”, “daha fazla kişi tanısın diye okuduktan sonra oraya buraya bıraktığım gazete” değildir artık BirGün. Artık Milliyet neyse, Sabah neyse, BirGün de odur benim için. Daha fazlası değil.

Denizlerin Yolu

Mayıs 27, 2008

17 Mayıs’ta Taraf gazetesinin “her Taraf” sayfasında Rasim Ozan Kütahyalı’nın “Denizlerin Yolu Bizi Nereye Götürür” başlıklı bir yazısı yayımlandı. En dikkat çekici yerlerini aşağıya alıyorum. Biraz da biz ezberlerimizi bozalım:

Türkiye 1968’inin bugünün gençlerine mirası nedir? Bu miras çok yararlı, ufkumuzu açan, bize güç ve direnç veren, özgürlükler ve demokrasi için mücadele etmemizi teşvik eden bir miras mıdır? Denizler’in yolu, 68lerde mücadele vermiş ağabeylerimizin, babalarımızın yolu evrensel vizyonu olan, enternasyonalist, hümaniter ve demokrat bir yol mudur?

Bu sorulara bugünün ve bu ülkenin bir genci olarak, Deniz’in idam edildiği yaşlarda olan bir genç olarak, Deniz ile aynı yıllarda doğmuş, O dönem üniversitede okuyan, 68li olmakla övünen bir anne ve babanın oğlu olarak tüm kalbimle ve beynimle yüksek sesle HAYIR diyorum, HAYIR HAYIR HAYIR.

O döneme dürüst bir bakış özünde o gençlerin ne kadar milliyetçi olduğunu bize gösterecektir. O gençlerin köken olarak Kemalist olduğu, 27 Mayıs’ı taparcasına destekledikleri bugün herkes tarafından kabul ediliyor, söyleniyor. Fakat o gençlerin bu Kemalist köken içinden gelen çok güçlü ve katılaşabilmeye müsait bir milliyetçi/ulusalcı damara sahip olduğu gözden kaçırılıyor.

Türk 68 hareketi özlerinde olan bu milliyetçi ideolojiyi antiemperyalizm ve tam bağımsızlık sloganları arkasına saklamış, sosyalizan bir süs vererek kamufle etmeye çalışmıştır. Bu milliyetçilik öyle MHP tipi milliyetçiliğe göre de daha insancıl ve masum falan da değildir. Bilakis modernist ve marksist-leninist etkileşimler sebebiyle daha pozitivist, katı ve insansız hale gelmiş, zenofobik hatta ırkçı eğilimlere kayabilecek bir milliyetçilikti Türk 68 ruhunun milliyetçiliği. Nitekim bugün kendini “Ulusalcılık” olarak takdim eden akım birebir olarak bu ruhun mirasçısıdır. Aralarında doğrusal bir süreklilik vardır. Tam bu noktada Deniz Gezmiş’in 29 ocak 1971 yılında babasına yazdığı mektuptan alıntı yapmak istiyorum.

Baba, sana her zaman müteşekkirim, Çünkü Kemalist düşünceyle yetiştirdin beni. Küçüklüğümden beri evde devamlı kurtuluş savaşı anılarıyla büyüdüm. Ve o zamandan beri yabancılardan nefret ettim… Baba biz Türkiye’nin ikinci kurtuluş savaşçılarıyız, Elbette ki hapislere atılacağız, kurşunlanacağız da. Tıpkı Birinci Kurtuluş Savaşında olduğu gibi, Ama bu toprakları yabancılara bırakmayacağız. Ve bir gün mutlaka yeneceğiz onları… ”

Bu mektubu Gezmiş “Ya vatan ya ölüm” diyerek bitiriyor. Bu mektubun ölümü, hapisleri, kurşunlanmayı kutsayan okuyanın beynini zehirleyebilecek kolektivist bir mantıkla yazılmış olmasını bir yana bırakalım. Bu mektuptaki kolektivizm, enternasyonal marksist bir kolektivizm de değil. Türkiyeli olmayan her siyaset bilimci bu mektupta saklanmayan apaçık bir nasyonalizm olduğunu görür ve tespit eder. Koyu bir zenofobi içeren, yabancı diye adlandırılanlara yoğun ve derin nefret hisleriyle dolu bir zihniyet var ortada.

Ulusalcılık denen feci cereyan da buradan doğmuş ve yükselmiştir. Tek fark, Denizler kuşağının o dönemde “nefret edilecek yabancılar” kategorisine koymadığı Kürtler ve Gayrimüslimler(özellikle Ermeniler) de zamanla tıpkı Amerikalılar, İngilizler, Fransızlar, Yunanlılar gibi “yabancı”lar kategorisine yerleştirilmiştir bugünün Ulusalcı akımı tarafından.

Fakat 68li aktörlerin ciddi bir kısmı da bugün samimi olarak özgürlükçü ve demokrat, bu ruh sağlığı bozuk ulusalcı akımın karşısındalar. Öte yandan bu vicdanlı ve ahlaklı duruşu gösterebilen -68li veya değil- sol aydınların istisnalar hariç nerdeyse tamamı Türk 68’inin bu feci yüzüyle hesaplaşabilmiş değil, açıkça redd-i miras yapabilmiş değil. Aksine ulusalcılığa cephe alan ve kendini özgürlükçü-sol olarak gören bireylerin, grupların hemen hepsi Türk 68 hareketiyle ve Deniz’lerle gurur duyuyor, onların yolunun takipçisi olduklarını söylüyorlar. İdeolojik olarak bu redd-i miras yapılmadan bugünün ulusalcılarına, kızılelma koalisyonuna, Ergenekon çetesine Türkiye solunun karşı çıkması tamamen anlamsız ve ahlaken de gayrımeşrudur.

Evet, Deniz’in idam edildiği yaşlarda olan bu ülkenin bir genci olarak Türk 68’inin yani Deniz’lerin yani babalarımızın ve ağabeylerimizin bizlere bıraktıkları fikri ve fiili mirası reddediyorum… Özgürlük, barış, ahlak ve demokrasi adına Türk 68’inin bize bıraktığı miras asla olumlu değildir… O hareketin vizyonu evrensel değil milliyetçi bir vizyondur… O mirasın, o yolun takipçisi olmamız sadece hem Menderes’leri, hem Deniz’leri insafsızca asan, bu ülkenin ve devletin tek sahibinin kendi olduğuna inanan ve bu inanç uğruna herkesi harcayabilecek egemen zihniyetin işine yarar.

Bu yazıdan sonra çıkan yaygarayı ebucan sözlükte gayet güzel özetlemiş. Ben ne olur ne olmaz diye bu ve sonraki günlerde çıkan yazıların linklerini oradan alıp buraya da koyayım: 1 2 3 4 5

Bir de ekleyelim, bu yazıdan sonra Taraf’ın 7 çalışanı gazeteden istifa etmiş. Taraf gibi demokrat, özgürlükçü bir gazetede bile bu eleştirileri kaldıramayıp, istifa eden çalışanlar oluyormuş demek ki. Tabulaştırdıkları ilahlarının mirası, gazeteye yazı gönderen başkası tarafından reddedilince dayanamamışlar. Kendileri yeteri kadar özgürlükçü değilmiş belli ki. Yolları açık olsun.

Adım adım “Taraf vs İşçi Partisi”

Mart 28, 2008

23 Mart Pazar
Taraf Gazetesi, İşçi Partisi’nde el konulan CD’lerden birinde Yargıtay’ın krokisinin bulunduğu bigisini ele geçirir, haberle ilgili bilgileri ertesi gün yayınlanmak üzere İstanbul’daki gazete merkezine fakslar.

24 Mart Pazartesi
Yargıtay krokisi haberi Taraf’ta manşet olur. İç sayfada, Ankara bürosundan faksla gelen kroki ve kroki ile ilgili bilgiler de yayınlanır.

26 Mart Çarşamba
İşçi partisi, 24 Martta Taraf’ta yayınlanmış resimlerde bile üstündeki “TARAF” yazısı ve Ankara bürosunun faks numarası (künyede de yazan faks) belli olan, yani zaten Taraf’tan gönderildiği apaçık belli olan faksın 23 Mart’ta değil de 13 Mart’ta, Taraf merkezine değil de İşçi Partisi genel merkezi’ne gönderildiğini iddia eder. Ama bu belgelerin manşet olmasına kadar geçen 11 günde, ellerinde Taraf gibi en büyük düşmanları, “ikinci cumhuriyetçi, emperyalist uşağı” bir gazeteden gelmiş, “nerelerde güvenlik zaafı olduğu”na kadar ayrıntılı Yargıtay krokisiyle 11 gün oturan İşçi Partisi’nden neden hiç ses çıkmadığı açıklanmaz.(1) Taraf’ın böyle şahane bir komployu kurarken belgeleri mal gibi kendi bürosundan yollayıp, bi de onları faks numaralarını bile silmeden gazetesine basma ihtimali de biraz düşük görünmektedir.
İşçi Partisinin bu saçmalığı medyaya da yansır. Özellikle Karamehmet’in faşist ve tatlısu faşisti gazetelerinde (H.O. Tercüman ve Güneş) yaygara kopartılır, son zamanlarda demokrasiden yana gözüken NTV bile haberi sadece İşçi Partisi kaynaklı verir.

27 Mart Perşembe
Taraf, işin aslını açıklar, bir güzel ayar verir.(2) Faks kayıtlarının da Ankara bürosunda bulunduğu belirtilir.
İşçi Partisi, ayar aldım mutluyum deyip oturacağına alternatif zaman gazetesi yalanlamalari‘nın şahane bir örneğini sunar. (Sondan 7. paragraf)

28 Mart Cuma
Taraf, içinde kroki bulunan cd’nin seri numarasını ve tutanakları kadar yayınlar.

(1) Acaba “liboş” Taraf ile “nasyonal sosyalist” İşçi Partisi birlite Yargıtay’a saldırı mı planlıyordu da Taraf bunları satarak belgeleri yayınladı? Yoksa sadece “belki bir gün işe yarar, dursun” diyerek belgeleri sakladı mı İP?
(
2) Aynı gün verilmiş çok şahane başka bir ayar da şurada.

Böl ve Yönet

Kasım 30, 2007

Ahmet Altan, Taraf Gazetesinde, baş örtülü olduğu için kürsüden indirilen Tevhide Kütük üzerine bir yazı yazmış. Bir kısmında, devamlı üzerimizde kullanıldığı iddia edilen “böl ve yönet” taktiğine yeni bir yorum getirmiş:

Osmanlı’dan bu yana bizim devletimiz kendi halkına bu “böl, yönet” yöntemini uyguladığına aklım yatıyor. Huzursuzluğu sürekli olarak “devlet” çıkartıyor çünkü.
Birilerine “solcu” diyor mesele çıkartıyor, birilerine “Kürt” diyor mesele çıkartıyor, birilerine “Alevi” diyor mesele çıkartıyor, birilerine “türbanlı” diyor mesele çıkartıyor.
Birisi solcu olunca birisi de sağcı oluyor elbette, birisi Kürt olunca diğeri Türk oluyor, biri Alevi olunca öbürü Sünni oluyor, birisi dinci olunca beriki laik oluyor. Ve çatışma başlıyor.
Devlet bu işlere karışmamış, herkesi birbirine düşman edecek kadar hoyrat davranmamış, bütün propaganda araçlarını insanları bölmek için kullanmamış olsa, bu ülkede bu kadar düşmanlık olmazdı gibi geliyor bana.
Değişik ırklardan, değişik mezheplerden, değişik inançlardan, değişik fikirlerden insanlar, birbirimizle tartışarak yaşar giderdik.
Normal bir ülkemiz olurdu.
Ama sanırım sorun da burada.
Bugünkü devlet kadroları, “normal” bir devlette bugün bulundukları mevkilerde olabilirler miydi? O küçük kızı sahneden indiren kaymakam Kanada’da kaymakamlık, o binbaşı İsveç’te komutanlık yapabilir miydi? Tekmeyle adam öldüren polisler İsviçre’de polis, onların müdürleri İngiltere’de polis amiri, bakanları Hollanda’da bakan olarak kalabilir miydi?
(…)
aslında hiç kimseden yana değiller, sadece gerginliğin sürmesini istiyorlar.
“Bölüyorlar, yönetiyorlar.”
İngilizler bunu “sömürgelerine” yapardı…
Onlar kendi halklarına yapıyorlar.

Not: Çok sevgili Taraf’ın hala (15 gündür) bir web sahifesi olmamasından kelli, yazının tamamını Vatan’dan okuyabiliyoruz.

Taraf

Kasım 19, 2007

Haftalardır beklediğim Taraf Gazetesi, bu perşembe çıktı. Kadrosu sağlam. Finansörü Alkım Yayınları. Genel yayın yönetmenleri (GYY) Ahmet Altan ve Alev Er (ki kendisi “301 Cemil Tahtaya” manşeti nedeniyle Star’dan atılmıştı). Yazarlar kapatılan Nokta’nın GYYsi Alper Görmüş, Agos GYY’si Etyen Mahçupyan, Washington’daki “senaryo skandalı” haberini yapıp Genelkurmay tarafından fişlenen eski Milliyet ve CNNTürk Washington temsilcisi Yasemin Çongar, 22 Temmuz seçimlerinde DTP’nin Mersin adayı, ve şahsımca seçilememesi Türkiye’nin çok büyük kaybı olan Orhan Miroğlu, Radikal’den Neşe Düzel, Genç Sivil Yıldıray Oğur, Ümit Kıvanç, Tan Morgül, Amberin Zaman, Arzu Çakır Morin, Pakize Barışta

Bu sağlam kadroya ilaveten, geçtiğimiz cumartesi (12 kasım) Zaman’ın cumaertesi ekinde çıkan röportajda Ahmet Altan çok iddialı konuştu, umut verdi[1]:

Türkiye’de özellikle medya tarafsızlık adı altında bugüne kadar çok taraf tuttu, ancak hiçbir zaman halkın, hukukun, demokrasinin, sivillerin, Parlamento’nun tarafını tutmadı. (…) “Biz akıntıya karşı kürek çekmiyoruz, akıntıyı değiştirmek istiyoruz. (…) Nasıl yapacağız? Bizim gazetemiz diğer gazetelerin sakladıklarını ortaya koyduğu zaman medyanın diğer parçalarının bunu saklamasının anlamı kalmayacak, onlar da değişecek. (…) Biz baskıları göze alıyoruz. Eğer bunu göze almazsak neden gazeteyi çıkartalım. (…) Gerçeklerden yanayız, ama gerçekler illa asık suratla söylenmesi gereken bir şey değil. Önemli amaçlarımızdan biri sıcak, insanların seveceği bir gazete yapmak. Ve her inançtan, her düzeyden, her sınıftan, dürüstlükten hoşlanan her insanın seveceği bir gazete yapmak istiyoruz. (…) Herkesin aklında böyle [baskılara karşı ne yapacaksınız?] bir soru var. Ben de şu soruyu soruyorum: Kim bunlar? Biz hukukun içinde dururken bize hukuk dışında baskı yapacak olan güç kim? Hukuk dışında hiç kimseden korkmuyorum. Hukuktan başka bir ölçümüz yok. (…) Öyle kolay kolay çekilmeyiz. [Nokta'yı kastederek] Bu gazetedeki insanların hepsi için bunu söyleyebilirim. Patronaj için de bunu söyleyebilirim.

Gerçekleri korkmadan açıklayan başka gazeteler yok mu? Var. Birgün var, Evrensel var. Ama bunu yapan “sosyalist sol”un dışında bir gazete yok. Bunu, artık biraz magazinle mi olur neyle olur, bütün halka ulaşarak, güler yüzle yapacak bir gazete yok. O yüzden bu sözler, yukarıda saydığım kadroyla da birleşince beni bayağı heyecanlandırmıştı.

Perşembe günü ilk dikkatimi çeken şey, “Birgün, Evrensel, Gündem, Welat ve Cumhuriyet’i en tepeye koyan gazeteciler” üyesi gazetecimin, Taraf’ı da bunların yanına koymuş olmasıydı. [2] Pek güzel.

Tasarım, logo, başlıkların fontu falan çok güzel ve modern. (hatta bloğu da o renge çevirdim farkettiysen) Farklı bir kere. Bütün gazeteler neredeyse aynı görünüyor, Taraf, ilk bakışta diğerlerinden ayrılıyor. Açık turuncu kutular falan, nefis. Kağıdı da fazla kaliteli.

1. sayfa. Daha gazetenin ilk sayısının manşetine Osman Pamukoğlu gibi birinin röportajındaki bir sözün seçilmesini başta yadırgasam da, aslında tam da şahane bir “adamın diyo” taktiği olmuş. Pamukoğlu, “Dağlıca’nın hesabı sorulmalı, iki üç askerle geçiştirilemez, hepsini yargılayın” diyor. Bu röportajdan 2 gün sonra da “TSK’yı eleştiren emekli personele askeri tesislere giriş yasağı” içeren yönetmelik değişikliği gelmesi çok manidar. Tam da bunla alakalı olarak, pazar günkü manşet tek kelimeyle harika: “Konuşan paşaya türbanlı muamelesi.” Emekli generaller, türbanlılarla kader ortağı oldu diyerek dalgalarını geçmişler. Çok da güzel olmuş. Az bile.

“İki spot” köşesindeki iki dandik haber fikri de hoşuma gitti. Cuma günkü gazetede ne var mesela, “İnternetten oynanan oyunda sanal mobilya çalan genç tutuklandı”. Eğlencelik.

Dış haberler, 2. ve 3. sayfada. Bu yurt dışında çok kullanılan bir şeymiş. Ne demiş Ahmet Altan röportajda, “Biz dünyanın en eğlenceli kısmının dünya olduğunu düşünüyoruz.” Bu yüzden de onu iç sayfalara saklamıyorlarmış. İyi de ediyorlar. 2. sayfa “dünya gündemi” ciddi haber, 3. sayfa “dünyanın rengi” hafiften geyik içerikli. Sevdim.

Toplum ve Yaşam sayfalarında (2 sayfa) haberler genellikle eğlenceli bir dilde, yorum katılarak aktarılmış. Hatta diğer sayfalarda da haberler yorumlu genellikle. Değişik.

Ekonomi sayfalarını (4 sayfa) pek okumadığımdan, karşılaştıramıyorum, geçiyoruz.

Medyaironik, medyakronik’te de yazan Alper Görmüş’ün medya eleştiri köşesi. İlk günden “belirtildi” haberciliğine değinmesi güzel olmuş.

Politika sayfalarında (3-4 sayfa) ilk sayıda %52 tanıtılmış, öküz gibi yer ayrılarak. Çok güzel. Onun dışında düşünce özgürlüğünü sınırlayan 301 dışındaki maddeleri anlatan bir haber ve Hrant Dink cinayetini araştıran komisyonun takibi var. İlk günden gazetenin tavrını göstermesi açısından önemli. Cuma günkü “geç kaldınız gözüm” başlıklı Ahmet Kaya anması güzel (bir noktası dışında, bkz. alt paragraf), ama yanda Necmettin Erbakan’a hoca diye hitap etmek de ne oluyor? İroni mi?

Gazetenin yaptığı bir hata, Ahmet Kaya haberinde Reha Muhtar ve Ercan Saatçinin Ahmet Kaya’ya saldırdığını iddia etmesi. Daha önce tekzip edilmiş böyle iddialardan sonra, genelde bir kaç gün sonra o sayfanın en altında, minicik bir kutuda bir açıklama görürüz. Bunlar ise, pazar günü, sayfanın tam ortasına, 5 sütuna bir başlık atmışlar “Taraf’tan özür ve düzeltme” diye, ve öyle samimi ve (kendilerine karşı) sert bir dille düzeltmişler ki, şapka çıkartılası. Birazını aktarıyorum:[1]

(…) hata yaptık. Bu ifade, haberin alıntılandığı (…) Nokta dergisin[deki] anlatımı da aşan bir dil ve yaklaşımla kaleme alınmıştır. (…) Taraf, haberi hazırlarken, gerek Vatan gazetesindeki [Reha Muhtar'ın, haberi yalanlayan] yazıları, gerekse Saatçi’nin dergiye gönderdiği açıklamayı araştırıp bulma görevini yerine getirmemiştir. Bunların sonucu olarak ortaya çıkan özensiz, gerek Reha Muhtar’ı, gerekse Ercan Saatçi’yi töhmet altında bırakan, onların kişilik haklarını gözetmeyen tutum nedeniyle hatamız büyüktür. Medya etiği ve habercilik ilkeleri açısından vehamet taşıyan bu davranışımızla ilgili olarak Reha Muhtar ve Ercan Saatçi’den özür diliyoruz. İnsan onurunu zedeleyecek hiçbir şeyin haber olmadığını düşünen Taraf gazetesi olarak bu özensizlikten dolayı okurlarımız tarafından da bağışlanmayı diliyoruz.

Ali Saydam, Akşam’daki Özeleştiri bu kadar abartılır mı? yazısında “Böyle sistematik, ilkesel, bu düzeyde bağlayıcı bir tavra 30 yıllık yayıncılık hayatımda ve iletişim uygulamalarında ilk kez tanık oluyorum.” demiş. Taraf Gazetesine güvenmek ve onu desteklemek için, sadece bu “özür ve düzeltme” bile yeterli bence.

Cumartesi günkü “Ak Parti’nin yeni anayasa taslağı, STKlardan önce ‘abi’ Bülent Arınç’a gönderildi” haberi, ak parti borozanı olabileceği yönündeki şüpheleri dağıtabilir. Yine Ahmet Altan röportajına dönelim; “Biz ne iktidardan, ne muhalefetten yanayız. Evrensel hukuku, demokrasiyi, insanların bireysel haklarını, zenginliğini mutluluğunu savunan herkesle beraberiz. İktidar savunursa onun iyi yaptığını söyleriz, muhalefet savunursa onun iyi yaptığını söyleriz, ikisi savunursa ikisinin de iyi yaptığını haberlerimizde gösteririz. İkisi de savunmazsa ikisinin yanlış yaptığını yazarız.”

Tv sayfasında dizi haber, kültür sanat programlarını güzel güzel yazmışlar, Bir kaç film tanıtmışlar, ortada da güzel eleştiri yazıları var da… Bu gazetede kanalların yayın akışı yok! Benim şahsen hiç umrumda değil de, bir gazeteye 1 ytl veriyorsa biri, yayın akışlarını da görebilmeli. Gazetelerin en büyük kullanım alanlarından biri yahu bu, (biri de bulmaca, oy oy)başka gazete mi alacak bir de üstüne?

Spor sayfalarının (4 sayfa) en azından 1 tanesi tamamen “futbolsuz”. Sürpriz, Etyen Mahçupyan at yarışı yazıyor! (Normal yazı da yazdı cuma günü iç sayfalarda, telaş yok.) Hem de önce sporu/oyunu tanıtarak başlamış. Çok güzel. Ben bile oynarım belki bak şimdi? Spor sayfalarına oldukça özen gösterilmiş, adam gibi uğraşılmış haberler, röportajlar yapılmış, ki bu bir kişinin sadece bu gazeteyi alabilmesi için çok önemli. Bu tür “for profit” olmayan gazetelerin en büyük sorunlarından biri buydu bence şu ana kadar. Günde sadece tek bir gazete alabilecek adam sadece Birgün alarak adam gibi spor haberi okuyamıyor mesela, o zaman gidip başka bir gazete alıyor. Bu yüzden umarım böyle devam eder spor sayfaları.

Pazar günkü spor sayfalarına ayrıca değinmek istiyorum. Daha önce bahettiğim “haberleri yorum katarak aktarmak”ın, burada boku çıkmış. Herkesin pek hoşuna gitmeyecek şekilde, ama ben aşık oldum resmen. Norveç – Türkiye maçı için bir başlık atmışlar, altına 1 cümle haber, büyük bir resim, etrafa da 3 köşe yazısı. Hem de ikisi Tan Morgül ve Ümit Kıvanç. Bir Kıvanç Koçak kalmış muhteşem üçlümün tamamlanmasına. Diğeri de Can Belge. (Murat Belge’nin oğlu.) Yan sayfada ise 1. lig’den bir maç haberi var. Onda da, maçı güzel güzel, yorumlu morumlu anlatmışlar. Gına gelmişti “5. dakikada şu oldu 18. dakikada bu oldu, ilerleyen dakikalar gol getirmeyince maç şöyle bitti.” tarzında yazılardan.

Son sayfada, her gün bir ünlüye 20 anket defteri sorusu soruluyor, olmasa da olur, umrumda değil, ama seviliyordur belki.

Taraf, Cumhuriyet veya Zaman gibi “ciddi” bir gazete değil. Ama zaten olması da gerekmiyor. Hatta olmasın daha iyi. “Ciddi şeyler güler yüzle de anlatılabilir” gerçekten. Zaten boğazımıza kadar boka batmışız, biraz da güler yüzlü olmalarının zararı yok, faydası var. Haber sayısı da biraz yetersiz gibi ilk sayılarda.[3] Birgün’de de böyle bir sorun var mesela. Haber olmayınca tiraj da olamıyor, çünkü demin bahsettiğim “günde sadece tek bir gazete alabilecek adam” kaybediliyor (hele bir de gazete pahalıysa). Tiraj olmayınca da batılıyor ne yazık ki. Gerçi o 1 ytl fiyatla ne kadar tiraj olabilecek bilemiyorum. En kısa zamanda fiyatın inmesi gerekiyor. Röportajda Ahmet Altan da demiş, reklam bulursak indirebiliriz diye. Çok çabuk bulmalarını dileyelim.

Sonuç olarak, eksiklerine rağmen, zaten daha çıkmadan önce demokrasinin, hukuğun yanında olmasıyla diğer gazetelerin çok büyük bir kısmından [4] ayrılacağını tahmin ettiğimiz Taraf, tasarımıyla, haberleri sunuş biçimiyle de diğer tüm gazetelerden farklı olmayı başarmış, bunun yanında (Ahmet Altan’ın röportajında söylediği) tüm baskılara karşı gerçeği söyleyeceğini ve bunu güler yüzle yapacağını gerçekten hisettirerek, ilk 4 gün sonunda, umudumu boşa çıkarmamıştır.

[1] Kalın yazıları ben kalınlaştırdım, gazetede öyle değildi, yanlış anlaşılmasın.
[2] Bunların arasında halen Cumhuriyet‘in de bulunmasını anlayabilmiş değilim, alışkanlık heralde.
[3] Haluk Şahin, Radikal’e yazdığı Taraf’ın ilk günü yazısında “ilk gün çıkarılan gazetenin her zaman ‘en kötü gazete’ olduğunu biliyorum” demiş. Bu tür sorunlar, gerçekten bu “ilk gün sendromu”ndan kaynaklanıyor ise, gerçekten “iyi” bir gazete bizi bekliyor.
[4] Tavırları yakın olan gazetelerden de yazarlarının popülaritesi, “merkez medya”da kabul edilirliğiyle ayrılıyorlar. Birgün’de ÖDP başkan yardımcısı’nın yazdığı kimsenin umrunda olmuyor, ama Ahmet Altan’ı, Yasemin Çongar’ı ciddiye almak zorundalar!
Bu gazeteden bir kat daha umutlu olmamın en büyük sebebi bu zaten.