Posts Tagged ‘yalan’
Mayıs 24, 2009
Ak Parti genel başkanı Recep Tayyip Erdoğan demiş ki:
Yıllar önce farklı etnik kimlikte olanları kovduk, biz de bu hataya düştük.
CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen ise hemen beklenen tepkiyi vermiş:
Türkiye’nin sicilinde etnik kökeninden dolayı yurtdışına kovulan, ihraç edilen bir vatandaş yoktur.
Sonra neden akepelisin diyorlar. Ne olacaktım, cehepeli mi olacaktım?
Yazı kategorisi: siyaset | 5 Yorum »
Tags: ak parti, akp, chp, milliyetçilik, onur öymen, recep tayyip erdoğan, türkiye, yalan
Haziran 4, 2008
Kürt sorununda “yabancı” aracılı çözüme temkinli yaklaşması anlaşılabilirdi. Tarikatçı Sertab Erener komedisini de “eheh” diyip görmezden gelebilirdim. Ama bu haberdeki o cümle, bardağı taşıran son damla oldu:
İslami kesime yakınlığıyla bilinen Taraf Gazetesi.
Amaçları ne bilmiyorum, ama bir çok konuda nispeten yakın görüşü savunan iki gazeteden birinin diğerine böyle bir çamur atması, nasıl desem, “düşündürücü.” BirGün’ün, Taraf’ın “islami kesime yakınlığıyla bilinen” bir gazete olmadığını bilmemesi mümkün değil. O sadece kemalistlerde olan bir “bizden değilsen onlardansın” sanırısı olabilir. Ama buna rağmen yazılan bu cümle, hiç bir şey değilse okura saygısızlık. Güvendiği bir gazetede, başka bir gazetenin “islamcı” olduğunu okuyan biri, artık uzun bir süre o gazeteyi öyle görecektir. Yeniçağ’ın “Ufuk Uras, AKP’ye yakınlığıyla biliniyor.” yazmasından farkı yok bunun. (Hatta bu daha kötü, ortalama Yeniçağ okuru için, AKP, ÖDP’den 10 kat iyidir çünkü)
Bugün itibariyle BirGün’le aramdaki bağ kopmuştur. “Okuduğum 2 gazeteden biri”, “sokakta birinin okuduğunu görünce mutlu olduğum gazete”, “daha fazla kişi tanısın diye okuduktan sonra oraya buraya bıraktığım gazete” değildir artık BirGün. Artık Milliyet neyse, Sabah neyse, BirGün de odur benim için. Daha fazlası değil.
Yazı kategorisi: medya | 9 Yorum »
Tags: birgün, taraf, yalan
Mayıs 30, 2008
Geçen gün, bu seneye kadar en azından 2 günde bir aldığım, hatta zamanında uğruna gecenin 11inde ODTÜ Jandarma yokuşları tırmandığım, Çeşme’de gezmedik gazeteci bırakmadığım BirGün gazetesinin ulusalcımsı tavrının sinirlerimi bozmaya başladığından bahsetmiştim. Dün dehşetle farkettim ki, daha hiç bir şey görmemişiz.
Şu yandaki resme tıklayıp okuyun lütfen. Abdullah Gül’ün Mazhar Alanson, Sertab Erener gibi tarikat şeyhlerini köşke çağırdığını öğrenecek, bunun Erbakan’ın 28 Şubat öncesinde çağırdığı tarikat şeyhleriyle karşılaştırılmasına tanık olacaksınız. Bu arada ülkemiz üzerinde oynanan büyük bir oyun gözlerinizin önüne serilirken, Sertab Erener’in bu oyunun çok önemli bir parçası olduğunu dehşetle farkedeceksiniz!
BirGün! Gazetem! Titre ve kendine gel!
Yazı kategorisi: gazete, medya | 4 Yorum »
Tags: abdullah gül, birgün, gazete, mazhar alanson, medya, paranoya, provokasyon, sertab erener, yalan
Mart 28, 2008
23 Mart Pazar
Taraf Gazetesi, İşçi Partisi’nde el konulan CD’lerden birinde Yargıtay’ın krokisinin bulunduğu bigisini ele geçirir, haberle ilgili bilgileri ertesi gün yayınlanmak üzere İstanbul’daki gazete merkezine fakslar.
24 Mart Pazartesi
Yargıtay krokisi haberi Taraf’ta manşet olur. İç sayfada, Ankara bürosundan faksla gelen kroki ve kroki ile ilgili bilgiler de yayınlanır.
26 Mart Çarşamba
İşçi partisi, 24 Martta Taraf’ta yayınlanmış resimlerde bile üstündeki “TARAF” yazısı ve Ankara bürosunun faks numarası (künyede de yazan faks) belli olan, yani zaten Taraf’tan gönderildiği apaçık belli olan faksın 23 Mart’ta değil de 13 Mart’ta, Taraf merkezine değil de İşçi Partisi genel merkezi’ne gönderildiğini iddia eder. Ama bu belgelerin manşet olmasına kadar geçen 11 günde, ellerinde Taraf gibi en büyük düşmanları, “ikinci cumhuriyetçi, emperyalist uşağı” bir gazeteden gelmiş, “nerelerde güvenlik zaafı olduğu”na kadar ayrıntılı Yargıtay krokisiyle 11 gün oturan İşçi Partisi’nden neden hiç ses çıkmadığı açıklanmaz.(1) Taraf’ın böyle şahane bir komployu kurarken belgeleri mal gibi kendi bürosundan yollayıp, bi de onları faks numaralarını bile silmeden gazetesine basma ihtimali de biraz düşük görünmektedir.
İşçi Partisinin bu saçmalığı medyaya da yansır. Özellikle Karamehmet’in faşist ve tatlısu faşisti gazetelerinde (H.O. Tercüman ve Güneş) yaygara kopartılır, son zamanlarda demokrasiden yana gözüken NTV bile haberi sadece İşçi Partisi kaynaklı verir.
27 Mart Perşembe
Taraf, işin aslını açıklar, bir güzel ayar verir.(2) Faks kayıtlarının da Ankara bürosunda bulunduğu belirtilir.
İşçi Partisi, ayar aldım mutluyum deyip oturacağına alternatif zaman gazetesi yalanlamalari‘nın şahane bir örneğini sunar. (Sondan 7. paragraf)
28 Mart Cuma
Taraf, içinde kroki bulunan cd’nin seri numarasını ve tutanakları kadar yayınlar.
(1) Acaba “liboş” Taraf ile “nasyonal sosyalist” İşçi Partisi birlite Yargıtay’a saldırı mı planlıyordu da Taraf bunları satarak belgeleri yayınladı? Yoksa sadece “belki bir gün işe yarar, dursun” diyerek belgeleri sakladı mı İP?
(2) Aynı gün verilmiş çok şahane başka bir ayar da şurada.
Yazı kategorisi: gazete, medya, siyaset | 2 Yorum »
Tags: ergenekon, gazete, ip, işçi partisi, siyaset, taraf, yalan
Mart 13, 2008
Tıkla da daha yakından bak yandaki resme. Ne güzel di mi? Misssler gibi terörist cesedi, leşi! Ohhh! Bak bak zevk al. Gebermiş hainler! Mehmetçik boş dönmemiş! Şehitlerimizin kanı yerde kalmamış!
Türkiye’nin en kıç bile silinmeyecek gazetesi Halka ve Olaylara Tercüman, yine muhteşem bir habercilik başarısına imza atarak kahraman mehmetçiğin öldürdüğü teröristleri 1. sayfasına taşımış, ama öyle bir taşımak ki, aklın hayalin durur. İnsani olarak iğrençliğinden bahsetmeyeğim hiç, onda TSK ile bile hemfikiriz. Hani TSK “insani değil” diyerek basına terörist cesedi resmi vermeyi reddetmişti ya. Gerçi gerçek sebep bu mu yoksa ellerinde 240 sayısını doğrulayacak resim olmaması mı bilinmez o ayrı, daha önce insaniydi de şimdi mi insani değil, o da merak konusu, neyse. İğrençliğini geçtim, sadece haberin kıçtan sallamalığına değinmek istiyorum.
Bir kere kaynak yok, “Tercüman özel görüntüleri ele geçirdi.” kim geçirdi, nasıl geçirdi, belli değil. Sağolsun en tepeye döşemiş 12 tane ceset, üstünü de mozaiklemiş, rahatsız olmayalım diye herhalde. (Yarım sayfa ceset resmi basıp üstünü mozaiklemek de enteresan bir gazetecilik tabii.) Ama bu cesetler her şey olabilir, 10 yıl önceki bir operasyondan olabilir, hatta dünyada herhangi bir yerdeki herhangi bir katliamdan olabilir. PKK’lı oldularını gösteren hiç bir kanıt yok.
Başka bir resimde de karların üstüne 8-10 tane silah serip resim çekilmiş, bunlar da ölen veya “silahını bırakıp kaçan (o nasıl işse?)” teröristlerinmiş. Heee öyledir kesin.
Bunun yanında, “12″ sayısına dikkatinizi çekmek isterim. “10″, PKK’nın bildirdiği zayiat zaten. Yani PKK, 10 militanını kaybettiğini iddia ediyor. TSK ise “240 teröristi etkisiz hale getirdik” diyor. Tercüman’ın bu haberinde de 12 teröristten bahsediliyor. Kalan 228 teröristin resmi yok Tercüman’da nedense. Hayır, madem böyle muhteşem bir gazetecilik başarısına imza attınız, photoshopta 3-5 tıklamayla 240 yapabilirdiniz onları, tam olurdu.
Çok alakasız (valla) ek bilgi: Bu gazetenin (Ve Güneş’in, ve Akşam’ın) sahibi, geçenlerde Türkiye’nin en zengini olduğunu öğrendiğimiz Karamehmet’tir.
Yazı kategorisi: gazete, medya | 2 Yorum »
Tags: militarizm, savaş, tercüman, yalan
Şubat 19, 2008
28 Şubat’ın 11. yıldönümüne sayılı günler kala, merkez medyada yine bir o dönemlerdeki gibi çarpıtma, abartma ve hatta direk uydurma haber yapma çalışmaları görülüyor. Tek tek hepsini yazmayacağım, çeşitli bloglarda gayet güzel yapılmış zaten. Genel bir özet vereceğim, topluca bir bulunsun diye. Değinmeden geçmeye gönlüm el vermedi.
Varan 1
Tarih: 6 Şubat
Gazete: Hürriyet, Milliyet, Sabah.
Haber: Sünni kadın Yezidilere sığındığı için Sünniler tarafından ezan eşliğinde linç edildi.
Doğrusu: Yezidi kadın, Sünni erkekle evlendiği için Yezidiler tarafından linç edilmiş. Ayrıca bu olay 10 ay önce olmuş ve bu gazetelerde doğru şekliyle yer almış zaten zamanında.
Varan 2
Tarih: 14 Şubat
Gazete: Hürriyet, Milliyet.
Haber: 2 kıza, etekleri kısa olduğu için kezzap atıldı.
Doğrusu: 2 kızda okul üniforması, daha sonra saldırılan 3 kadından birinde normal etek, diğer ikisinde kot pantolon var. (Fazla önemi olmasa da, atılan asit kezzap değil.)
Gerizekalısavar: “Kot pantolonlulara da saldırmış işte amaan bir şey yok” demiyorum, olayın dini gerekçelerle olduğu yönünde bir kanıt yok.
Bonus: Kezzap atılan öğrenci fotoğrafları için tıklayın!
Varan 3
Tarih: 16 Şubat
Gazete: Radikal (Haluk Şahin)
Haber: Bir kadını yalnız diye pastaneye sokmamışlar. Sebep ise; “öyle, sormayın.”
Bu, yalanlanabilecek mertebede bile değil. Ne pastane’nin adı belli, ne sebep. Ayrıca, zaten bu ülkede yüzlerce bar erkekleri “damsız” almıyor, yüzlerce otelde kadın ve erkeklerin havuzları ayrı. Eğer bu konu haber oluyorsa, bütün gazeteler her gün “delikanlıyı bara almadılar” haberleriyle dolu olmalı. (Ben en bi laik üniversitelerimizden ODTÜ’nün bir öğrencisi olarak, kızlar yurdundaki bir arkadaşıma kahve içmeye gidemiyorum yahu, var mı ötesi?)
Bakın nasıl da objektifim bonusu: Bahçelievlerde Allah Paniği.
Tarih: 16 Şubat
Gazete: Hürriyet, Zaman.
Haber: Bir apartmandaki dairelerin kapısına Arapça “Allah” yazıldı.
Zaman gazetesi bunu yalanlamaya çalıştı ama, yalanlama içindeki “olay 5 ay önce olmuştu, komşumuza ise yazı yeni yazılmış” ifadesiyle aslında doğrulamış oldu. Tabii provokasyon amaçlı, karşıt görüşte insanlar tarafından yazılmış olma ihtimali olmakla birlikte, (Zaman, yazı kötü yazıldığı için böyle olduğunu iddia ediyor ama çok zayıf bir iddia bu.) diğer yalan/çarpıtma haberlerin arasında, gerçekten rahatsız edici yegane haber bu. Namazında niyazında insan bile kapısına Allah yazılsa bir tırsar herhalde. Bildiğin faşizm.
Resim: Medya Öldürür, Eleştirel Günlük, Türk Medyası.
Yazı kategorisi: gazete, medya | 2 Yorum »
Tags: darbe, gazete, haluk şahin, hürriyet, laiklik, mahalle baskısı, medya, milliyet, paranoya, provokasyon, radikal, sabah, yalan, zaman
Aralık 27, 2007
Sevan Nişanyan, 1993-1994 yıllarında çok yararlı bir kitap yazmış. Yanlış Cumhuriyet. Çok da güzel anlayabileceğimiz sebeplerden dolayı basıp yayımlamamış ama pdf formatında okuyabiliyoruz şu az önceki linkten. Ekşi Sözlük ‘ten öğrendiğim kadarıyla, yakın bir vakit basılacakmış artık. Hayırlısı.
Atatürk ve Kemalizm üstüne 51 soru, kitabın alt başlığı. Bir takım sorular şöyle:
Atatürk’ün kurduğu rejim demokrasi midir?
Cumhuriyet idaresi demokrasinin vazgeçilmez koşulu mudur?
Harf devrimi Türkiye’de okuryazarlığın yaygınlaşmasını sağlamış mıdır?
Resmi devlet dininin olmayışı, demokratik hukuk devletinin vazgeçilmez bir özelliği midir?
Türkiye Cumhuriyeti laik midir?
Osmanlı devletinde Türkler aşağılanır mıydı?
Atatürk milliyetçiliği din, dil ve ırk unsurlarını dışlar mı?
Milli mücadelede Türk ordusu dünyanın en güçlü ordularıyla savaşmış mıdır?
Emperyalist devletlerin Birinci Dünya Savaşı sonunda emeli Türkiye’yi bölmek, paylaşmak veya işgal etmek miydi?
Milli Mücadele olmasa Anadolu’da Ermenistan kurulur muydu?
Bir çok rahat rahat konuşulamayan konu hakkındaki soruları, çeşitli kaynaklardan, değişik ülkelerdeki uygulamalardan örnekler vererek cevaplamış Nişanyan. Tabuları yıkmış. Beynimize sokulan “Türk’ün Türk’e propagandalarını”, yalanları, paranoyaları çürütmüş. “Ezber bozmuş.” Ufuk açıcı.
Yazı kategorisi: siyaset | 16 Yorum »
Tags: cumhuriyet, demokrasi, kemalizm, kitap, sevan nişanyan, tabu, türkiye, yalan
Kasım 15, 2007
Bu Tercüman hakikaten harikulade bir gazete. Halka ve Olaylara Tercüman‘dan bahsediyorum. Ilıcakların olmayan yani. Daha değişik insanların olan. Ilıcaklarınki “Bugün” oldu zaten. Neyse.
Nedir manşet? “Gazetecilik değil vatana ihanet” Neyden bahediyor? Bilemiyoruz. Star gazetesi (ki hakkında pek iyi düşünmediğimi yazmıştım.) bir şeyler yapmış, ona kızmışlar. Ama ne olduğunu yazmamışlar. Neden? “Hem insanlığa sığmadığı, hem de o konuda yayın yasağı olduğu için.” Yok ya. Ben de yedim “insanlık” bahanenizi. Neyse. Biraz aşağıya indik, “Star’ın iğrenç yayınının ardından Genelkurmay, ‘Dağlıca Tabur Komutanı ile bir üsteğmenin tutuklandığı’ haberrinin tamamen gerçek dışı olduğunu duyurdu.” Eee? Buymuş Star’ın yalan haberi. Yayın yasağını sanırım “tsk açıklaması yayınlamak” şeklinde aşmışlar ama, insanlık ne oldu? Neyse, zaten inanmamıştık o bahaneye. Tercüman? İnsanlık? Eheh…
Star ne yapıyor bilmiyorum, haber doğru mu, yoksa Star tamamen götünden mi sallamış, (ki yapmayacağı şey değil) bilmiyorum. Ama buna neden “vatana ihanet”, “iğrençlik”, “insanlık dışı”, “sözde gazete” yorumları yapılmış ki. Sadece TSK içinde birilerinin tutuklandığı haberi. Doğru veya yanlış. Ne bu celal Tercüman’da, sanki TSK üyesi kimse tutuklanmamış gibi şimdiye kadar? Daha yeni tutuklamadınız mı 8 askeri güle oynaya? Allah allah.
O kara kutunun içindeki “gazetemizi arayan vatandaşlar ot dedi bok dedi” formatını da hep kullanıyor Tercüman. Böyle bir şeylere sinirlenince Tercüman’ı arayan insanlar mı var? Öyle bir adam düşün ki, o gün Star almış, ama çok sadık bir Tercüman okuru. (Star’ı bulmaca için falan almış heralde?) Ve Star’daki yazıya sinirlenmiş, sonra tvde 4 şehit haberini duymuş, telefona sarılıp bu Tercüman’ın nasıl alaka kurduğunu kesinlikle anlamadığım 2 olayı birleştirip, demiş ki; “Star şimdi de sevindik manşeti atsın! Hıh!” Bir adam da değil, büsürü adam, vatandaşlar. Star’a yalancı derken bu kadar lüzumsuz yalan yazmayın yahu bari. Vatandaşlar demiş. Hadi ordan.
Bunları yazıp sinirli stresli “publish” butonuna basıyordum ki, sol altta şahane bir haber gözüme çarptı. 134 safkan Türk İneği dünyaya gelmiş! Web sitesinde bulamadım, gazeteyi alıp 7. sayfasına da bakacak halim yok tabii, ayrıntıları bilemeyeceğim, ama sonuç olarak 134 safkan Türk ineğimiz var artık. Önemli olan da bu. Vatana millete hayırlı olsun. Allah akıl fikir mversin cümlemize. Amin.
Yazı kategorisi: gazete, medya | 1 Yorum »
Tags: çarpıtma, inek, star, star gazetesi, tercüman, yalan
Ekim 25, 2007
İşte Zaman Gazetesi‘nin büyük habercilik başarısı. Haberimizin başlığı Cumhuriyet yazarı, Roj TV’de ‘ayrımcılık’ yaptı.
Cumhuriyet Gazetesi yazarlarından Erdoğan Aydın ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Kazım Genç, önceki akşam bölücü terör örgütü PKK’nın yayın organı Roj TV’ye konuk olarak katıldı.
Programda sürekli olarak Silahlı Kuvvetler aleyhine propaganda yapılması dikkat çekti. Aydın, Türkiye’de sadece Kürt ve Alevi sorununun değil, Sünni ve Türk sorununun da olduğunu öne sürerken programda sık sık Türkiye’de linç kültürünün geliştiği, sokaklarda faşizan sürecin yaşandığı dile getirildi. Roj TV son olarak PKK terör örgütü tarafından kaçırılan Türk askerlerinin ailelerini arayarak görüştürmüştü. Cumhuriyet Kitapları arasında birçok kitabı yayımlanan Erdoğan Aydın, Cumhuriyet Gazetesi’nin ekinde de yazıyor.
Devamlı muğlak ifadeler, “programda sürekli olarak Silahlı Kuvvetler aleyhine propaganda yapılması dikkat çekti“, “programda sık sık Türkiye’de linç kültürünün geliştiği, sokaklarda faşizan sürecin yaşandığı dile getirildi” Cumhuriyet “yazar”ı mı yaptı, dile getirdi, kim yaptı belli değil, belki de adamcağız savundu Silahlı Kuvvetleri. 2 tane de adamın söylediği cümle yazsaydınız da anlasaydık bölücü müymüş neymiş. Hem şu sokaklarda yaşanan durum, Zaman çok mu hoşnut acaba bundan? Hani bu yazı Tercüman’da, Takvim’de, Yeniçağ’da çıksa anlardım da, Zaman’ın orada burada dtp binasına saldırılmasına zil takıp oynadığını hiç sanmıyorum. (Ek: İnternet sitesinde, bu haberin hemen yanında link var işte: Teröre karşı haklı tepki istismar ediliyor, provokasyona dikkat!)
“Roj TV son olarak PKK terör örgütü tarafından kaçırılan Türk askerlerinin ailelerini arayarak görüştürmüştü.” de çok lüzumsuz olmuş, buna bakıp “vay şerefsizler” mi dememiz gerekiyor? Başta zaten demişsin “pkk’nın yayın organı” diye, orada demiştik biz onu.
Asıl bomba ise en sonda. “Cumhuriyet Kitapları arasında birçok kitabı yayımlanan, Erdoğan Aydın, Cumhuriyet Gazetesi’nin ekinde de yazıyor.” Yani adam “cumhuriyet yazarı” falan değil. Muhtemelen arada bir yine adı meçhul “ek”te yazıları çıkıyor. O zaman Aysel Tuğluk bir şey deyince de, “Radikal yazarı şöyle yaptı böyle yaptı” diye haber yapalım. Oh ne güzel. Kitap yayınlama konusuna gelince, bir gazete, zamanında bazı kitaplarını yayınladığı bir yazarın bütün görüşlerinden, hatta katıldığı bütün tv programlarında savunulan görüşlerden sorumlu mudur? Gerçi kendi yazarı olsa da (Oral Çalışlar, Mehmet Altan’la program yapıyor lan.) geçerli bu soru, ama bu daha da acayip.
Son olarak, şu “Vay hain, bebek katilinin yayın organında çıktı!” tavrına değinmek lazım. Roj tv‘de zamanında ak parti milletvekilleri de programlara katılmıştır, Zaman’ın da bunları haber yaptığını sanmıyorum. Yoksa o programlar silahlı kuvvetleri öven, Türk milleti’nin yüce özelliklerinden falan bahseden programlar mıydı? Bilemiyorum, belge yok elimde.
Anlamadığım, ne yapmaya çalışıyor ki Zaman, “bakın ulusalcı gazete aslında bölücü işbirlikçisi” mi demeye çalışıyor? Bunu okuyup gaza gelip “Cumhuriyet tsk aleyhinde propaganda yaptı!” diye cumhuriyet almaktan vazgeçmesi mi bekleniyor “zaman okurları”nın?
Not: Bu etiketlerde “medya” ve “yalan” ne kadar da çok yan yana geliyor. Tuhaf şey…
Yazı kategorisi: gazete, medya | 4 Yorum »
Tags: cumhuriyet, cumhuriyet gazetesi, roj tv, yalan, zaman
Ekim 22, 2007
Dün gece, referandum sonuçları açıklanırken şöyle bir saçmalık vardı, bütün kanallar, sandıkların %40′ı açılmış, henüz sayılmış oy sayısı 11 milyon civarındayken, yani katılım oranı toplam seçmenin (~40milyon) %26’sıyken, referanduma katılım oranını %26 olarak verdiler. Aslında o sandıklarda kayıtlı seçmenlere oranlanıp, ya da en azından orantı kurulup (26 x 100 / 40) %65 olarak verilmeliydi. (Daha bu sırada kanaltürk açmamıştım, neyse ki bir şey kaçırmamışım, muhtemelen daha haberini almamışlar.) Zaman ilerledikçe, açılan sandık oranı arttıkça, katılım oranı da artmaya başladı, sandık %100′ü bulunca katılım da %67,5‘i buldu.
Neyse, saat 7 buçuk civarı, kanaltürk’ü açtım, Tuncay Özkan, duymuş bir yerlerden %32 katılım, (açılan sandık da henüz %50 civarı olsa gerek) esiyor gürlüyor: “Bu referandum sizce kabulse, bizce de kabul!”, yüzünde çizgi filmlerdeki sevinmiş kötü adam bakışı, ağzından fışkıran tükürüklerle, devam ediyor: “%32 ile sınıf başkanı bile seçemezsin!” (Neden?) “Siz kabul edin, siz edin, ama biz, bizkaçkişiyiz platformu olarak, bu referandumu AIHM’e götüreceğiz. Reddediyoruz!” (Bu da ayrı bir yazı konusu, normalde küfredilen kuruma, kendi menfaatine olunca başvurmak/güvenmek, en son “üniversitelerde türban yasağı insan haklarına aykırı değildir” kararından sonra görmüştük.)
Program “ana haber bülteni”ymiş. Araya başka haberler girdi, saat oldu 8.20. Tuncay’cım, %40′a çıkarmış katılımı. (Bu arada hiç bir yerde yazmıyor, sadece söylüyorlar, “referandumu umuramıyoruz” hesabı.) Ama diğer kanallarda %59. Saat 8.35 oldu, hala konuşmakta; “maksimum, olsa olsa %32 olsun, %36 olsun, beni ilgilendirmiyor, halk elinin tersiyle itti.” Bu arada diğer kanallarda katılım %60.5. Tuncay devam; “muhalefet de halka sandığa gitmeyin diyemedi, bu kadar mı halktan uzaksınız!” Ah Tuncay’ım ah, halka kimin ne kadar uzak olduğunu bu sabah öğrenmişindir sanırım. (e dün öğrenmeye niyeti yoktu?) Bir de şimdi çıkar, “bunda bir iş var, nasıl oldu da %32 iken %65 oldu?”, “Hmmm?” falan der. Beklerim. Beklemem mi hiç?
Yazı kategorisi: medya, seçim, siyaset | 5 Yorum »
Tags: referandum, türkiye, tuncay özkan, yalan
Ekim 12, 2007
YTL, şu an en değerli 10. para imiş. Bakınız Star isimli gazetemiz bu müjdeli haberi nasıl vermiş:
TL’den 6 sıfır atılması, ekonomi ve siyasette sağlanan istikrar ortamı ve ekonomideki hızlı büyümeyle yoğun yabancı girişi Türk Lirası’nın reel değerini rekor seviyelere ulaştırdı.
6 sıfır atılmasını belirtmiş, eksik olmasın. Yalnız sanki ekonomideki istikrarla, hızlı büyümeyle falan aynı etkide gibi yazmamış mı? Aynı haberde, yandaki resimde görülüyor ki en değersiz para Zimbabve Doları. 1 YTL, 25.990 ZWD’ye eşitmiş. Hmm. Kaç TL’ye eşit peki? 1.000.000 TL. Evet o diğer faktörler olmasa belki 10. olamayacaktı da 20. olacaktı, lakin 6 sıfır atılmasa Zimbabwe Dolarından bile 36 kat daha değersiz bir para olarak en altta duracaktı. Karşılaştırılabilecek bir şey mi bu?
Tamam, ak parti iyi bir ekonomi politikası uyguluyor olabilir, evet istikrar, yok efendim yabancı sermaye falan, bunlar iyi etkiliyordur muhtemelen. Netekim, 6 sıfır atılmasa bile şu an bir kaç yıl öncesinden çok daha değerliydi TL. Ne bileyim, yaz, ytlye geçildiğinde 20. sıraya fırlamıştık, şimdi 10. sıraya çıktık de mesela, varsa öyle bişey, biz de “uuu, süpermiş” diyelim. Allahım yarabbim, bi de arada genelkurmay bildirisine falan dokundurmuş. “Bildiriye rağmen böyle, yoksa, ohooo” mesajı verilmiş alttan. Bu ne ya? Yapmayın etmeyin. Kısmen haklı olduğunuz konularda bile komik duruma düşmeyin.
Aha al, şu da cila olmuş:
Koalisyon Hükümeti döneminde yaşanan kriz nedeniyle 2001’de bir dip daha gören YTL’nin reel değeri, en yüksek seviyesini Erdoğan Hükümeti döneminde yakalamış oldu.
Eöff. Bu kadar yazılacak konu muydu bu allaasen?
Yazı kategorisi: medya | 5 Yorum »
Tags: yalan
Ağustos 13, 2007
“Melih Gökçek’in yaptıklarından ak parti sorumludur ve kendisini derhal görevden almalıdır.”
“İçişleri Bakanlığı ve valilik, belediye başkanlarını görevden alabilir, almalıdır.”
Bunları diyenler gerçekten bunların olabilirliğine inanıyorlar mı? Bu ülkede, görevden alma (hadi buna istifa etmeyi de ekleyelim) kriterinin “işini iyi yapma” olduğuna gerçekten inanıyor musunuz?
Evet aslında, belki de kriter bu bazen. Ama biraz ters işliyor sanki? Görevini yapıp Yaşar Büyükanıt hakkında iddianame hazırlayan Van Savcısı Ferhat Sarıkaya, halka ne dilde konuşuyorsun diye anket yapıp %72 kürtçe, %24 türkçe, %3 süryanice, %1 arapça sonucunu alınca bu 4 dilde belediyecilik hizmeti vermeye niyetlenen Sur Belediye Başkanı Abdullah Demirbaş görevden alınırken seçimde başarısız olanlar, yolsuzlukları meydana çıkanlar, açık açık suç işleyenler koltuklarında keyif çatmaya devam ediyorlar.
“Avrupada böyle bir skandal olsa bir gün daha görev başında kalamazdı.” Hadi canım? Bu ülkede işler evrensel kriterlere göre yürüseydi, Ulaştırma Bakanı istifa etmiş, Genelkurmay Başkanı 3 kez görevden alınmış, Deniz Baykal 2 kez istifa etmişti. Melih’e falan gelene kadar ohoo…
edit: arapça %4 değil %1′miş.
Yazı kategorisi: siyaset | 15 Yorum »
Tags: askeri vesayet, etik, su, türkiye, yalan
Ağustos 12, 2007
Harikulade insan, ebedi onursal Ankara Büyükşehir Belediye Başkanım Melih Gökçek, “Yağmur duasına ateistler karşı çıkıyor” gibi bir şeyler saçmalamış. Son zamanlarda ülke çapında her an karşımıza çıkan “bizden değilsen onlardansın” yaklaşımına şahane bir örnek vermiş. Sen kalk “Allah’ın işi, Allah’ın bu kadar afet vereceğini öngöremedik, öngören varsa gereğini yapsaydı” diye atıp tut, dalga geçer gibi “tatile çıkın” de, 15 yıllık başkanlığında, ne zamandır söylenen kuraklık tehlikesine karşı kıçını kaldırıp iki boruyu döşeme, sonra çıkıp dua et, halk tabii tepki gösterir. Otur işini yap be adam!
Bir de şu var, “modern” kesimde devamlı (mesela akşam haberleri sırasında, evde) karşılaştığım bir yaklaşım; “keh keh keh, yağmur duası ediyorlar yauuw, hiç olacak iş mi?”. Bu yaklaşımın kaynağı, sanırım “Bak bak dincilere bak, yağmuru bile duayla yağdırıcalar akılları sıra, şeriatı da getirir bunlar yakında” korkusu. “Toplumsal cinnet”in bir etkisi yani. (Diğer bir sebep de elleri aşağıya doğru tutmaları olabilir tabi, alışıldık bir görüntü değil, komik geliyor insana.) Allah allah, sen “oğlum/kızım şu sınavı geçsin” diye dua ediyorsun, “deprem olmasın” diye dua ediyorsun, ama şu sıralarda ülkenin neredeyse yarısının en büyük sorunu olan susuzluğun azalması için yağmur yağmasını isteyen insanlar bunun için dua edince bir Cüneyt Arcayürek, bir Tuncay Özkan (ıssız adaya düşsem yanıma alacağım üç şeyden ikisi) edasıyla, “keh keh” diyorsun? Susuzluktan kırılırken bir umutla camiye giden halka tepeden bakıyorsun? Var mı öyle?
Not: Vurgulayayım, bahsettiğim “keh keh” yaklaşımı, halkın camide dua etmesine karşı olan yaklaşım. Yoksa Melih Gökçek’in “dua edin” demesine ben de derim “keh keh”, daha ağır konuşurum hatta, kalbini kırarım.
Yazı kategorisi: Kategorilenmemiş | 2 Yorum »
Tags: bizden değilsen onlardansın, su, tepeden bakım, yalan
Ağustos 6, 2007

chp’li Gaye Erbatur, meclisteki yemin törenine üzerinde 6 ok işlemeli ceketle katıldı. Aynı şekilde dtp’lilerden biri de mesela sarı bir ceket giyip, üzerine de şu logoyu işleseydi mesela, nasıl bir kıyamet kopardı düşünmek ister miyiz, mesela yani, ha?
Eşit canım herkes. Herkes eşit.
Yazı kategorisi: siyaset | » yorum bırak;
Tags: chp, dtp, eşitlik, yalan
Ağustos 6, 2007
Demirel’in “Karşınızdaki yüzde 53′ü unutmayın” demesine, (ki ayrıca üzerinde durulması gereken, tipik bir “baykal usulü muhalefet”) Tayyip Erdoğan, o fantastik zekasıyla “Biz de biliriz o hesapları. Bu seçimlerde yüzde 84 oy kullanılmıştır. AKP de bunun yüzde 47’sini almıştır. Yüzde 100 üzerinden bunun hesabını yaparsanız, AKP’nin aldığı oy yüzde 55.4′tür” diye cevap vermişti.
Herkes bunu yanlış orantı diye falan yorumladı. Ama hayır. Bak şimdi, Yazının devamını oku »
Yazı kategorisi: seçim, siyaset | 7 Yorum »
Tags: ak parti, yalan